Cherreads

Chapter 209 - KIRMIZI KRİSTALLER VE İLK KAN (KAOS)]

BÖLÜM 209 -

Solgard Akademisi'nin Gri Vadi girişindeki o dar, dişli boğazı andıran geçidi, yeşil işaret fişeğinin gökyüzünde zehirli bir duman gibi dağılmasıyla birlikte, bir eğitim sahasından ziyade, baraj kapakları patlamış bir nehre dönüştü. Beş yüz öğrenci... Beş yüz aç, hırslı ve savaşın ne olduğunu kitaplardan okumuş "teorik kahraman", vadinin ilk katmanına doğru kontrolsüz bir sel gibi aktı.

Ses, fiziksel bir darbe gibiydi. Yüzlerce botun donmuş toprağı dövmesi, çıkarılan savaş naraları, heyecandan titreyen sesler ve havada uçuşan büyülerin çıtırtısı, vadinin doğal sessizliğini tecavüz edercesine yırttı.

Kael Vael'thra ve Malik Kessir, bu insan selinin kıyısında, bir nehrin ortasındaki kara kayalar gibi hareketsiz duruyorlardı.

Kael, siyah, mat zırhının içinde kollarını kavuşturmuştu. Sağ gözündeki dikey altın yarık, önündeki manzarayı bir tabloyu inceler gibi değil, bir otopsi raporunu okur gibi tarıyordu. Gördüğü şey cesaret değildi. Gördüğü şey, saf ve filtrelenmemiş bir aptallıktı.

"Bak şunlara Malik," dedi Kael, sesi çevredeki gürültüyü bastıracak kadar net ama bağırmayan o metalik tonundaydı. "Enerji ekonomisinden haberleri yok. Daha ilk yüz metrede ciğerlerinin yarısını boşalttılar."

Malik, devasa cüssesiyle Kael'in yanında bir kule gibi dikiliyordu. Yüzünü buruşturarak önlerindeki kaosu izledi. Bir Ateş Büyücüsü, heyecanla elindeki alev topunu yanlışlıkla yanındaki arkadaşının pelerininin ucuna fırlatmış, küçük bir panik dalgası yaratmıştı. Başka bir yerde, bir Toprak Büyücüsü, zemini sertleştireyim derken kendi takım arkadaşını tökezletmişti.

"Kazanmak istiyorlar Kaptan," dedi Malik. "Aceleleri var. O kırmızı taşlar... şeker dükkanındaki bedava şekerlemeler gibi görünüyor."

Vadinin giriş bölgesindeki bodur, çarpık ağaçların dallarına asılmış, güneş ışığında yakut gibi parlayan yüzlerce "Kırmızı Kristal" (1 Puan), öğrencilerin ilk hedefiydi. Bu kristaller, sınavın en düşük puanlı ganimetleriydi ama "ilk kanı" almanın verdiği o psikolojik tatmin, öğrencileri kör etmişti.

"Bedava şeker yoktur Malik," dedi Kael, dudaklarının kenarında o karanlık, alaycı tebessümle. "Sadece henüz fiyatı söylenmemiş zehir vardır."

O sırada, önlerindeki gruptan ayrılan, üzerinde Vannerya rüzgar desenleri işlenmiş yeşil ipek cübbeli bir öğrenci, grubun önüne geçti. Çocuk hızlıydı; ayak bileklerine bağladığı rüzgar tılsımları sayesinde yerçekimine meydan okuyor, kayaların üzerinden seke seke ilerliyordu.

Kael'in Analiz Refleksi, çocuğu taradı. Hedef: Vannerya Öğrencisi. Hız: Yüksek. Farkındalık: Sıfır. Gözleri sadece ödüle kilitli. Çevresel tarama yapmıyor.

Çocuk, vadinin girişindeki büyük, yosunlu bir kayanın dibinde, sarmaşıkların arasına gizlenmiş gibi duran, ama aslında "Beni Al" diye bağıran parlak bir Kırmızı Kristal'e yöneldi. Kristal, sabah güneşinde o kadar davetkar parlıyordu ki, sanki vadinin geri kalanındaki griliğe inat oraya konmuştu.

Kael'in gözleri kısıldı. Bakışlarını kristale değil, kristalin bulunduğu toprağa indirdi. Zemin... yanlıştı. Kayaların dizilimi doğal değildi. Toprağın rengi, etraftaki gri çamurdan bir ton daha koyuydu. Ve daha önemlisi, Kael'in Kudret (Aura) yüklü duyuları, toprağın altındaki o ince, ritmik titreşimi hissetti. Bir kalp atışı. Yerin altında.

"Durmayacak mısın?" diye sordu Malik, Kael'in bakışlarını takip ederek. Malik de bir şeylerin ters gittiğini hissetmişti; "Demir Deri"si, havadaki tehdit kokusuna karşı karıncalanıyordu. "Çocuğu uyarabiliriz."

Kael, başını hafifçe iki yana salladı. "Müdahale, dersin etkisini azaltır Malik. Ayrıca... o çocuk şu an kulaklarını tıkamış durumda. Açgözlülük en gürültülü duygudur. Sesimizi duyamaz."

Vanneryalı öğrenci, zafer sarhoşluğuyla kristale atıldı. "Buldum!" diye bağırdı çocuk. "İlk puan benim!" Elini uzattı. Parmakları, kristalin soğuk yüzeyine değdi.

Ve o an, tuzak tetiklendi.

Kristal, toprağa bağlı değildi. Kristal, bir canavarın "olta yemi"ydi. Çocuk kristali tuttuğu an, toprağın altındaki titreşim bir depreme dönüştü. *GUUUURÇ!*Zemin, çocuğun ayaklarının altında yarıldı. Toprak ve çamur havaya savrulurken, yerin altından gri, tüysüz ve metalik pullarla kaplı devasa bir Kül Sıçanı (Ash Rat) fırladı. Ancak bu, şehir kanalizasyonlarında görülen o küçük farelerden değildi. Bu, bir kurt büyüklüğündeydi. Dişleri paslı çiviler gibi uzamış, gözleri kör ve beyazdı. Yaratık, kristalin titreşimini bir örümceğin ağındaki sineği hissetmesi gibi hissetmişti.

Vanneryalı öğrenci çığlık atmaya bile fırsat bulamadı. Yaratığın çenesi, çocuğun bacağına, tam kaval kemiğinin olduğu yere kapandı. **KIRT!**Kemik kırılma sesi, vadinin girişindeki o büyü gürültüsünü, kahkahaları ve tezahüratları bıçak gibi kesti. Ses o kadar net, o kadar "ıslak" ve gerçekti ki, yakınlardaki herkesin midesini bulandırdı.

"AAAAAGGGHHH!" Çocuğun çığlığı, bir insan sesinden çok, yırtılan bir metalin sesine benziyordu. Rüzgar büyüsü dağıldı, çocuk yere kapaklandı. Kül Sıçanı, avını bırakmadı; başını sağa sola sallayarak çocuğu sürüklemeye, deliğine çekmeye çalıştı.

Kaos, yerini paniğe bıraktı. Az önce "İlk ben alacağım!" diye koşan öğrenciler, şimdi dehşet içinde geriye kaçışıyor, birbirlerini eziyorlardı. "Canavar! Gerçek canavar!" "Yardım edin! Bacağını koparıyor!" Büyüler havada uçuştu ama çoğu panikle atıldığı için ıska geçti. Bir ateş topu yaratığın sırtındaki zırhlı plakada patladı ama hayvanı durdurmadı, sadece daha da kızdırdı.

Kael, olduğu yerde, kollarını çözmeden manzarayı izliyordu. Yüzünde ne bir korku ne de bir şaşkınlık vardı. Sadece soğuk, not alan bir gözlemcinin ifadesi. Malik dişlerini sıktı, bir adım öne çıkmak istedi. "Kaptan! Ölecek!"

"Ölmeyecek," dedi Kael sakince. Elini Malik'in zırhlı göğsüne koyup onu durdurdu. "Sadece... sakat kalacak. Ve bu, onun için en iyi ders. Bak."

Vadinin kenarındaki gözetmen kulelerinden birinden, mavi bir ışık huzmesi fırladı. Akademi'nin güvenlik protokolü devreye girmişti. Işık, Kül Sıçanı'na çarptı ve yaratığı geriye savurdu. Ardından iki "Kurtarma Büyücüsü" (Rescue Mage) hızla alana inip, kanlar içindeki çocuğu bir enerji balonunun içine alarak yukarı çektiler. Çocuk kurtulmuştu ama sınavı, daha ilk dakikada, kırık bir bacak ve ömür boyu unutamayacağı bir travma ile bitmişti.

Kael, kurtarma ekibinin çocuğu götürüşünü izledi. Sonra bakışlarını, o kanlı çukurun etrafında toplanmış, titreyen diğer öğrencilere çevirdi. "Gördün mü?" dedi Kael. "O kırmızı kristaller puan değil Malik. Onlar peynir. Ve akademi de buraya fareleri salmış. Biz peynir için koşmayacağız. Biz kapanı kuranları avlayacağız."

Malik derin bir nefes verdi. "Haklısın. Ama... sesi kötüydü. Kemiğin sesi." "Kuzeyde o ses ninnidir," dedi Kael, arkasını dönerek. "Burada ise trajedi. Aradaki fark bu."

Kalabalık, saldırının olduğu bölgeden uzaklaşmaya, vadinin daha güvenli görünen batı yamacına doğru kaymaya başlamıştı. Herkes, ağaçların arkasına, açık alanlara kaçıyordu. Kael ise tam tersi yöne, kimsenin bakmadığı, yoğun bir sülfür ve çürük yumurta kokusunun geldiği, sisli ve bataklık bir araziye, Bataklık Hattı'na (Swamp Line) döndü.

"Nereye gidiyoruz Kaptan?" diye sordu Malik, burnunu tutarak. "Orası... orası leş gibi kokuyor." "Aynen öyle," dedi Kael, mat siyah miğferinin vizörünü indirmeden önce. Gözleri, sisin içinde parlayan soluk, sarı ışıkları (daha yüksek puanlı hedefleri) seçebiliyordu. "Kalabalık batıya kaçtı. Gürültü orada. Avcılar gürültüye gider. Biz ise kokuya gideceğiz."

Kael, bataklığın girişindeki o yapışkan, siyah çamura ilk adımını attı. Botu çamura gömüldü ama Kael rahatsız olmadı. "Kötü koku," dedi Kael, Malik'e dönüp sırıtan bir kara mizahla. "İyi haberdir Duvar. Çünkü kimse burnunu bokun içine sokmak istemez. Bu da demektir ki... oradaki her şey bizim."

Malik, devasa balyozunu omzuna attı ve Kael'in peşinden, o yoğun sisin içine daldı. "Bokun içine giriyoruz," diye homurdandı Malik. "Annem bunu duysa beni evlatlıktan reddederdi." "Annen duymayacak," dedi Kael, sisin içinde kaybolurken. "Ama Engerek duyacak. Çünkü onun bahçesine, arka kapıdan giriyoruz."

Arkadaki öğrenci çığlıkları uzaklaşırken, Kael ve Malik, Gri Vadi'nin en tekinsiz, en sessiz ve en tehlikeli bölgesine doğru, iki siyah gölge gibi süzüldüler. İlk kan dökülmüştü. Ama asıl hasat, henüz başlamamıştı.

More Chapters