Cherreads

Chapter 80 - AYRILAN YOLLAR VE MÜHÜRLÜ ZARF

 

Garnizonun devasa, kara demirden dövülmüş kapıları, Kael ve Malik'in arkasından ağır bir iniltiyle kapandığında, güneş Solgard'ın batı surlarının ardında can çekişiyordu. Gökyüzü, morluklarla dolu çürük bir et rengini almıştı.

Kael Vael'thra, taş döşeli sokağa adımını attığı an sendeledi.

Adrenalin çekilmişti. Halid'in sopasının yarattığı ölümcül baskı kalktığında, geriye sadece Kudret (Aura) depoları boşalmış, kas lifleri mikro düzeyde yırtılmış bir bedenin isyanı kalmıştı. Ciğerleri, saatlerdir soluduğu toz ve kan kokusunu atmaya çalışarak hırıltılı bir ritimle çalışıyordu.

"Yürüyebilecek misin Kaptan?"

Malik'in sesi, kalın ve güven vericiydi. Devasa çocuk, Kael'in aksine daha dinç görünüyordu. Onun doğası "Toprak"tı; baskı altında ezilmez, sıkışırdı.

"Yürürüm," dedi Kael, dişlerini sıkarak. "Sadece... bacaklarım bana ait değilmiş gibi."

Sokağın ayrımına geldiklerinde durdular. Bir yol, soyluların yaşadığı Üst Şehir'e, Vael'thra Malikanesi'ne gidiyordu. Diğeri ise duman ve kömür kokan Alt Şehir'e, demirciler çarşısına iniyordu.

"Benim yolum burası," dedi Malik, sırtındaki henüz ham haldeki savaş çekicini düzelterek. "Akademi seçmeleri yaklaşıyor. Babam, o güne kadar çekicin dengesini oturtmamız gerektiğini söyledi. Eğer o arenaya çıkacaksak, silahım hazır olmalı."

Kael başını salladı. Akademi... O büyük gün gelmek üzereydi. Halid'in eğitimi, onları o güne hazırlamak içindi.

"Git," dedi Kael. "Yarın görüşürüz."

Malik, Kael'in omzuna, neredeyse onu yere yapıştıracak bir dostlukla vurdu.

"Hey," dedi Malik, sesi ciddileşerek. "O suratını asma. Halid Hoca bugün seni öldürmedi. Bu, Akademi'deki o züppe çocukların çoğunun başaramayacağı bir şey. Hazırız Kaptan."

Malik, ağır botlarını yere vurarak karanlığa karıştı. Kael, arkadaşının sırtındaki o güven verici kütle kaybolana kadar arkasından baktı. Sonra kendi yoluna, o sessiz ve soğuk malikaneye döndü.

--------------------------------------------------------------------------------

Vael'thra Malikanesi, akşamın loşluğunda bir mezar anıtı gibi yükseliyordu.

Kael, ana kapıdan içeri girdiğinde, beklediği şey sıcak bir banyo ve yumuşak bir yatağa yığılmaktı. Ancak kapıyı uşak değil, annesi açtı.

Elyra Vael'thra, geniş giriş holünün tam ortasında, mermer zeminin üzerinde bir heykel gibi dikiliyordu. Üzerinde her zamanki çalışma cübbesi yoktu. Koyu lacivert, gümüş ipliklerle işlenmiş, yüksek yakalı, resmi bir saray kıyafeti giymişti.

Ve elinde...

Elinde, salonun avize ışığını yansıtan, kalın parşömenli, krem rengi bir zarf tutuyordu. Zarfın üzerindeki kırmızı mum mühür, Kael'in midesine bir yumruk gibi oturdu.

İki Başlı Anka ve Ejderha. İmparatorluk Hanedanı, Lyvannis'in kişisel mührü.

Kael, kapının eşiğinde durdu. Üzerindeki kıyafetler toz, ter ve kurumuş kan içindeydi.

"Anne?" dedi Kael. Sesi yorgundu. "Halid ile talimi bitirdik. Ben sadece..."

"Dinlenmek yok," dedi Elyra. Sesi keskin ve netti. Kael'in perişan haline bakmadı bile. "Saraydan haberci geldi."

Kael bir adım attı. "Akademi sınavları için mi? Daha iki hafta var."

Elyra, elindeki zarfı hafifçe kaldırdı.

"Bu Akademi ile ilgili değil Kael. Bu, bizzat İmparatoriçe Aeliana Lyvannis'ten. Bizi bu akşam 'Özel Hane Yemeği'ne davet ediyor. Sadece sen, ben ve Hanedan."

Kael, sinirli bir gülüşle nefesini verdi. "Yemek mi? Anne, üzerimdeki kan kurumadı bile. Şimdi gidip kristal bardaklardan şerbet mi içeceğim?"

Elyra, oğluna doğru sert adımlarla yürüdü. Kael'in önünde durdu ve elini, Kael'in tozlu omzuna koydu.

"Bu bir sosyal davet değil," dedi Elyra fısıltıyla. "Bu bir teftiş."

Kael kaşlarını çattı. "Neden ben? Solgard'da yüzlerce soylu çocuk var. Ateş saçanlar, buz donduranlar... Neden İmparatoriçe ve o Prenses, benim gibi henüz büyü yapıp yapamadığı bile belli olmayan bir 'Anomali' ile yemek yemek istiyor?"

Elyra'nın yüzündeki sertlik bir anlığına yumuşadı.

"Çünkü Prenses Sera..." dedi Elyra, kelimeleri seçerek. "O kız, seni istiyor Kael. Akademiye başladığında, yanında yürüyecek kişi olarak seni seçmiş."

"Beni mi?" Kael şaşırdı. Sera ile çocukken bahçede yaşadıkları o birkaç tuhaf anı (kelebek olayı, suyun durması) dışında bir bağları yoktu. "Neden?"

"Çünkü sen, ona tapmıyorsun," dedi Elyra. "Diğer tüm çocuklar ona 'Işığın Kızı' diye bakarken, sen ona sadece bir insan gibi bakıyorsun. Ve Sera, o kör edici ışığının altında, senin karanlığında dinlenebildiğini hissediyor."

Elyra zarfı Kael'in göğsüne bastırdı.

"Ama İmparator ve İmparatoriçe aynı fikirde değil. Onlar, kızlarının yanına bir 'Anomali'yi, potansiyel bir tehlikeyi koymak istemiyorlar. Bu akşam, seni tartacaklar Kael. Halid seni fiziksel olarak test etti. Onlar ise zihinsel olarak test edecek. Eğer bu akşam bir hata yaparsan, Sera'nın yanına yaklaşman yasaklanır. Ve Akademi'ye girişin... çok daha zorlaşır."

Kael dişlerini sıktı. Sera... Onunla derin bir dostluğu yoktu belki ama o kızın yanında, sırtındaki Mühür'ün daha az sızladığını biliyordu. Sera'nın ışığı, Kael'in karanlığını dengeliyordu.

"Sera orada olacak mı?" diye sordu.

"Evet," dedi Elyra. "Ve senin, o kirli, yaralı halinle değil; bir Vael'thra'ya yakışır şekilde, dimdik durarak orada olmanı bekliyor. Şimdi yukarı çık. Siyah, törensel zırhını giy. Bu gece savaşçı değil, diplomat olacaksın."

Kael, merdivenlere yöneldi. Her basamakta bacakları sızlıyordu.

"Diplomat..." diye mırıldandı. "Halid bana sadece nasıl hayatta kalacağımı öğretti anne. Nasıl gülümseyeceğimi öğretmedi."

Elyra arkasından baktı.

"O zaman çabuk öğrensen iyi edersin," dedi sessizce. "Çünkü Saray'daki bıçaklar, Halid'in sopasından daha keskindir. Ve geldiklerini asla duymazsın."

Kael odasına girdiğinde, yatağına çökmedi. Aynanın karşısına geçti. Gözleri -biri mavi, diğeri altın- yorgunlukla bakıyordu.

Siyah Diş'i belinden çıkardı ve masaya bıraktı. Bu gece kılıç yoktu. Bu gece, çok daha tehlikeli bir silah kuşanması gerekecekti: Nezaket.

Ve Kael, bu silahı kullanmayı hiç bilmiyordu.

More Chapters