Cherreads

Chapter 81 - KRİSTAL SALONDAKİ SESSİZLİK

Siyah lake kaplamalı, üzerinde gümüş Vael'thra arması bulunan at arabası, İmparatorluk Sarayı'nın "Yüksek Kabul Kapısı"ndan içeri girdiğinde, saat kulesinin çanları akşamın sekizini vuruyordu.

Kael, kadife koltukta otururken üzerindeki sert, kolalı, boğazını sıkan resmi kıyafetin yakasını çekiştirdi. Garnizonun tozlu, kan kokan havasından çıkıp, sadece birkaç saat içinde parfümlü, steril ve gergin bir atmosfere girmek, vücudunda fiziksel bir şok etkisi yaratmıştı. Halid'in sopasının kemiklerinde bıraktığı sızı hala taze, Kızıl Hüküm Mührü ise yaklaşan politik tehdide karşı tetikteydi.

"Omuzlarını dik tut," dedi annesi Elyra, karşısındaki koltuktan. Gözlerindeki turkuaz Rün Işığı , arabanın loşluğunda sönük bir fener gibi parlıyordu. "Saray, zayıf duruşu kan kokusu alan köpekbalığı gibi sezer."

"Bu kıyafet," dedi Kael, huzursuzca kıpırdanarak. "Zırhtan daha ağır. Hareket edemiyorum."

"Bu bir kamuflaj Kael," dedi Elyra. "Bu gece savaşçı değilsin. Bu gece, İmparatoriçe'nin 'Tehlikesiz' olduğuna inanması gereken bir soylu çocuğusun. İçindeki canavarı o süslü kumaşların altına göm."

Araba durdu. Kapı, sapsarı üniformalı bir uşak tarafından açıldı.

Özel Hane Yemek Salonu.

Burası bir yemek odasından çok, ışığın ve sessizliğin mabedi gibiydi. Duvarlar, Kuzey'in derinliklerinden çıkarılan ve ortamdaki en ufak bir Tını (Mana) dalgalanmasını bile yansıtan Yıldız Kristali panellerle kaplıydı. Tavandaki avize, donmuş bir şelale gibi masanın üzerine akıyordu.

Masa, tek parça obsidyenden oyulmuştu. Simsiyah, pürüzsüz ve soğuk.

Kael, annesinin gösterdiği yere oturduğunda, karşısındaki sandalyenin dolu olduğunu gördü.

Prenses Sera Lyvannis.

Sera, üzerinde uçuk mavi, gümüş işlemeli bir elbiseyle oturuyordu. Saçları özenle taranmış, yüzüne pudra sürülmüştü ama Kael'in dikkatini çeken şey bu süslemeler değil, kızın gözlerindeki ifadeydi. Bahçedeki o meraklı, cıvıl cıvıl kız gitmiş; yerine gergin, parmaklarıyla oynayan, omuzlarında görünmez bir yük taşıyan biri gelmişti.

Kael'i gördüğünde, Sera'nın yüzü bir anlığına aydınlandı. O sahte saray maskesi düştü.

"Geldin," dedi Sera fısıltıyla, protokolü unutarak. "Annem... geleceğinden emin değildi."

Kael başıyla selam verdi. "Davetiniz bir emirdi Prenses."

O sırada, salonun ana kapısı açıldı ve içeriye ışığın kendisi girdi.

İmparatoriçe Aeliana Lyvannis.

Kadın yürümüyor, süzülüyordu. Yaydığı aura o kadar baskın, o kadar saftı ki, Kael sırtındaki Mührün istemsizce büzüştüğünü hissetti. Aeliana masanın başına geçti. Elyra ayağa kalkıp reverans yaptı. Kael de onu taklit etti ama hareketleri tutuktu. Halid'in eğitimi kaslarını sertleştirmişti; zarafet, şu an sahip olduğu bir yetenek değildi.

"Oturun," dedi Aeliana. Sesi, kristal bir kadehe vurulan gümüş kaşığın sesi gibi çınladı.

Yemek servisi, gölge gibi sessiz hizmetkarlar tarafından yapıldı. Tabaklarda ne olduğu Kael'in umurunda değildi. Midesi düğüm düğümdü.

"Duyduğuma göre," dedi İmparatoriçe, zarifçe kadehini kaldırarak, "Bugün Garnizon'da ilginç bir gün geçirmişsiniz Kael Vael'thra."

Kael yutkundu. "Eğiticiydi Majesteleri."

"Halid İbn Valyr," dedi İmparatoriçe, sanki ağzında kekremsi bir tat varmış gibi ismi telaffuz ederek. "O barbarın yöntemleri... tartışmalıdır. Seni kırdı mı?"

Elyra araya girmek için nefes aldı ama Aeliana elini kaldırarak onu susturdu. Cevabı Kael'den bekliyordu.

"Kırmadı," dedi Kael, dürüstçe. "Sadece... neyden yapıldığımı test etti. Ve malzeme, çekice dayandı."

Sera başını kaldırdı, gözleri parlıyordu. Annesine döndü. "Sana söylemiştim anne! O güçlü. Bahçede o ışığı nasıl durdurduğunu gördün. Kael diğerleri gibi değil."

İmparatoriçe gülümsedi. Ama bu gülümseme gözlerine ulaşmadı. Bıçağını ve çatalını bıraktı, ellerini birleştirdi ve Sera'ya döndü. Atmosferin basıncı aniden değişti.

"Evet Sera," dedi Aeliana, sesindeki şefkati azaltarak. "Haklıydın. O güçlü. Beklediğimizden çok daha güçlü ve... bağımsız."

Sera gülümsedi, bunu bir övgü sandı. "Evet! İşte bu yüzden onu seçtim. Akademiye başladığımızda..."

"Seçiminin sebebi," diye kesti İmparatoriçe, "Onun 'kırık' olduğunu düşünmendi Sera."

Salon buz kesti.

Aeliana, acımasız bir cerrah soğukkanlılığıyla devam etti.

"Bana geldiğinde ne dedin hatırlıyor musun? 'Onun kimsesi yok anne, herkes ona hasta diyor ama ben onun içindeki ışığı görüyorum. Ona yardım etmek istiyorum. Yanımda olursa onu koruyabilirim.' Dedin."

Sera'nın yüzü kızardı. Kael'e kaçamak bir bakış attı. Utanmıştı. Kael'i bir "proje" gibi, kanatları altına alması gereken yaralı bir kuş gibi sunmuştu.

"Ama bak," dedi İmparatoriçe, elini Kael'e doğru uzatarak. "Karşında yaralı bir kuş yok Sera. Halid gibi bir canavarın karşısında ayakta kalmış, kendi gücünü uyandırmış, demir gibi bir genç adam var. Senin korumana ihtiyacı yok. Senin şefkatine ihtiyacı yok."

Sera'nın gülümsemesi dondu.

"Ne demek istiyorsun anne?"

"Demek istiyorum ki," dedi Aeliana, zehirli oku fırlatarak, "Sen kendine bir 'Koruma' değil, bir 'Oyuncağı' tamir etme görevi arıyordun. Kael'in iyileşmesi, senin bu hevesini boşa çıkardı. Artık sana muhtaç değil."

Kael, masanın altından yumruklarını sıktı. Bu kadın... İmparatoriçe, kelimelerle aralarına duvar örüyordu. Sera'nın iyi niyetini, bir "üstünlük taslama" hevesi gibi gösteriyordu.

Sera, Kael'e baktı. Gözlerinde panik vardı.

"Kael," dedi Sera. "Ben... Ben seni küçümsemedim. Sadece..."

Kael bir şeyler söylemeliydi. "Biliyorum," demeliydi. "Hala müttefikiz," demeliydi.

Ama annesi Elyra, masanın altından sertçe Kael'in ayağına bastı. Onayla. İmparatoriçe ile tartışma.

Kael, boğazındaki düğümü yuttu. Halid'in ona öğrettiği "duygusuz asker" moduna girmek zorundaydı. Sarayda hayatta kalmanın yolu buydu.

"Majesteleri haklı Prenses," dedi Kael. Sesi mekanik ve soğuk çıktı. "Ben artık o bahçedeki hasta çocuk değilim. Kendimi koruyabilirim. Sizin... endişelenmenize veya beni kanatlarınız altına almanıza gerek kalmadı. Yükünüzü hafiflettim."

Kael, bunu Sera'yı rahatlatmak, "Benim için üzülme" demek için söylemişti.

Ama Sera için bu cümle, bir İstifa Mektubu gibiydi.

Sera'nın yüzündeki renk çekildi.

Kael'i seçmesinin sebebi, onun yanında kendini "işe yarar" ve "güçlü" hissetmesiydi. Diğer herkes Sera'ya taparken, Kael ona muhtaç görünmüştü. Şimdi Kael, "Sana ihtiyacım yok" diyordu.

"Anlıyorum," dedi Sera. Sesi titriyordu ama ağlamadı. Lyvannis kanı, kalabalıkta ağlamazdı. "Demek... artık kendi başının çaresine bakabiliyorsun. Benim ışığım senin için gereksiz."

"Öyle demedim," dedi Kael, hata yaptığını fark ederek.

"Tam olarak öyle dedin," diye araya girdi İmparatoriçe, memnuniyetle. "Ve bu harika bir haber. Kael kendi yolunu çizecek. Sen de artık o 'yardımsever hemşire' rolünden çıkıp, gerçek potansiyeline, bir yönetici olmaya odaklanabilirsin. Kael bir asker oluyor. Sen ise bir Kraliçe olacaksın. Rolleriniz ayrılıyor."

Sera, sandalyesini gürültüyle geriye itti ve ayağa kalktı.

"İştahım yok," dedi. Sesi buz gibiydi. Gözleri Kael'e değil, boşluğa bakıyordu. "Müsaadenizle."

"Sera..." Kael de ayağa kalkmaya yeltendi.

"Otur Kael," dedi Sera, ona bakmadan. "Sen yemeğini ye. Güçlenmen lazım. Halid Hoca seni bekler. Benim ise... yapacak daha önemsiz işlerim var."

Sera, arkasını döndü ve salonun devasa kapılarına doğru hızlı adımlarla yürüdü. Kapılar kapandığında, içerideki hava vakumlanmış gibi ağırlaştı.

Kael, olduğu yere çöktü.

İmparatoriçe Aeliana, kristal kadehinden bir yudum aldı. Yüzünde, zorlu bir satranç hamlesini başarıyla yapmış bir oyuncunun sakinliği vardı.

"Zor bir ders," dedi Aeliana, Kael'e bakarak. "Ama gerekliydi. Büyümek, bazen geride bırakmayı gerektirir. Onun sana bağlanmasına izin veremezdim Kael. Çünkü sen... sen her an patlayabilecek bir bombasın. Ve ben kızımı enkazın altında bırakmam."

Elyra başını eğdi. "Oğlum görevini biliyor Majesteleri."

Kael tabağına baktı.

Güçlenmişti, evet. Halid ona vurmayı, dayanmayı öğretmişti. Ama kimse ona, güçlenmenin sevdiklerini nasıl uzaklaştırdığını, "muhtaç" olmamanın nasıl bir yalnızlık getirdiğini öğretmemişti. Sera, Kael'in zayıflığını sevmişti. Şimdi gücünden kaçıyordu.

O gece, kristal salondaki sessizlik, Kael'in ilk gerçek yarası oldu. Ve bu yara, kılıçla açılmamıştı.

More Chapters