Cherreads

Chapter 110 - SESSİZLİK VE FIRTINA ÖNCESİ

Solgard'ın üzerine çöken gri bulutlar, şehri altın rengi bir imparatorluk başkentinden çok, paslanmış bir demir yığınına benzetiyordu. Üç gündür aralıksız yağan ince, delici yağmur, malikanenin taş duvarlarını ıslatmış, camlarda bitmek bilmeyen gözyaşı izleri bırakmıştı.

Kael Vael'thra, odasının yüksek kemerli penceresinin önünde, tekerlekli sandalyeye benzeyen, deri kaplı ağır bir koltukta oturuyordu.

Dışarı çıkmıyordu. Yürümüyordu. Sadece izliyordu.

Vücudundaki Hayati Zerreler (hücreler), Elyra'nın cerrahisinden sonra girdiği o derin şoku atlatmaya çalışıyordu ama süreç sancılıydı. Kudret (Aura) rezervleri, kurumuş bir kuyu gibiydi. Bedeninin dibinde, o biyolojik ateşin olması gereken yerde, sadece soğuk bir kül yığını kalmıştı.

Sağ kolu, kucağında hareketsiz duruyordu.

O siyah damarlı, yarı-metalik uzuv, yağmurlu havada daha da huzursuzdu. Havadaki nemin taşıdığı mikroskobik Tını (Mana) partiküllerini, bir paratonerin yıldırımı çekmesi gibi kendine çekiyordu. Kael, kolunun içinde sürekli gezinen karıncalanmaları, iğne batmalarını hissedebiliyordu.

Sızlıyor, diye düşündü Kael, dişlerini sıkarak.

Sızı, kemikten gelmiyordu. Sızı, Mühürden geliyordu.

Sırtındaki Kızıl Hüküm Mührü, son birkaç saattir garip bir ritim tutturmuştu. Alışık olduğu o "açlık" veya "uyarı" titreşimi değildi bu. Daha sinsi, daha alçak frekanslı bir vızıltıydı. Sanki çok uzaklarda, yerin altında devasa bir çark dönmeye başlamış ve titreşimi Kael'in omurgasına kadar ulaşmıştı.

"İlaç saati," dedi Malik'in sesi.

Kael irkilerek başını çevirdi. Malik, elinde dumanı tüten bir kaseyle kapıda duruyordu. Devasa çocuğun yüzü, son günlerde hiç olmadığı kadar asıktı. Gözlerinin altında uykusuzluk halkaları vardı. Sadece Kael için değil; babası Kessir için de endişeleniyordu.

"İçmem," dedi Kael, başını tekrar cama çevirerek. "Tadı çamur gibi. Ve işe yaramıyor. Sadece uyutuyor."

Malik odaya girdi, kapıyı ayağıyla iterek kapattı. Kaseyi Kael'in yanındaki sehpaya, o günlerdir dokunulmamış kitap yığınının üzerine bıraktı.

"İçeceksin," dedi Malik. Sesi itiraz kabul etmez bir tondaydı. "Annenin emri. İçindeki o... şeyi... sakinleştiriyormuş."

"Sakinleşmiyor," dedi Kael, sağ elini (o siyah pençeyi) hafifçe kaldırarak. Parmakları istemsizce titredi. "Dinlemiyor Malik. Sürekli... bir şey arıyor. Sanki havada bir koku almış gibi."

Malik, pencerenin kenarına oturdu. Dışarıya, şehrin sanayi bölgesine, o gri dumanların yükseldiği yere baktı.

"Hava ağır," dedi Malik. "Fırtına geliyor olabilir. Babam hep der ki; 'Fırtına gelmeden önce demir terler.' Senin kolun da belki onu hissediyordur."

Kael, Malik'in baktığı yere baktı.

Sanayi Bölgesi. Kessir'in Atölyesi'nin olduğu yer.

O yöne baktığı an, sırtındaki Mühürden keskin, sıcak bir sancı saplandı omurgasına. Kael nefesini tuttu, eliyle göğsünü kavradı.

"Ahh..."

"Kaptan?" Malik hemen yerinden fırladı. "Ne oldu? Yine mi kriz?"

"Hayır," dedi Kael, nefes nefese. "Sadece... bir batma. Geçti."

Kael yalan söylüyordu. Geçmemişti. O sızı, bir uyarıydı. Void (Hiçlik) doğası, yaklaşan "Kötü Niyeti" seziyordu. Ancak Kael, vücudunun o kadar çok parçası ağrıyordu ki, bu spesifik sızıyı ayırt edemiyordu. Bunu, iyileşme sürecinin bir yan etkisi, Ruh Kanallarının yeniden örülmesinin sancısı sanıyordu.

"Baban nasıl?" diye sordu Kael, konuyu değiştirmek için.

Malik duraksadı. Yüzüne gölge düştü.

"Çok çalışıyor," dedi Malik. "Son günlerde atölyeden hiç çıkmıyor. Gece gündüz demir dövüyor. 'Oğlunun hayatını kurtaran o çocuğa bir borcum var' deyip duruyor. Senin için bir şey yapıyor Kaptan. Yeni bir zırh parçası sanırım. Ya da o kolun için bir destek."

Kael'in içi sızladı. Kessir Usta... O aksi, o sert adam, Kael için uykusuz kalıyordu.

"Ona söyle... dinlensin," dedi Kael. "Benim acelem yok. Ben... ben hiçbir yere gitmiyorum."

Malik zoraki gülümsedi. "Söylerim. Ama Kessir Orm'u bilirsin. Çekici elinden alırsan, adamın nefesi kesilir."

Oda tekrar sessizliğe gömüldü.

Ama bu sessizlik huzurlu değildi. Dışarıdaki rüzgarın uğultusu, Kael'in kulaklarında fısıltılara dönüşüyordu. Sanki rüzgar, şehrin sokaklarında dolaşan sinsi adımların sesini taşıyordu.

Solgard'ın Sokaklarında – Aynı Anlar

Kael'in penceresinden gördüğü o gri sisin altında, şehrin dar ve çamurlu sokaklarında, gölgeler hareket halindeydi.

Bunlar, Riza'nın elit suikastçıları değildi. Onlar çok pahalıydı ve çok temiz iş yaparlardı. Engerek'in bu iş için seçtiği adamlar, Solgard'ın kanalizasyonlarından toplanmış, Kudretleri (Auraları) zayıf ama vicdanları olmayan sokak fareleriydi.

"Kundakçılar."

Ellerinde, simyasal yağlarla dolu tulumlar ve paçavralara sarılmış meşaleler taşıyorlardı. Hedefleri belliydi. Sanayi Bölgesi'nin sınırında, bacası hala tüten o eski taş bina.

Kessir'in Atölyesi.

Engerek'in emri basitti: Öldürmek zorunda değilsiniz. Ama ayakta taş bırakmayın. Çocuğun sığınacağı limanı yakın.

Tekrar Vael'thra Malikanesi

Kael, gece yarısına doğru yatağına geçtiğinde, sızı dayanılmaz bir hale gelmişti.

Sağ kolu, o siyah damarlı "İletken", yorganın üzerinde zonkluyordu. Kael, kolunu buz gibi soğuk hissediyordu ama Malik dokunsa, ateş gibi yandığını söylerdi.

"Neden susmuyor?" diye fısıldadı Kael karanlığa.

Gözlerini kapattı.

Zihninin içinde, o karanlık okyanusun yüzeyinde dalgalar vardı. Mühür, dışarıdaki tehdidi, o yaklaşan "Yıkım Niyeti"ni (Killing Intent) algılıyor ve sahibini uyarmaya çalışıyordu.

Tehdit... Yaklaşıyor... Ateş...

Ama Kael bu sinyalleri okuyamıyordu. O sadece kendi acısına odaklanmıştı. Bu sinyalleri, vücudunun ona ihaneti olarak görüyordu.

"Yeter artık," dedi Kael, dişlerini sıkarak. Sol eliyle, sızlayan sağ omzunu ovaladı. "İyileşmek istiyorum. Sadece... sessizlik istiyorum."

Kael, komodinin üzerindeki o acı ilacı, Malik'in getirdiği sakinleştirici şerbeti tek dikişte içti.

İlaç, boğazından aşağıya uyuşturucu bir serinlik yaydı. Mührün çığlıkları boğuklaştı. Zihnindeki o uyarı sinyalleri, kimyasal bir sisin içinde kayboldu.

Kael, derin ve rüyasız bir uykuya daldı.

Ama uyumaması gerekiyordu.

Çünkü dışarıda, Kessir Usta son çekiç darbesini vururken, atölyenin kapısının altından içeriye sızan o keskin, yanıcı sıvı kokusunu henüz fark etmemişti.

Kael uyurken, kaderinin ipleri bir kez daha, bu sefer ateşle düğümleniyordu. Sessizlik bitmişti. Fırtına, kapıdaydı.

More Chapters