Cherreads

Chapter 9 - İLK TESTİ: YAPRAK

Zaman, Vael'thra Malikanesi'nin duvarları arasında ağır ve ağdalı bir sıvı gibi akıyordu.

Ameliyatın üzerinden bir hafta geçmişti. Kael için bu bir hafta, yatakta yüzüstü yatarak, sırtındaki o yabancı metalle barışmaya çalışarak geçen uykusuz geceler demekti. Sırtındaki Kızıl Hüküm Mührü, artık ilk günkü gibi deriyi yakan kızgın bir kor değildi. Soğumuştu. Ama bu soğuma, bir ateşin sönmesi gibi değil; lavın donup obsidyene dönüşmesi gibiydi.

Ağırlaşmıştı.

Kael artık yürüyebiliyordu ama her adımı, sanki sırtında görünmez bir demir zırh taşıyormuş gibi hissettiriyordu. Omurgasına kaynayan Sıvılaştırılmış Rün Çeliği, onun ağırlık merkezini değiştirmiş, duruşunu dikleştirmişti. Dört yaşındaki bir çocuğun o sarsak yürüyüşü gitmiş, yerine temkinli, her kasını kontrol etmeye çalışan bir yetişkinin gerginliği gelmişti.

Öğleden sonra güneşi, malikanenin iç avlusundaki yaşlı çınar ağacının yaprakları arasından süzülüp taş zemine düşüyordu. Hava serindi ama Kael terliyordu.

Üzerinde sadece bol, keten bir pantolon vardı. Üstü çıplaktı çünkü hiçbir kumaşın sırtındaki o hassas rünlere sürtünmesine dayanamıyordu. Mühür, güneş ışığında kapkara, yağlı bir metal gibi parlıyordu. Nefes aldıkça göğsü genişliyor, sırtındaki siyah kanatlar milimetrik hareketlerle açılıp kapanıyordu.

"Odaklan Kael," dedi Elyra. Sesi yumuşak ama tavizsizdi. "Gücü hissetmek yetmez. Onu tanıman gerek."

Annesi, çınar ağacının altındaki taş bankta oturuyordu. Kael ise onun karşısında, bağdaş kurmuştu. Aralarındaki mesafe sadece bir kol boyuydu ama Kael için bu mesafe, güvenli bölge ile felaket arasındaki uçurum kadardı.

"Hissediyorum," dedi Kael. Gözleri kapalıydı. "Okyanus... Okyanus cama vuruyor."

Kafasının içindeki o eski, sağır edici gürültü gitmişti, evet. Ama Tını (Mana) yok olmamıştı. Mührün ardında, o siyah metal kapakların hemen arkasında devasa bir basınçla bekliyordu. Kael, kalbinin her atışında o basıncın kapakları zorladığını, sızmak için bir çatlak aradığını hissedebiliyordu.

Elyra elini uzattı ve yerden kurumuş, kahverengi bir çınar yaprağı aldı. Yaprak o kadar kırılgandı ki, sert bir rüzgarda bile toza dönüşebilirdi.

"Gözlerini aç," dedi Elyra.

Kael, biri mavi diğeri altın rengi olan gözlerini araladı. Annesinin avucunda duran o ölü yaprağa baktı.

"Bu senin ilk sınavın," dedi Elyra, yaprağı Kael'in avucuna bırakırken. Kael irkildi. Yaprağın ağırlığı yok gibiydi ama Kael sanki eline bir kor parçası bırakılmış gibi gerildi. "Bu yaprağı havalandır Kael. Dokunmadan. Sadece Tını kullanarak."

Kael yutkundu. "Ya yakarsam?"

"Yakmayacaksın," dedi Elyra kesin bir dille. "Çünkü musluğu sonuna kadar açmayacaksın. Sadece... damlatacaksın. Mührün amacı bu. Okyanusu bir nehir yatağına çevirmek."

Kael derin bir nefes aldı. Ciğerlerine dolan hava, sırtındaki metali gerdi. Ruh Kanalları (sinir sistemi), omurgasındaki o yapay eklentiyle etkileşime girdi.

Zihnini sırtına, kürek kemiklerinin arasına odakladı. Orada, o soğuk düğüm noktasında bir kapı hayal etti. Devasa, paslı, ağır bir kapı. Ve o kapının arkasında kükreyen, köpüren, kızıl-siyah bir enerji kütlesi vardı.

Sadece biraz... diye düşündü Kael. Sadece bir nefeslik.

İradesini kullandı. Bu, fiziksel bir kası sıkmak gibi değildi. Bu, zihninin içindeki görünmez bir eli kullanmak gibiydi. Mührün üzerindeki baskıyı çok, çok hafifçe gevşetti.

VIZZZT.

Sırtından ince, sinek vızıltısına benzer bir ses geldi. Mührün siyah çizgileri anlık olarak kızardı.

Kael'in kolundan aşağıya, omzundan parmak uçlarına doğru sıcak, karıncalandıran bir akım indi. Bu Tınıydı. Ama eskisi gibi vahşi bir sel değildi. Mühür onu süzmüş, inceltmiş ve bir iplik haline getirmişti.

Yine de... Kael için bu "iplik" bile çok fazlaydı.

Avucundaki yaprağa odaklandı.

Enerji parmak uçlarına ulaştığında, Kael elinin titremesine engel olamadı. Avcunun içindeki hava yoğunlaştı. Basınç arttı.

Yaprak kıpırdadı.

"Güzel," dedi Elyra, dikkatle izleyerek. "Şimdi onu kaldır. İtme. Sadece altına gir ve kaldır."

Kael dişlerini sıktı. Alnından bir ter damlası süzülüp burnunun ucuna geldi. O kadar odaklanmıştı ki, dünyanın geri kalanı silikleşmişti. Sadece avcundaki o kuru yaprak ve damarlarındaki o yakıcı nehir vardı.

Tınıyı yaprağın altına yönlendirdi.

Yaprak havalandı.

Avcundan bir santim, iki santim yukarı çıktı. Havada asılı kaldı.

Kael'in yüzünde zafer dolu bir gülümseme belirdi. "Yapıyorum anne! Bak, uçuy..."

Cümlesi yarım kaldı.

Çünkü yaprak uçmuyordu. Yaprak titriyordu.

Kael'in parmak uçlarından sızan enerji, saf bir rüzgar veya telekinetik bir güç değildi. Bu Drasly soyunun mirasıydı. Bu Void (Hiçlik) doğasıydı.

Havada asılı duran yaprağın kenarları, aniden grileşmeye başladı. Yanmıyordu. Alev yoktu, duman yoktu. Sadece... rengini kaybediyordu. Kahverengi doku, hızla soluk bir griye, sonra kirli bir beyaza dönüyordu. Yaprağın kenarları, görünmez bir asit tarafından yeniyormuşçasına içe doğru büzüldü.

"Hayır..." dedi Kael, paniğe kapılarak. Enerjiyi çekmek istedi ama paniklediği an kontrolü kaybetti. Mühürden sızan akış bir damla arttı.

Bu kadarı yetti.

Avcunun üzerinde asılı duran yaprak, sessiz bir PUF sesiyle, aniden incecik gri bir kül yığınına dönüştü ve Kael'in eline döküldü.

Kael, elindeki küle bakakaldı.

Sırtındaki mühür sızladı ve tekrar karardı. Kapı kapanmıştı.

"Yakmadım..." dedi Kael, sesi titreyerek. Gözleri doldu. "Onu öldürdüm. Sadece kaldırmak istemiştim anne. Neden öldü?"

Elyra uzandı ve Kael'in elindeki külü nazikçe temizledi. Yüzünde hayal kırıklığı yoktu; beklediği bir gerçeğin teyidi vardı.

"Çünkü senin gücün bu Kael," dedi Elyra, oğlunun çenesini kaldırıp gözlerine bakarak. "Senin Tını'n, doğası gereği yapıcı değil. O bir rüzgar değil ki yelkenleri doldursun. O bir su değil ki toprağı beslesin."

"Nedir peki?" diye sordu Kael. "Benim gücüm ne?"

"Seninki... sonlandırmak," dedi Elyra. Kelimeleri seçerek konuşuyordu. Dört yaşındaki bir çocuğa, varlığının bir kara delik olduğunu anlatmak zordu. "Senin enerjin, dokunduğu şeyin varoluş bağlarını çözer. Yaprağı yakmadın. Yaprağın 'yaprak olma' halini sildin. Onu temel bileşenlerine, küle ayırdın."

Kael ellerine baktı. O küçük, masum eller, ona birer cellatın araçları gibi göründü.

"Ben asla bir şey yapamayacak mıyım?" dedi Kael. "Ben sadece... bozacak mıyım?"

"Hayır," dedi Elyra. Ayağa kalktı ve bahçedeki bir gülü işaret etti. "Bir heykeltıraş ne yapar Kael? Taşı yontar. Fazlalıkları atar. Yıkarak güzellik yaratır. Sen de öyle olacaksın. Senin gücün yok etmek evet, ama neyi yok edeceğini sen seçeceksin. Düşmanın kılıcını yok edebilirsin. Bir hastalığı yok edebilirsin. Korkuyu yok edebilirsin."

Elyra tekrar oturdu ve cebinden başka bir yaprak çıkardı.

"Tekrar," dedi.

Kael başını iki yana salladı. "İstemiyorum. Yine ölecek."

"Evet, ölecek," dedi Elyra sertçe. "Yüz tane yaprak ölecek. Belki bin tane. Ta ki sen, o asidi bir damlalıkla, milimetrik bir hassasiyetle akıtmayı öğrenene kadar. Eğer bunu öğrenemezsen Kael... bir gün yanlışlıkla Elyndra'ya dokunursun. Ve o zaman kül olan şey bir yaprak olmaz."

Bu sözler, Kael'in kalbine bir bıçak gibi saplandı.

Ablasının, o neşeli, kelebek gibi kızın gri bir toza dönüştüğünü hayal etti. Midesi bulandı. İçindeki korku, yerini soğuk, çelik gibi bir inada bıraktı.

Gözyaşlarını kolunun tersiyle sildi. Elini uzattı.

"Ver," dedi.

Elyra ikinci yaprağı avcuna bıraktı.

Kael gözlerini kapattı. Sırtındaki o ağır, metalik ejderhayı hissetti.

Seni tutacağım, dedi içinden, o karanlık okyanusa. Zerre zerre akacaksın. Ben izin verene kadar nefes bile almayacaksın.

Mühür, sahibinin bu cılız ama kesin iradesi karşısında hafifçe titreşti. Kudret (Aura), yani Kael'in fiziksel yaşam enerjisi, omurgasının etrafındaki kasları sıktı ve mührü destekledi.

İkinci deneme başladı.

Yaprak yine havalandı. Yine titredi. Yine kenarları hafifçe karardı. Ama bu sefer... tamamen yok olmadı. Sadece yarısı küle döndü. Diğer yarısı, Kael'in avcunda, havada asılı kaldı.

Kael terden sırılsıklam olmuştu. Burnu kanıyordu. Ruh Kanalları, bu hassas işlemden dolayı sızlıyordu.

"Yeterli," dedi Elyra, yaprağı alırken. "Bugünlük bu kadar. Yarım yaprak. Dünden daha iyi."

Kael, derin bir nefes vererek banka yığıldı. Güneş batıyordu. Gölgeler uzuyordu.

O akşam, Kael odasında yatağına uzandığında (artık yan yatmayı öğrenmişti), ellerini havaya kaldırdı ve parmaklarının arasındaki boşluğa baktı.

Dünya tehlikeliydi. Ama kendisi, dünyadan daha tehlikeliydi.

Ve bunu kontrol etmek için, o lanetli "Sessizliği" dinlemek zorundaydı.

Sırtındaki mühür, karanlıkta kızıl bir ritimle attı.

GÜM... GÜM...

Dışarıdaki rüzgar, Kael'e yaklaşan fırtınaların, çelik çarpışmalarının ve kırılacak kemiklerin şarkısını fısıldıyordu. Ama Kael hazırdı. En azından, yarım bir yaprağı kurtarabilecek kadar hazırdı.

More Chapters