10 gün geçti, herkes hâlâ şaşkındı ama Suko dersten sonra yarattığı evrene geri döndü. Normal bir insan gibi araya karıştı. Geçerken güçlü denilecek birine çarptı. Adam sert bir şekilde dedi: "Önüne bak, kör müsün?"
Suko sadece baktı: "?"
Adam geri döndü. "Sen kim olduğumu biliyor musun?"
Suko sakin bir şekilde: "Evet."
Adam şaşırdı. "İyi deme—"
Bir anda suko, zaman kavramında once bir kavramdan önce sıyrıldı. Suko onun yakasından tutup 0.00000000000001 Tempk saniyede evrenden çıkardı ve void'e attı. Adam panikledi: "L-l-l-lan, b-b-b-bırak b-b-beni!"
Suko, tamam der gibi bıraktı. Adam evrene geri düştü. Suko ise kendi evrenine döndü, sınıfa girdi. 10 dakika sonra öğretmen geldi: "Evet çocuklar, bugün matematik çözeceğiz."
Suko, hikâyenin buradaki tüm detaylarını bildiği için hiç katılmadı, ama Lyria ve Kaneki hep katıldı. Ders bitti.
Okulda bir turnuva düzenleniyordu: "Kale Çatışması." Herkes yaratma büyüsüyle kendine bir kale inşa ediyordu. Dayanıklılığı ve iç–dış görünüşü seçiliyordu. Suko, o anda yalnız hissettiği için Kaneki'ye hafızasını geri vermişti. Turnuvaya Suko, Lyria ve Kaneki katıldı. Yaratma işi tamamen Sukodaydı. "Her şeyi bana bırakın, ben hallederim," dedi Suko.
Suko uzun, ağaçlarla dolu bir yere bir kale yarattı. Ama aslında malikâne gibiydi. Diğerleri dışarıdan normal bir kale zannedecekti. Dayanıklılığı tüm evren katmanlarından üstündü, sınırsız ton ağırlığındaydı. Bunu sadece 1 formunun 0.000000001 gücüyle yaptı. Karşıdaki 20 kişi ancak bir kale inşa edebildi, maksimum 1000 ton; Sukoya göre kaldırılması imkansızdı.
Turnuva başladı. Suko öne çıkarak: "O kaleyi tek düşüncede silebilirim, ama adaletsiz olur. O yüzden dövüşeceğim," dedi. Kaleye doğru ilerledi, 1 Formundaydı ve sadece gücünün 0.000000000000000000000000000000000000000000000001'iyle kaleyi kaldırdı, eliyle parçaladı. Herkes yere düştü, teker teker serildi.
Anons: "G-Galiba kazanan B takımı?"
Suko kaleyi yaşadığı malikânenin yanına koydu. Turnuvadaki herkes savaştı; sıra B ve F takımına geldi. F takımı 1.000.000.000.000 ton ağırlığında bir kale inşa etmişti. Suko aynı şeyi yaptı, kazandılar. Madalyalar takıldı ama Suko kendi gerçekliğinden madalyayı sildi.
Akşam oldu. Suko, Lyria ve Kaneki'yi uğurladı, evine gitti ve yattı. Sabah kalktı, tost ve yumurta yedi, sonra okula geri döndü.
Öğle arası geldiğinde Suko, Lyria ve Kaneki bahçede yürüyordu. Hava sıradan görünüyordu ama Suko'nun varlığı her şeyi etkiliyordu; rüzgar onun adımlarına göre yön değiştiriyor, gölge bile onun etrafında şekil alıyordu. Kaneki merakla sordu: "Suko… o güçleri gerçekten neden gösteriyorsun?"
Suko durdu, etrafına baktı. "Göstermek değil, denemek… sınırları bilmek için." Gözleri hafifçe parladı; sınırsız formunun farkında olan tek kişi oydu.
O sırada bahçede bir titreşim hissettiler. Lyria, endişeyle Suko'ya baktı: "Bu… farklı bir şey." Suko sessiz kaldı ve tek bir adım attı. Evrenin dokusu onun etrafında titredi. Çok uzaklardan bir güç dalgası geliyordu; sıradan insanlar bunu hissetmezdi, ama Suko için net bir işaretti: Yeni bir olasılık doğuyordu.
Turnuvadan kalan kalıntılar hâlâ ortadaydı. Suko, ellerini kaldırdı ve hafif bir düşünceyle tüm kalıntıları yok etti. "Hiçbir iz bırakmayacağım," dedi kendi kendine. Kaneki şaşkınlıkla, "Her şeyi… tek bir düşünceyle?" dedi.
Suko sadece başını salladı. "Güç, gösteriş için değildir."
Bir süre sessizlik oldu. Lyria hâlâ ona bakıyor, içten içe hayranlığını gizleyemiyordu. Suko gözlerini gökyüzüne çevirdi; bir an için sanki tüm evren onun zihnine yansıyordu. Prime reality'den outerverse'e, multiverse'den meta-anlatıya kadar her olasılık birer birer zihninde dans ediyordu.
Ardından sessiz bir karar verdi. "Bugünlük yeterli." Kaneki ve Lyria'ya dönüp hafifçe gülümsedi. "Hadi sınıfa dönelim. Daha fazla dikkat çekmek istemiyorum."
Yürürlerken Suko'nun aklında başka bir plan vardı; daha büyük, daha kapsamlı bir sınav, belki tüm outerverse'leri kapsayacak bir test. Ama şimdilik sadece bir gözlem ve kontrol günüydü.
Kaneki, içinden "Suko… bu kadar güç ve hâlâ sakin…" diye geçirdi. Lyria ise sadece sessizce arkasından yürüyordu, kırmızı yanakları hâlâ hafif kızarmıştı.
Suko, kendi sıradışı dünyasına geri dönerken, etrafındaki tüm olasılıkların hâlâ onun kontrolünde olduğunu biliyordu.
