Cherreads

Chapter 28 - ETİN HAFIZASI VE AÇLIĞIN RENGİ

 

Kael, odasının soğuk taş zemininde, kendi teri ve yorgunluğunun oluşturduğu küçük bir gölgenin içinde uyanmıştı.

Gece boyunca tek koluyla yaptığı o inatçı, o vahşi antrenman, bedenindeki son Kudret (Aura) kırıntısını da tüketmişti. Kasları, aşırı yüklenmiş halatlar gibi gergin ve sızılıydı. Ciğerleri, her nefeste körük gibi inip kalkıyor, odadaki oksijeni yetersiz buluyordu.

Ama asıl sorun bu tatlı yorgunluk değildi. Asıl sorun, sağ koluydu.

O grileşmiş, hissiz kütle, hala bedenine bağlı ölü bir dal gibi duruyordu. Dün gece muma odaklanıp alevin rengini griye çevirmeyi başarmıştı ama bu başarı, kolundaki Ruh Kanallarını (sinirleri) onarmamıştı. Sadece zihnine yeni bir kapı açmıştı. Beden ise... beden hala iflastaydı.

"Kalkmaya çalışma," dedi tanıdık, otoriter bir ses.

Kael, başını zorlukla çevirdi.

Annesi Elyra Vael'thra, odanın kapısında duruyordu. Üzerinde her zamanki gibi o derin gece mavisi, rün işlemeli cübbesi vardı. Ama bu sefer elinde yemek tepsisi veya kitap yoktu.

Elinde, obsidyen taşından oyulmuş, içi sıvı dolu garip bir kase ve gümüşi parıltılar saçan, ucu iğne gibi sivri bir Rün Kalemi vardı.

Elyra içeri girdi ve kapıyı arkasından, sanki dış dünyayı tamamen dışarıda bırakmak istercesine ağır bir şekilde kapattı. Kael'in yanına geldi, yere çöktü.

"Halid haklıymış," dedi Elyra, Kael'in terden sırılsıklam olmuş alnını silerken. Sesi yumuşak değil, takdir doluydu. "Büyü yapmayı bıraktın. Eti dövmeye başladın. Bu iyi. Mühür, fiziksel acıyı sever. Onu besler."

Elyra, elindeki kaseyi yere bıraktı. Kasenin içindeki sıvı, koyu kırmızıydı. Kan gibi görünüyordu ama kokusu... kokusu metalik ve elektrik yüklüydü. Bu, Sıvılaştırılmış Mana Özüydü.

"Kolunu uzat," dedi Elyra.

Kael, o cansız, grileşmiş sağ kolunu zorlukla annesine doğru itti.

"İyileştirecek misin?" diye sordu Kael. "Büyüyle mi?"

Elyra acı bir tebessümle oğluna baktı.

"Büyü, masallardaki gibi bir mucize değildir Kael," dedi, rün kalemini o kırmızı sıvıya batırırken. "Büyü, zamanı hızlandırmaktır. Büyü, vücudunu kandırmaktır. Şu an yapacağım şey, kolundaki ölü dokuya 'Sen yaşıyorsun' emrini vermek. Ama bu emri yerine getirmek için gereken malzemeyi ben veremem."

Elyra, kalemin ucunu Kael'in grileşmiş bileğine değdirdi.

"Malzemeyi," dedi Elyra, Kael'in gözlerinin içine bakarak, "sen vereceksin. Kendi etinden, yağından ve kanından."

Ve Elyra, rün kalemini Kael'in bileğine sapladı.

CIZZT!

Kael'in ağzından boğuk bir çığlık kaçtı.

Bu, bir kesik acısı değildi. Bu, donmuş bir uzva kaynar su döküldüğünde hissedilen o yakıcı, zonklayan, delirtici çözülme hissiydi.

Elyra, kalemi derinin üzerinde gezdirmedi; derinin altına, o yanmış ve kömürleşmiş Ruh Kanallarının hizasına doğru yürüttü. Sıvılaştırılmış mana özü, kalemin ucundan Kael'in damarlarına sızdı.

O an, Kael'in kolunun içinde mikroskobik bir savaş başladı.

Mührün (Kızıl Hüküm) normalde dışarıdan gelen her türlü büyüyü bir "Saldırı" olarak algılayıp yutması gerekirdi. Ama Elyra, bu mührün mimarıydı. O, arka kapıyı biliyordu.

Elyra sol elini Kael'in sırtına, o nabız gibi atan dövmenin tam merkezine koydu.

"Tanı," diye fısıldadı Elyra, mühre emrederek. "Düşman değil. Onarım. Filtreyi aç."

Kael'in sırtındaki rünler, anlık olarak kızıl bir ışıkla parladı ve sonra söndü. Mühür, annesinin manasını kabul etti.

İşte o an, Kael'in vücudunda korkunç bir değişim başladı.

Sağ kolundaki grileşmiş deri, sanki altından bir ışık geçiyormuş gibi pembeleşmeye, sonra da ısınmaya başladı. Yanmış sinir uçları, Elyra'nın yönlendirdiği mana ile birbirine yeniden bağlanıyordu. Ama bu bağlantı, havadan gelmiyordu.

Kael, karnında, bacaklarında ve yanaklarında ani bir çöküş hissetti.

Vücudu, kolunu onarmak için gereken devasa enerjiyi, kendi depolarından çekiyordu. Yağ rezervleri saniyeler içinde yakıldı. Kandaki şeker sıfıra indi. Kaslarındaki proteinler parçalanıp koluna taşındı.

Kael'in yanakları çöktü. Gözlerinin feri söndü.

"Açım..." diye inledi Kael. Sesi, bir deri bir kemik kalmış birinin hırıltısı gibiydi. Midesi, sanki kendi kendini sindiriyormuş gibi kasıldı. "Anne... çok açım."

"Dayan," dedi Elyra, işlemi durdurmadan. Alnından terler akıyordu. "Damarları açıyorum. Eğer şimdi durursam, kolun kangren olur. Dayan Kael. Ye onu. İçindeki acıyı ye."

Kael'in sağ kolundaki o siyah, kök benzeri damarlar, yavaş yavaş silinmeye, yerini sağlıklı, mavi ve kırmızı kan damarlarına bırakmaya başladı. Parmak uçlarındaki o ölü his, yerini iğne batması gibi keskin bir karıncalanmaya bıraktı.

Kan akışı geri dönmüştü.

Elyra son rünü çizip kalemi geri çektiğinde, Kael olduğu yere yığıldı.

Nefes nefese kalmıştı. Vücudu titriyordu. Sanki günlerce aç bırakılmış, çölde yürütülmüş gibi bitkindi.

Sağ kolu... Hareket ediyordu.

Kael, parmaklarını yumruk yaptı. Zayıftı, titriyordu ama itaat ediyordu. Gri renk gitmişti.

"Bitti," dedi Elyra, yorgunlukla arkasına yaslanarak. O da tükenmişti. "Kanalları onardım. Ama duvarları hala ince. Bir daha o kadar büyük bir gücü (Tınıyı) oradan geçirmeye kalkarsan, bu sefer patlarlar. Ve ben... patlamış bir damarı dikemem Kael."

Elyra, yanında getirdiği çantadan, yağlı kağıda sarılmış, yoğun kokulu, besleyici bir "Savaşçı Rasyonu" (kurutulmuş et ve rünle zenginleştirilmiş ekmek) ve bir matara çıkardı.

"Ye," dedi Elyra. "Hepsini. Vücudun şu an kendini yiyor. Eğer yerine koymazsan bayılırsın."

Kael, yemeğe saldırdı.

Hayatında hiç böyle bir açlık hissetmemişti. Bu, mide kazınması değildi. Bu, Hayati Zerrelerinin "Yakıt ver!" diye çığlık atmasıydı. Ekmeği çiğnemeden yuttu. Eti parçaladı. Mataradaki şerbetli suyu tek dikişte bitirdi.

Yedikçe, gözlerinin feri yerine geldi. Yanaklarındaki o ani çöküntü hafifledi.

Elyra onu izliyordu. Gözlerinde hüzünlü bir gurur vardı.

"İyileşmenin bedeli budur," dedi Elyra sessizce. "Doğa bedava hiçbir şey vermez. Bir şeyi onarmak istiyorsan, başka bir şeyi feda etmelisin. Bugün yağlarını feda ettin. Yarın... yarın ruhundan parça vermen gerekebilir."

Kael, ağzını silip doğruldu. Sağ elini açıp kapattı. Hala sızlıyordu ama bu "canlı" bir sızıydı.

"Anladım," dedi Kael. Sesi toktu. "Bedelini ödeyemeyeceğim şeyi satın almayacağım."

Elyra ayağa kalktı ve malzemelerini topladı.

"Dinlen," dedi. "Yarın Halid seni tekrar alacak. Ve o adam... o adam benim kadar nazik olmayacak."

Elyra kapıdan çıkarken Kael, annesinin arkasından baktı. "Nazik" kelimesi, az önce yaşadığı o et dağlama seansı için garip bir seçimdi. Ama haklıydı. Annesi onu tamir etmişti. Halid ise... Halid onu kırmaya çalışacaktı.

Kael, sağ yumruğunu sıktı.

"Kırılmayacağım," diye fısıldadı karanlığa.

O gece Kael, rüyasında alevler veya canavarlar görmedi. Rüyasında, sonsuz bir demirci ocağında, kendi bedenini bir kılıç gibi örsün üzerinde dövdüğünü gördü. Her çekiç darbesinde canı yanıyordu ama her darbede biraz daha sertleşiyordu.

Ertesi sabah uyandığında, Kael artık bir çocuk değildi. O, inşası devam eden bir silahtı.

Ve ustası kapıdaydı.

More Chapters