(Bakış Açısı: Elyra Vael'thra)
Malikanesi'nin çatısını döven o hiddetli yağmur dinmişti. Geriye sadece saçaklardan damlayan suların ritmik, hüzünlü tıpırtısı ve açık kalmış bir pencereden sızan, ozon ile karışık o metalik ıslak toprak kokusu kalmıştı. Solgard, fırtınanın ardından gelen o aldatıcı huzura gömülmüştü. Ancak doğum odasındaki hava, hala gergin bir yay kirişi gibi titriyordu.
Elyra Vael'thra, yatağının başucuna yığılmış yastıklara yaslanmış, kucağındaki kundağa bakıyordu. Bedeni, bir savaştan çıkmışçasına bitkindi. İçindeki Tını (Mana) rezervleri kurumuş bir nehir yatağına dönmüştü. Parmak uçları, yaptığı yasaklı Esir Dokuma işleminin artçı şokuyla karıncalanıyor, Ruh Kanalları sızım sızım sızlıyordu.
Oda temizlenmişti ama o koku... Yanık et, mürekkep ve kadim bir gücün bıraktığı o ağır kükürt kokusu sinmişti duvarlara. Hizmetliler kanlı çarşafları götürmüş, odayı havalandırmış, şömineyi yeniden harlamıştı. Ama Elyra biliyordu; bu odada yaşananlar, duvarların Hayati Zerrelerine işlemişti. Bu taşlar, o geceyi asla unutmayacaktı.
Kucağındaki bebek, Kael, derin bir uykudaydı.
Normal bir bebek gibi uyumuyordu. Göğsü inip kalkarken en ufak bir hırıltı, bir bebek nefesi sesi çıkmıyordu. Sanki havayı solumuyor, ortamdaki sessizliği içine çekiyordu. Elyra, titreyen işaret parmağıyla kundağı hafifçe araladı.
Bebeğin sırtındaki o taze, korkunç mühür...
Kızıl Hüküm Mührü.
Derinin üzerinde bir dövme gibi durmuyordu. Sanki derinin altından büyüyüp yüzeye çıkmış siyah, damarlı bir organ gibiydi. Rünler nefes alıyordu. Kael nefes aldıkça, o siyah çizgilerin içinden çok hafif, kor rengi bir ışık nabız gibi atıyor, sonra sönüyordu. Mühür canlıydı. Ve açtı. Kael'in içindeki o vahşi, sınırsız Tını okyanusunu damla damla içiyor, onu hapsediyor, bedenin parçalanmasını engelliyordu.
"Beni affet..." diye fısıldadı Elyra. Sesi kurumuştu. "Seni yaşatmak için, seni bir kafese koydum."
Kapının ağır gıcırtısı, Elyra'nın düşüncelerini bıçak gibi kesti.
Kapı aralığından küçük, ürkek bir baş uzandı. Sarı saçları dağınık, geceliğiyle uykulu gözlerini ovuşturan küçük bir kız çocuğu.
Elyndra.
Beş yaşındaki abla, fırtınanın gürültüsünden korkup uyanmış olmalıydı. Ama gözlerinde korkudan çok, saf bir merak vardı. Hizmetçilerin "Girmeyin küçük hanım" uyarılarını atlatıp gelmişti.
"Anne?" dedi Elyndra, fısıldayarak. Sesi, o kasvetli odadaki tek sıcak, insani şeydi. "Fırtına bitti mi?"
Elyra, yüzündeki acı ifadesini silmeye çalışarak gülümsedi. Bu gülümseme, yüz kaslarına acı verse de gerekliydi. "Bitti tatlım. Gel."
Elyndra, çıplak ayaklarının parmak uçlarına basarak, sanki yerdeki halıdan bile ses çıkarmamaya çalışarak yatağa yaklaştı. Yatağın kenarına tırmandı ve annesinin kucağındaki o küçük, hareketsiz pakete baktı.
"O mu?" diye sordu. Gözleri kocaman açılmıştı. "Kardeşim mi?"
"Evet," dedi Elyra. "Adı Kael."
Elyndra uzandı, parmağını Kael'in yanağına değdirmek istedi ama sonra tereddütle elini geri çekti. Sanki içgüdüsel olarak, o bebeğin etrafındaki görünmez basıncı hissetmişti. Normal bir bebek gibi süt kokmuyordu Kael. Fırtına sonrası elektriklenmiş hava gibi, ozon ve metal kokuyordu.
"Çok sessiz," dedi Elyndra. "Neden ağlamıyor?"
"Yorgun," dedi Elyra. Yalan söylüyordu. Kael yorgun değildi. O sadece bekliyordu.
Tam o sırada, sanki ablasının sesini duymuş gibi, Kael kıpırdandı. Minik yüzü buruştu, alnındaki damarlar belirginleşti. Ve gözlerini açtı.
Elyndra nefesini tuttu. Elyra ise gerildi, eli istemsizce bir savunma rünü çizmek üzere havalandı ama sonra durdu.
Kael'in gözleri, odadaki loş ışığı yakaladı.
Sol gözü, Vael'thra ailesinin asil mirasını taşıyan, kusursuz bir Safir Mavisiydi. Berrak, sakin ve insanı rahatlatan bir okyanus mavisi. Elyndra o göze baktığında kendini gördü, annesini gördü, güvenli bir limanı gördü.
Ama sağ gözü...
Elyndra o göze baktığında, zamanın durduğunu hissetti.
O bir göz değildi. O, dünyanın kabuğunun altındaki erimiş çekirdeğe açılan bir pencereydi. İris, dikey bir yırtık şeklindeydi; bir kedinin, hatta bir ejderhanın gözü gibi. Rengi, Erimiş Altın ve koyu kehribar hareleri arasında gidip geliyordu. O gözde merhamet yoktu. Çocukluk yoktu. Sadece kadim, vahşi ve aç bir güç, o küçücük irisin içinde dönüp duruyordu. Atasal Tınlaşım, o gözden dışarıya saf bir tehdit olarak sızıyordu.
Elyndra korkması gerektiğini biliyordu. İçgüdüleri ona kaçmasını söylüyordu. Ama kaçmadı. O altın girdabın içinde, yapayalnız kalmış bir ruhun sessiz çığlığını hissetti.
"Gözleri..." dedi Elyndra, büyülenmiş gibi. "Biri senin gibi anne. Diğeri..."
"Diğeri babasına benziyor," dedi Elyra, sesi titreyerek. Bu, tamamlanmamış bir doğruydu. Valdor'un gözleri de böyleydi ama onunkiler sonradan, Drasly mirasını uyandırdığında değişmişti. Kael ise bu lanetle doğmuştu.
Kael, o tuhaf, çift renkli bakışlarını ablasına dikti. Sağ gözündeki altın hare hafifçe parladı. Odadaki hava bir anlığına ağırlaştı, Yük arttı. Şöminedeki ateş büzüştü.
Elyndra, annesinin bile beklemediği bir şey yaptı. Eğildi ve Kael'in alnını öptü.
O an, odadaki basınç aniden dağıldı. Kael'in sağ gözündeki o vahşi parıltı yumuşadı. Mühürdeki sızı azaldı. Bebek, ilk defa huzurlu bir nefes aldı.
"Korkmuyorum," dedi Elyndra, Kael'in minik elini tutarak. "O bir canavar değil anne. O benim kardeşim."
Elyra'nın gözlerinden bir damla yaş süzüldü. Kızının bu saf sevgisi, Kael'in insan tarafını (Mavi Gözünü) besleyen ilk ve en güçlü çapa olacaktı. Elyndra, farkında olmadan Kael'in ilk ve en güçlü Ruhsal Kalkanı olmuştu.
Ancak bu huzurlu an, pencereden gelen tok bir tıkırtı sesiyle bozuldu.
TIK... TIK...
Elyra'nın başı hızla cama döndü. Elyndra irkildi.
Pencerenin dış pervazında, yağmurdan ıslanmış, tüyleri gece kadar kara bir Kuzgun duruyordu.
Bu, Solgard'ın çatılarında yaşayan sıradan çöpçü kuşlardan biri değildi. Tüylerinin arasında, sadece bir büyücünün veya yüksek algıya sahip birinin görebileceği mor, silik rünler parlıyordu. Gözleri bir kuşun anlamsız bakışlarına sahip değildi; zeki, tarayıcı ve soğuktu.
İmparator Valdrin Lyvannis'in "Gözü".
Kuzgun, camın arkasından doğrudan yatağa, Elyra'nın kucağındaki bebeğe bakıyordu.
Elyra'nın kanı dondu. İmparator, Vael'thra malikanesindeki enerji dalgalanmasını hissetmiş olmalıydı. Odanın yalıtımına rağmen, Kael'in doğumu o kadar büyük bir Tını patlaması yaratmıştı ki, Solgard'ın hassas sensörleri bunu bir deprem gibi kaydetmişti.
"Elyndra," dedi Elyra, sesi buz gibiydi. "Kardeşinin yanından çekilme."
Ama asıl tepki, ne Elyra'dan ne de Elyndra'dan geldi.
Kucağındaki bebek, Kael, başını yavaşça cama çevirdi.
O ana kadar sakin duran bebek, kuzgunu gördüğü an değişti. Sağ gözündeki kehribar rengi iris, bir kor parçası gibi alev aldı. Minik bedeni kaskatı kesildi.
Bu bir bebeğin merakı değildi. Bu, bir Yırtıcının tehdidi algılamasıydı.
Kael'in içindeki Kan Hafızası, o kuşun üzerindeki imparatorluk aurasını tanımış ve onu bir düşman olarak işaretlemişti. Drasly soyu, boyun eğmezdi. Gözetlenmeyi kabul etmezdi.
Odada ince, tiz bir çınlama sesi duyuldu. Vitrindeki cam bardaklar titredi.
Kael, elini cama doğru uzatmadı, ağlamadı. Sadece o kuşun üzerine saf, yoğunlaştırılmış bir Öldürme Niyeti (Killing Intent) yolladı. Henüz 1. Çemberi bile açık değildi, aurası yoktu, manasını kullanamıyordu ama İradesi... İradesi doğuştan gelen bir silahtı.
Kuzgun, camın arkasında aniden panikledi. Tüyleri kabardı. Sanki görünmez bir el boğazını sıkıyormuş gibi gagasını açtı ama ses çıkaramadı. Kuşun etrafındaki hava büküldü.
ÇAT!
Pencere camında, tam kuşun baktığı hizadan ince bir çatlak yürüdü.
Elyra dehşet içinde elini Kael'in gözlerinin üzerine kapattı. "Hayır Kael! Dur!"
Annesinin temasıyla Kael'in odağı bozuldu. Sağ gözündeki ışık söndü ve bebek yorgunlukla başını göğse yasladı. O anlık Tını sızıntısı, yeni doğmuş bedenini tüketmişti.
Dışarıdaki kuzgun, serbest kalır kalmaz dehşetle havalandı ve gecenin karanlığına karışarak Saray'a doğru, sahibine rapor vermek üzere uçtu.
Elyra, camdaki çatlağa baktı. Kalbi göğsünden fırlayacak gibi atıyordu. Sadece birkaç saatlik bir bebek, İmparator'un gözcüsünü hissetmiş ve ona saldırmaya çalışmıştı.
Bu çocuk korunmaya muhtaç değildi.
Bu çocuktan dünyanın korunması gerekiyordu.
"Gitti," dedi Elyndra, hiçbir şey anlamamış bir masumiyetle. "Kuş gitti anne. Kael onu korkuttu."
"Evet," dedi Elyra, Kael'i daha sıkı sararken. "Korkuttu."
O gece Elyra Vael'thra, bir karar verdi. Oğlu büyümemeliydi. Güçlenmemeliydi. En azından, o gücü kontrol edecek iradeyi kazanana kadar "zayıf ve hasta" bir çocuk olarak bilinmeliydi. Eğer Solgard onun gerçek doğasını, o kehribar gözün arkasındaki yıkımı görürse, Kael'i beşikteyken öldürürlerdi.
"Bu bir sır Elyndra," dedi kızına dönerek. Sesi mühürleyici bir büyü gibiydi. "Kardeşinin gözleri... Bu bizim sırrımız. Kimse bilmeyecek. Babam bile."
Elyndra, annesinin ciddiyetini hissetti. Küçük parmağını uzattı. "Söz veriyorum."
Dışarıda rüzgar yeniden ulumaya başladı ama bu seferki ses, yaklaşan bir fırtınanın değil, başlayan bir avın habercisiydi. Solgard'ın gözü üzerlerindeydi. Ve o gözün sahibi, İmparator Valdrin, kolay kolay yanılmazdı.
Kael uykusunda huzursuzca kıpırdandı. Rüyasında süt veya anne kucağı görmüyordu. Rüyasında, gökyüzünü kaplayan obsidyen pullu bir ejderha ve dünyayı yakan altın bir alev görüyordu.
Ve o alev, ona fısıldıyordu: Yak...
