Cherreads

Chapter 17 - MUMLA DANS

BÖLÜM 17: BOZUK FREKANS VE GRİ KİTAP

Kael için zaferin tadı tatlı değildi; metalik, tuzlu ve genzini yakan sıcak bir kandı.

Elyra'nın çalışma odasındaki o ağır, reçine ve eski parşömen kokulu hava, Kael'in ciğerlerine dolduğunda bile başındaki zonklamayı hafifletmiyordu. Az önce muma "Eğil" emrini vermişti. Ateş itaat etmişti etmesine ama bedeli... Bedeli, beyninin içinde patlayan sessiz bir bombaydı.

Kael, elindeki beyaz keten mendili burnuna bastırırken sandalyeye yığıldı. Gözleri kararıyor, kulaklarında tiz, kesintisiz bir çınlama yankılanıyordu. Bu ses, dışarıdan gelen bir ses değildi; Ruh Kanallarının (sinir sisteminin) aşırı yüklenme sonucu attığı bir çığlıktı.

"Burnun kanıyor," dedi Elyra. Sesi, bir annenin endişesinden çok, tehlikeli bir deneyin sonucunu not eden bir baş simyagerin soğukkanlılığını taşıyordu. Masanın çekmecesinden küçük, zümrüt yeşili cam bir şişe çıkardı ve Kael'e uzattı. "İç bunu. Nane özü ve Zencefil kökü. Sinir uçlarını yatıştırır."

Kael şişeyi titreyen elleriyle aldı. Sıvı boğazından aşağı inerken buz gibi bir ferahlık yaydı ama başındaki o basınç hissi, şakaklarını sıkan o görünmez mengene gevşemedi.

"Yaptım..." diye fısıldadı Kael, hırıltılı bir nefesle. Gözlerini, masanın üzerinde hala normal bir şekilde yanmaya devam eden muma dikmişti. "Eğildi anne. Gördün mü? Ateş eğildi."

"Gördüm," dedi Elyra. Masanın etrafından ağır adımlarla dolanıp Kael'in karşısına oturdu. Gözleri, oğlunun solgun yüzünde gezindi. "Ve neredeyse bayılıyordun. Bir mum alevini bükmek için neredeyse beynini kaynatıyordun Kael. Bu bir başarı mı sence?"

Kael başını kaldırdı. Gözlerindeki o altın hare sönükleşmiş, yorgun ve mat bir maviye dönmüştü. Çocuksu bir inatla çenesini dikleştirdi.

"Ama itaat etti. Sen söyledin... 'Hükmet' dedin. Ben de hükmettim."

"Evet," dedi Elyra, parmağının ucuyla mumun erimiş balmumuna dokunarak. "Hükmettin. Ama bir kral gibi değil, bir tiran gibi hükmettin. Gücünü o kadar kaba, o kadar kontrolsüz kullandın ki, evren sana direndi. Ve bu direnç seni kırdı."

Elyra, mumu şamdandan çıkardı ve masanın tam ortasına, Kael'in burnunun dibine koydu.

"Tekrar dene," dedi.

Kael irkildi. Sırtındaki Kızıl Hüküm Mührü, bu emri duyunca omurgasında soğuk bir ürpertiyle kasıldı. "Ne? Ama başım... İçimdeki sesler..."

"Başın ağrıyor çünkü kaslarını yanlış kullanıyorsun," dedi Elyra sertçe. Ses tonunda merhamet yoktu, sadece eğitim vardı. "Zihinsel kaslarını zorluyorsun. Az önce ateşi fiziksel olarak 'Büktün'. Şimdi senden onu 'Değiştirmeni' istiyorum. Rengini değiştir. Ona kendi doğandan, o içindeki okyanustan mikroskobik bir parça ver ve sarıdan maviye dönmesini sağla. Isısını artır."

Elyra parmağını şıklattı. Alev, Kael'in yorgun gözlerinde dans eden, alaycı bir turuncu renkte parladı.

Kael yutkundu. Midesindeki bulantı artmıştı. Ama annesinin gözlerindeki o beklentiyi, o "Potansiyelini göster ya da kaybol" bakışını hayal kırıklığına uğratamazdı.

Derin bir nefes aldı. Ciğerlerini havayla doldurduğunda, sırtındaki Mühür sızladı. Omurgasındaki metal, sahibinin yorgunluğunu biliyor ama itaat ediyordu.

Mavi ol, dedi içinden aleve.

Bu sefer "Eğil" demekten çok daha zordu. Çünkü eğilmek fiziksel bir hareketti; yerçekimine ve rüzgara müdahale etmekti. Renk değiştirmek ise maddenin özüne, Hayati Zerrelerin titreşimine, varoluşun kimyasına müdahale etmekti.

Kael, zihnindeki o karanlık okyanusa, o mühürlü kapıya uzandı. Kapıyı açmadı. Sadece kapının altından sızan o soğuk, ağır, metalik "varlığı" zihinsel parmaklarıyla tuttu ve alevin üzerine yönlendirdi.

Titreş, dedi iradesiyle. Daha hızlı. Daha sıcak. Mavi.

Enerji, Kael'in zihninden çıkıp alevle buluştuğu an, odadaki hava buz kesti.

Ve beklenen olmadı.

Alev mavileşmedi. Alev parlamadı.

Kael'in iradesi ve doğası alevle temas ettiği an, sanki görünmez bir el ateşin boğazını sıkmış gibi alev büzüldü.

Canlı, sıcak, hayat dolu turuncu renk; aniden hasta, solgun ve ölü bir Griye döndü.

"Hayır..." diye fısıldadı Kael. Geri çekmek istedi. "Yanlış yapıyorum."

Ama Kael'in doğası, Void (Hiçlik), bir kez temas ettiğinde bırakmazdı. Kael'in iradesi ateşi "beslemiyor", ateşi "yiyordu". Ateşin var olma sebebini, o kimyasal reaksiyonu, o ısıyı emiyordu.

Gözlerinin önünde, alevin ışığı donuklaştı. Isısı kayboldu. Odanın sıcaklığı düştü.

Ve en korkuncu... Fitil.

Normalde ateş fitili yakar, karartır ve küle çevirirdi. Kül, yanmış maddenin kalıntısıydı.

Ama Kael'in enerjisi fitili yakmadı. Fitili çürüttü.

Sağlam pamuk ipliği, saniyeler içinde yüzyıllardır bir mezarda beklemiş, zamanın dişleri arasında öğütülmüş gibi grileşti, tozlaştı ve moleküler bağları çözülerek olduğu yere, bir toz yığını halinde yığılıverdi.

Alev, PUF diye bir ses bile çıkarmadan, duman bile tüttürmeden, sessizce, sanki hiç var olmamış gibi varoluştan silindi.

Oda yarı karanlığa gömüldü. Sadece dışarıdan gelen sokak lambalarının cılız ışığı içeriyi aydınlatıyordu.

Kael'in eli havada asılı kaldı. Titriyordu.

Sessizlik. Elyra'nın nefes alış verişi bile durmuş gibiydi.

"Mavi olmadı," diye fısıldadı Kael karanlığa. Sesi titriyordu, gözleri dolmuştu. Çocuksu hayal kırıklığı boğazına düğümlenmişti. "Anne... Mavi olmadı. Öldü. Onu öldürdüm."

Elyra, masadaki gaz lambasını yaktı. Işık geri geldiğinde, Kael'in yüzündeki dehşet ifadesini aydınlattı.

Kael, şamdana bakıyordu. Mumun tepesinde artık bir fitil yoktu. Sadece içine doğru çökmüş, gri bir toz yığını vardı. Mumun balmumu kısmı bile, enerjinin değdiği yerden itibaren sararmış, sanki hastalanmış, yaşlanmış gibi pütürlü bir dokuya bürünmüştü.

"Tabii ki mavi olmadı," dedi Elyra. Sesi hayal kırıklığıyla değil, acı bir kabullenişle doluydu. Şamdandaki toza baktı. "Çünkü sen bir element büyücüsü değilsin Kael. Sen ateşi manipüle edemezsin. Sen ateşi, suyun toprağı yuttuğu gibi yutarsın."

Kael ellerine baktı. O küçük, ince, solgun ellere. Damarlarının altındaki o karanlık akışı hissedebiliyordu.

"Ben bir zehirim," dedi. Sesi çatladı. "Dokunduğum her şeyi bozuyorum. Pazar yerinde o çocukları düşürdüm. Şimdi ateşi çürüttüm. Ben hiç... hiç yaratamayacak mıyım? Hiç güzel bir şey yapamayacak mıyım?"

Elyra iç geçirdi. Sandalyesini çekti ve Kael'in tam karşısına oturdu. Ellerini masanın üzerinde birleştirdi.

"Dinle," dedi Elyra. "Güzellik sadece yaratmakla olmaz Kael. Bunu anlamak zorundasın. Diğer çocuklar çamurdan şekiller yapar. Sen... sen çamuru kurutursun. Senin gücün Reddediştir. Var olana 'Hayır' demektir."

Kael'in gözünden bir damla yaş süzüldü. "O zaman ben bir hatayım."

"Hayır," dedi Elyra sertçe. Uzanıp Kael'in çenesini tuttu ve başını zorla kaldırdı. Gözlerini oğlunun gözlerine kilitledi. "Sen bir hata değilsin. Sen bir Dengeleyicisin. Bir orman çok sıklaşırsa, yangın çıkar ve yer açar. Sen o yangınsın Kael. Sen fazlalığı alırsın. Ama..."

Elyra duraksadı. Kael'in gözlerindeki o derin umutsuzluğu, o "Ben neyim?" sorusunu gördü. Bu çocuk, sadece yok etmek istemiyordu. Bir şeyler inşa etmek, kontrol etmek istiyordu. Ve şu anki yetenekleriyle bu imkansızdı.

Elyra ayağa kalktı. Çalışma odasının en kuytu köşesine, kilitli, demir kapaklı, üzeri koruma rünleriyle kaplı bir dolaba yöneldi.

Boynundaki kolyenin ucundaki anahtarı çıkardı. Kilidi açtı. Mekanizma ağır bir klik sesiyle döndü.

Dolabın içinden, tozlu, kalın, koyu gri deriden ciltlenmiş eski bir kitap çıkardı. Kitabın üzerinde hiçbir isim, hiçbir süsleme, hiçbir yaldız yoktu. Sadece kapağında, silinmeye yüz tutmuş, iç içe geçmiş iki çember sembolü vardı.

Elyra kitabı masaya, Kael'in önüne bıraktı.

GÜM.

Kitabın ağırlığı masayı titretti. Etrafa hafif bir toz bulutu yayıldı.

"Bu ne?" diye sordu Kael, gözyaşlarını elinin tersiyle silerek.

"Bu," dedi Elyra, elini kitabın kapağına koyarak, "Senin gibilerin kitabı Kael. Ateşi olmayanların, suyu olmayanların, içi boş olanların kitabı. Başarısızların değil, 'Yöntem Değiştirenlerin' kitabı."

Kael elini uzattı ama dokunmaya çekindi. Kitaptan yayılan aura... tuhaftı. Büyülü değildi. Soğuktu. Tıpkı kendi içi gibi nötrdü.

"Yıllar önce," dedi Elyra, "Çok uzak bir diyarda, hiç manası olmayan bir keşiş yaşamıştı. Herkes büyü yaparken, o sadece izledi. Ateş topu atamıyordu, su çıkaramıyordu. Ve bir gün, bir şeyi fark etti. Büyü yapmak için içindeki gücü kullanmak zorunda değilsin. Eğer dünyanın nasıl titreştiğini, nasıl yankılandığını bilirsen... başkalarının gücünü onlara karşı kullanabilirsin."

Elyra kitabın kapağını açtı. Sayfalar sararmıştı. İçerisi karmaşık geometrik şekiller, dalga boyu çizimleri, açılar ve el yazısı notlarla doluydu.

Kitabın ilk sayfasında, mürekkeple yazılmış tek bir başlık vardı:

TINISIZLARIN EZGİSİ: YANKI PRENSİBİ (THE ECHO PRINCIPLE)

"Bu kitap sana ateş topu atmayı öğretmeyecek," dedi Elyra. "Bu kitap sana, atılan ateş topunun yönünü değiştirmeyi öğretecek. Sana bir taşı en doğru zamanda, en doğru yere atmayı öğretecek. Tıpkı pazar yerinde Jarek'e yaptığın gibi. O gün büyü yapmadın, fiziği kullandın."

Kael, kitaptaki çizimlere baktı. Bir çizimde, bir dağın tepesinden yuvarlanan küçük bir taşın, aşağıda nasıl devasa bir çığa dönüştüğü resmedilmişti. Altında şöyle yazıyordu: Büyük güç harcama. Sadece ilk itişi ver. Gerisini yerçekimi yapar.

"Benim gücüm bu mu?" diye sordu Kael. "Başkasının gücünü kullanmak mı?"

"Senin gücün," dedi Elyra, "Kendi Void doğan ile bu prensipleri birleştirmek. Henüz mumu yakamazsın Kael. Bunu kabullen. Ama mumu söndürebilirsin. Ve daha önemlisi... mumun ne zaman söneceğine sen karar verebilirsin. Sen bir mimar değilsin. Sen bir mühendissin. Bozuklukların mühendisi."

Kael, kitabın sayfalarını çevirdi. Formüller, açılar, insan anatomisindeki zayıf noktalar, elementlerin kırılma indisleri... Bu bir büyü kitabı değildi. Bu bir savaş fiziği kitabıydı.

"Bunu okuyacaksın," dedi Elyra. "Ezberleyeceksin. Çünkü senin bedenin, o Mühür açılana ve sen hazır olana kadar büyü yapmaya uygun değil. Eğer hayatta kalmak istiyorsan, zihnini bir silaha dönüştürmek zorundasın. Başarın bugün gelmeyecek. Belki yıllar sonra gelecek. Ama temelini şimdi atacaksın."

Kael kitabı kapattı. Kapağındaki o soğuk deriyi hissetti.

İçindeki hayal kırıklığı tamamen geçmemişti. Hala parmaklarının ucundan mavi alevler çıkarmak, diğer çocuklar gibi parlamak istiyordu. Ama masadaki o gri toz yığınına, o öldürdüğü muma baktığında, gerçeği kabullendi.

O bir kahraman değildi. O bir felaketti.

Ve bir felaketin, ne zaman ve nereye çarpacağını bilmesi gerekirdi.

"Tamam," dedi Kael. Kitabı kucakladı. Ağırydı. Göğsüne bastırdı. "Okuyacağım."

"Güzel," dedi Elyra. "Şimdi odana git. Ve Kael... bu kitaptan kimseye bahsetme. Özellikle babana. İmparatorluk, manasızların güçlenmesinden hoşlanmaz. Onlar için güç, sadece kandan gelmelidir. Zekadan değil."

Kael başını salladı. Kitabı göğsüne bastırarak ayağa kalktı. Bacakları hala titriyordu ama bu sefer yorgunluktan değil, taşıdığı yükün sorumluluğundandı.

Odasına doğru yürürken, koridorlar ona her zamankinden daha sessiz geldi.

Malik'in o sıcak, basit, topraklayıcı varlığını özledi. Malik'in yanında bu kitaplara, bu teorilere, bu acıya gerek yoktu. Sadece oturmak yetiyordu.

"Yarın," dedi kendi kendine. "Yarın Malik'i bulacağım. Ve ona... ona düşmemeyi öğreteceğim."

Odasına girdiğinde, kitabı yatağının başucuna koymadı. Yastığının altına, en güvenli yere sakladı.

Pencereden dışarı, Solgard'ın ışıklarına baktı. Şehir parlıyordu. Herkesin bir ışığı vardı.

Kael elini cama koydu. Cam, avcunun altında buğulandı ve hafifçe çatladı.

"Benim ışığım yok," diye fısıldadı. "Ama gölgem... gölgem hepinizden daha uzun."

O gece Kael uyumadı. Yastığının altındaki kitabın sertliğini hissederek, tavanı izledi. Başarısız olmuştu. Mumu yakamamıştı. Ama içinde yeni bir ateş yanmaya başlamıştı; bilginin soğuk ateşi.

Ve bu ateş, fitile ihtiyaç duymuyordu.

More Chapters