Cherreads

Chapter 108 - ENGEREK'İN RAPORU VE YALNIZLIĞIN TOHUMU

Solgard'ın altın kulelerinin altında, kanalizasyon sistemlerinin ve unutulmuş sarnıçların da derininde, şehrin haritalarında yer almayan bir damar ağı uzanırdı. Burası, ışığın bile girmeye korktuğu, havanın simyasal atıklar ve çürümüş hayallerle ağırlaştığı "Gölge Loncası"nın kalbiydi.

Bu kalbin merkezinde, duvarları Yalıtım Rünleri ile kaplı, sessiz ve steril bir çalışma odası bulunuyordu.

Lord Malakor –ya da gerçek ve unutulmuş adıyla Valdor Vael'thra– masasının başındaydı. Önünde, Kael'in anatomisine dair çizimler, çalınan kan örneklerinin analizleri ve Solgard'ın enerji hatlarını gösteren parşömenler duruyordu.

Oda sessizdi. Ta ki ağır demir kapı, metalik bir iniltiyle açılana kadar.

İçeriye Riza girdi.

O zarif, o dokunulmaz, o gölgelerin içinde dans eden suikastçıdan eser kalmamıştı. Riza, bir hayalet gibi değil, yaralı bir kurt gibi yürüyordu. Sol eliyle yüzünün yarısını kapatan, kanın sızıp koyulaştırdığı bir sargıyı tutuyordu. Nefes alışverişleri düzensizdi; her nefeste ciğerlerinden hırıltılı bir ses geliyordu. Göğsündeki paha biçilmez ejder derisi zırh, ortadan ikiye, sanki görünmez bir pençe tarafından yırtılmış gibi yarılmıştı.

Engerek, başını kaldırmadı. Elindeki tüy kalemle parşömene bir not düşmeye devam etti.

"Geciktin," dedi Engerek. Sesi, kadife üzerine dökülen zehir gibiydi; yumuşak, akıcı ama öldürücü. "Ve yalnızsın. Anomali nerede?"

Riza, masanın önüne geldiğinde dizlerinin üzerine çökmedi. Bir sandalyeye yığılır gibi oturdu. Bu saygısızlık değildi; bu, ayakta duracak Kudret (Aura) rezervinin kalmadığının ilanıydı.

"Anomali..." dedi Riza, sesi boğuktu. Sargıyı yüzünden hafifçe araladı.

Engerek, kalemi bıraktı ve başını kaldırdı.

Riza'nın sol yanağı, elmacık kemiğinden çenesine kadar, iğrenç, morarmış ve kapanmayan bir yarıkla ayrılmıştı. Yara, bir kılıç kesiği gibi temiz değildi. Sanki oradaki et, yüksek basınçlı bir asitle eritilmiş veya uzaydan silinmiş gibiydi. Yaranın kenarlarındaki Hayati Zerreler (hücreler) ölmüş, grileşmişti. Kulağının ucu yoktu.

Engerek'in farklı renkteki gözleri (Biri Zehir Yeşili, diğeri Toksik Mor) parladı. Ayağa kalktı ve Riza'nın yanına süzüldü. Yaraya dokunmadı, sadece kokladı.

"Ozon," dedi Engerek, büyülenmiş gibi. "Yanık et ve... hiçlik."

"Büyü yapmadı," dedi Riza. Gözlerinde saf bir dehşet ve inanamama vardı. "Lordum, o çocuk büyü yapmadı. El işaretleri yoktu. Sözcük yoktu. Manasını dışarı akıtmadı."

Riza titreyen elini göğsündeki zırhın yarığına götürdü.

"Kılıcını kınına soktu. Bekledi. Ve sonra... sonra kendini patlattı. Kendi kolunu namlu yaptı. O çocuk bir büyücü değil Efendim. O bir bomba."

Engerek, duyduklarından memnun olmuşçasına gülümsedi. O soluk, yılan derisi gibi pürüzsüz yüzünde beliren bu gülümseme, Riza'nın yarasından daha korkutucuydu.

"Sıkıştırma..." diye fısıldadı Engerek. "Mehmed Arslan'ın teorisi. Ama bir çocuğun bedeninde... Kendi uzvunu feda ederek..."

Engerek masasına döndü. Çekmeceden küçük, yeşil bir şişe çıkardı ve Riza'ya fırlattı.

"İç bunu. Yarayı kapatmaz ama çürümeyi durdurur. O yara... o yara bir imza Riza. Taşıyıcısının doğasını mühürleyen bir imza."

Riza şişeyi havada yakaladı ve tek dikişte içti. Yüzündeki acı ifadesi biraz olsun gevşedi.

"Ne yapacağız?" diye sordu Riza. "Onu öldürmemi mi istiyorsunuz? Şu an revirde. Savunmasız. Kolu koptu. Tek bir gölge adımıyla işini bitirebilirim."

"Hayır," dedi Engerek sertçe. Sesi odada bir kamçı gibi şakladı. "Ona dokunmayacaksın. O benim Hasat'ım. Henüz olgunlaşmadı."

Engerek, penceresiz odada volta atmaya başladı. Cübbesinin etekleri yerde sürünüyordu.

"Kolunu feda etti... Demek iradesi bedeninden güçlü. Ama zayıf noktası bedeni değil Riza. Zayıf noktası, o feda etme dürtüsü."

Engerek durdu ve duvardaki Solgard haritasına baktı.

"Onu öldürürsek, sadece bir ceset elde ederiz. Ama onu kırarsak... onu şekillendirebiliriz. O çocuk, bağlarından güç alıyor. O devasa kalkan (Malik), o ışık saçan prenses (Sera)... Onlar Kael'i insan tutuyor. Onlar Kael'in çapasını atıp durduğu limanlar."

Engerek, parmağını haritada bir noktaya koydu. Vael'thra Malikanesi'ne değil. Daha aşağıya, sanayi bölgesinin sınırına.

"Limanları yakacağız," dedi Engerek.

Riza kaşlarını çattı. "Malikaneyi mi? Elyra Vael'thra orayı bir kaleye çevirdi. Oraya sızmak intihar olur."

"Hayır," dedi Engerek. "Malikane onun evi değil. Orası onun hapishanesi. Onun evi, o demircinin dükkanı. O isli, sıcak, insan kokan yer. Kendini güvende hissettiği, 'normal' hissettiği yer."

Engerek, Riza'ya döndü.

"Kael şu an yaralı. Arkadaşları korkmuş durumda. Bu, tohumu ekmek için en iyi zaman. Ona sığınacak bir liman bırakma Riza. Evini yak."

"Kessir'in Atölyesi," dedi Riza, anlayarak. "Demircinin yeri."

"Evet," dedi Engerek. "Ama bunu Gölge Loncası olarak yapma. Basit, adi bir kundaklama gibi görünsün. Bir kaza. Ya da bir sokak çetesi işi. Kael'in koruyamayacağı, gücünün yetmeyeceği bir felaket olsun. Onu çaresizlikle baş başa bırak."

Engerek, masanın üzerindeki Kael'in çizimine baktı. Çizimdeki çocuğun sırtındaki mühür detaylıca işlenmişti.

"Onu yalnızlaştıracağız," dedi Engerek, kendi kendine konuşur gibi. "Dostlarını koruyamadığını hissettiğinde, insanlığından vazgeçecek. Ve insanlığından vazgeçtiğinde... sadece benim silahım olacak."

Riza ayağa kalktı. Şişedeki iksir etkisini göstermiş, duruşu düzelmişti.

"Emredersiniz Lordum," dedi. "Ateş bu gece yakılacak."

Riza gölgelerin arasına karışıp kaybolduğunda, Engerek masasına oturdu. Parmağını, Kael'in çizimindeki o sağ kolun, şimdi kopmuş olması gereken o kolun üzerine koydu.

"Kırıl, oğlum," diye fısıldadı. "Kırıl ki, seni daha sağlam bir şekilde yeniden yapabileyim."

Yeraltındaki o karanlık odada, sadece tüy kalemin kağıda sürtünme sesi ve Engerek'in o hasta, planlı nefes alışverişi kaldı. Yukarıda, Solgard uyuyordu ama kabus, şehrin altına çoktan yerleşmişti.

More Chapters