BÖLÜM 212 - ]
Gri Vadi'nin doğu yakası, doğanın kural tanımazlığının ve çürümüşlüğünün bir anıtı gibiydi. Bataklık Hattı (The Mire Line), sadece su ve toprağın karışımı değildi; burası, içine giren her şeyi sindirmek için sabırla bekleyen, yarı akışkan, obur ve yaşayan bir organizmaydı.
Sis o kadar yoğundu ki, güneş ışığı buraya ulaştığında hasta, sarımsı bir renge bürünüyor, aydınlatmaktan ziyade gölgeleri daha belirgin kılıyordu. Havadaki sülfür kokusu geniz yakıcıydı, ancak asıl rahatsız edici olan koku bu değildi; asıl koku, binlerce yıldır burada çürüyen bitkilerin ve umutların yaydığı o tatlımsı, bayıltıcı "vazgeçiş" kokusuydu.
Kael Vael'thra ve Malik Kessir, bu çamur denizinin kıyısında ilerliyorlardı.
Ancak ilerleyişleri, diğer öğrencilerin yaşadığı panik dolu debelenmelere hiç benzemiyordu.
Normalde, bu kıvamdaki bir bataklığa basan bir insan, ağırlığı ne olursa olsun bileklerine, sonra dizlerine kadar gömülürdü. Çamur, bir vantuz gibi botları kavrar, her adımda insanı aşağı çeker ve hareket etmeyi imkansız hale getirirdi. Bu, doğanın yerçekimiyle yaptığı acımasız bir işbirliğiydi.
Fakat Kael yürürken, bataklıktan garip, ritmik ve tamamen yanlış bir ses geliyordu.
TOK... TOK... TOK...
Bu ses, ıslak çamura basan bir botun çıkardığı o vıcık vıcık emilme sesi değildi. Bu, sert bir granite, donmuş bir göle veya demir bir levhaya vurulan çelik tabanlı bir botun sesiydi.
Kael, bataklığın üzerinde yürümüyordu; bataklığı reddediyordu.
Zihninde, Halid İbn Valyr'in o soğuk, rüzgarlı Fırtına Tepesi gecelerinde, donmuş kayaların üzerinde ona öğrettiği "Tınısızların Ezgisi" (Anthem of the Manaless) yankılanıyordu.
"Madde, sadece bir öneridir Kael," demişti Halid, elindeki taşı havada tutarak. "Su, akışkan olduğunu sanır. Toprak, yumuşak olduğunu sanır. Ama senin iraden... senin o 'Boşluk' (Void) doğan, onlara ne olduklarını hatırlatabilir. Onlara 'Sen sertsin' dersen ve bunu yeterince güçlü bir Kudretle (Aura) desteklersen... sana inanırlar."
Kael, her adımında bu öğretiyi pratiğe döküyordu.
Teknik: İrade Bükümü - Sathi Red (Surface Rejection).
Kael, ayağını kaldırdığı an zihnini odaklar ve basacağı noktadaki çamur kütlesine kilitlenirdi. O noktadaki "Akışkanlık" ve "Yutuculuk" kavramlarını, zihinsel bir veto ile iptal ederdi.
Sen sıvı değilsin, derdi iradesi çamura. Sen taşsın. Beni tutacaksın. İçine almayacaksın.
Ve aynı anda, karnındaki Aura Çekirdeğinden bacaklarına, oradan da ayak tabanlarına yoğun, titreşen bir Kudret (Fiziksel Enerji) pompalardı. Bu enerji, botunun tabanında görünmez bir basınç plakası oluştururdu.
Kael ayağını bastığında (TOK), çamur bu ani ve yoğun irade baskısı altında şok geçirir, moleküler düzeyde (hayati zerrelerinde) kilitlenir ve anlık olarak betona dönüşürdü. Kael ağırlığını verip diğer adımını attığında ise, iradesini o noktadan çeker ve çamur tekrar eski, vıcık vıcık haline dönerdi.
Bu bir büyü değildi. Tını (Mana) harcamıyordu. Mührü kapalıydı. Bu, saf irade ve biyolojik enerjinin madde üzerindeki tahakkümüydü. Ancak bedeli zihinseldi; Kael'in şakaklarında ince bir sızı, burnunun direğinde hafif bir yanma vardı. Her adım, bir satranç hamlesi kadar odaklanma gerektiriyordu.
"Bu ses..." dedi Malik, Kael'in arkasından gelirken. Malik, Toprak Aurası sayesinde bataklığın üzerinde "yüzüyor" gibiydi ama Kael resmen bataklığı dövüyordu. "Kaptan, sanki evimizin koridorunda yürüyormuşsun gibi ses çıkarıyorsun. Çamuru korkutuyorsun."
Kael, duraksamadan cevap verdi. Sesi, sisten daha soğuktu.
"Çamur korkmaz Malik. Sadece itaat eder. Ona içine çekme izni vermiyorum. Doğa kanunları, sadece onları kabul edenler için geçerlidir. Ben kabul etmiyorum."
O sırada, sisin sol tarafından, boğuk ve panik dolu bağırışlar duyuldu.
"Yardım edin! Batıyorum! Lanet olsun, bacaklarımı hissetmiyorum!"
Ses tanıdıktı. Bu, sınav girişinde Kael'in zırhıyla dalga geçen, o süslü Rüzgar Büyücüsü çocuklardan biriydi. Adı Lorian'dı sanırım.
Kael ve Malik, sesin geldiği yöne döndüler.
Yaklaşık yirmi metre ötede, bataklığın daha derin ve koyu bir çukurunda, Lorian beline kadar çamura batmıştı. Çocuğun yüzü kireç gibiydi. Ellerinden yeşil rüzgar halkaları (Tını) çıkararak kendini yukarı itmeye çalışıyordu ama yaptığı her hamle, onu daha da aşağı çekiyordu. Panik, mantığını kör etmişti; rüzgarı yanlış kullanıyor, bataklığın yüzeyini dövüyor ve böylece çamurun onu daha sıkı kavramasına neden oluyordu.
Malik, içgüdüsel olarak bir adım attı. "Gidip çekip çıkarayım mı Kaptan? Boğulacak."
Kael, elini kaldırarak Malik'i durdurdu.
"Hayır," dedi Kael. "Oraya girersen, ağırlığınla sen de batarsın. Ayrıca..." Kael, çırpınan çocuğa baktı. "...yanlış yapıyor. Çamurla savaşıyor. Çamurla savaşılmaz. Çamur reddedilir."
Kael, bataklığın üzerinde o sert, ritmik adımlarla (TOK-TOK-TOK) çocuğa doğru yürüdü.
Lorian, Kael'in yaklaştığını görünce gözleri umutla parladı ama sonra o siyah, mat zırhı ve Kael'in yüzündeki o duygusuz ifadeyi görünce umudu korkuya dönüştü. Kael, bataklığın üzerinde batmadan, sanki kaldırımda yürüyormuş gibi geliyordu.
"Yardım et!" diye bağırdı Lorian. "Çek beni! Lütfen!"
Kael, çocuğun üç metre uzağında durdu. Batmıyordu. Sadece duruyordu.
"Neden batıyorsun?" diye sordu Kael. Sesi sakin, hatta meraklıydı. "Zemin seni yutmuyor. Sen, zeminin kurallarını kabul ediyorsun. Ağırlığını ona teslim ediyorsun."
"Ne saçmalıyorsun?!" diye bağırdı Lorian, çamur göğsüne kadar yükselirken. "Bu bataklık! Tabii ki batacağım! Elini uzat!"
Kael, elini uzatmadı.
Onun yerine, sol elini belindeki Gölge Diş'in (kısa kılıç) kınına götürdü. Kılıcı çekmedi. Sadece kını, kemerinden ayırdı ve eline aldı.
"Sana el uzatırsam," dedi Kael, "seni çekerken ben de dengemi kaybedebilirim. Enerji israfı. Ayrıca ellerim kirlenir. Onun yerine..."
Kael, elindeki siyah, mat metal kını, bir orkestra şefinin asası gibi havaya kaldırdı.
İkiz Diş Stili: Hava Formu - "Islık Çalan Sarmal" (The Whistling Coil).
Kael, Kudretini (Aurasını) kol kaslarına ve bileğine yükledi. Ardından, kını bileğinden çevirerek döndürmeye başladı.
İlk başta yavaştı. Sonra hızlandı.
Kın, havada bir pervane gibi dönmeye başladı. Kael'in aurasıyla beslenen hareket, etrafındaki hava moleküllerini yakaladı, sıkıştırdı ve bir girdap oluşturdu.
VIZZZZZ...
Ses, tiz bir ıslığa, ardından boğuk bir kükremeye dönüştü.
Kael, dönen kını, bataklığa gömülmüş çocuğa doğru doğrulttu. Ancak amacı çocuğu itmek değil, onun üzerindeki hava basıncını manipüle etmekti.
"Vakum," diye fısıldadı Kael.
Kael, bileğini sert bir hareketle geri çekti ve kının yarattığı hava tünelini tersine çevirdi.
Oluşan "Vakum Tüneli", çocuğun göğsünün ve başının üzerindeki hava basıncını aniden sıfıra indirdi. Fizik kuralları gereği, yüksek basınçlı yerden (bataklığın altından), alçak basınçlı yere (Kael'in yarattığı boşluğa) doğru bir çekim oluştu.
ŞLUUUUP!
İğrenç, vakumlu bir ses duyuldu.
Lorian, sanki dev bir el tarafından ensesinden tutulup çekilmiş gibi, çamurun içinden yukarı fırladı. Bataklık, avını bırakmak zorunda kaldı çünkü üzerindeki atmosferik baskı kalkmıştı.
Çocuk havada bir yay çizdi, çamurlar saçarak uçtu ve Kael'in arkasındaki daha sert, köklerle kaplı zemine, bir çuval patates gibi düştü.
GÜM.
Lorian, nefes nefese, üzeri baştan aşağı siyah balçıkla kaplı halde yerde yatıyordu. Öksürdü, çamur kustu.
Kael, kınını sakin bir hareketle beline geri taktı. Dönüp çocuğa bakmadı bile.
Malik, gözleri büyümüş bir halde Kael'e baktı.
"Kaptan..." dedi Malik. "Onu resmen... bir şampanya mantarı gibi patlattın."
"Verimliydi," dedi Kael, omuz silkerek. "Fiziksel temas yok. Risk yok. Sadece hava basıncı farkı."
Kael, yerde yatan ve şok içinde titreyen Lorian'ın yanından geçerken duraksadı. Başını hafifçe çevirdi.
"Bir dahaki sefere," dedi Kael, sesi yine o soğuk, eğitmen tonundaydı. "Rüzgar büyüsü yaparken havayı itmeye çalışma. Havanın yerini değiştir. Bataklık seni yutmak istemiyor; sadece sen ona izin veriyorsun. Reddet."
Lorian, cevap veremedi. Sadece, kendisini bataklıktan çıkaran bu siyah zırhlı "Canavar"ın arkasından bakakaldı. Onu kurtarmış mıydı, yoksa üzerinde bir deney mi yapmıştı, emin değildi.
Kael ve Malik, sisin içinde yürümeye devam ettiler. Kael'in adımları (TOK... TOK...) bataklığın sessizliğini ezmeye devam ediyordu.
Malik sırıttı. "Pek nazik değildi."
"Nazik olmak, bataklığa gömülmektir Malik," dedi Kael. "Biz yürümeye devam ediyoruz. Çünkü durursak, kurallar bizi de yakalar."
