Cherreads

Chapter 78 - SESSİZLİK VE ÇELİK

Güneş batarken Garnizonun avlusu grileşmiş, taş duvarların soğuğu havayı keskinleştirmişti. Kael Vael'thra, avlunun ortasında, Demir Kök duruşunda hareketsiz bekliyordu.

Ter yoktu. Titreme yoktu.

Eskiden, bu kadar uzun süre kaslarını gergin tuttuğunda bacakları yanardı. Şimdi ise karnındaki Aura Çekirdeği'nden bacaklarına inen o yoğun, sıcak akım, onu toprağın bir parçası haline getirmişti. Yerçekimi artık onun düşmanı değil, çapasıydı.

Halid, üç adım ötede, elinde dişbudak ağacından yontulma o ağır sopayla volta atıyordu. Kael'in etrafında bir akbaba gibi dönüyor, en ufak bir duruş bozukluğu, en ufak bir nefes hatası arıyordu.

"Nefesini tutma," dedi Halid. Sesi alçak ama sertti. Bir fısıltı değil, bir hırıltı. "Nefesini tutarsan kasların kilitlenir. Akıt."

Kael, burnundan yavaşça nefes verdi. Ciğerlerindeki hava boşalırken, zihnindeki gürültü de boşaldı.

Bölünmüş Zihin (Split Mind) devredeydi. Sol tarafı bir duvar kadar sağır ve dilsiz; sağ tarafı ise bir engerek kadar tetikteydi.

Halid aniden durdu.

Elindeki sopayı havaya kaldırmadı. Sadece bileğini çevirdi. Bu, saldırının geleceğinin tek işaretiydi.

Ve saldırdı.

Sopa, Kael'in boynuna doğru, havayı yararak, o tanıdık ve korkutucu VIZZT sesiyle geldi.

Kael'in gözleri sopayı takip etmedi. Havanın basıncını hissetti.

Sağ elindeki Siyah Diş (Saldırı/Yang) hareket etti.

Ancak bu hareket, Kael'in daha önceki savuruşlarına benzemiyordu. Eskiden kılıcı savurduğunda, metalin hava ile sürtünmesinden doğan o yırtılma sesini duyardı. Güçlü bir vuruş, gürültülü bir vuruştu.

Ama bu sefer...

Kael, kılıcın açısını, gelen rüzgarın akışına o kadar mükemmel bir paralellikte ayarladı ki, metal havanın moleküllerini yarmadı; onların arasından kaydı.

Sürtünme sıfırlandı. Ses silindi.

...

Kael'in kılıcı, Halid'in sopasının tam altına girdi ve yukarı doğru, kısa, keskin bir hareketle sopayı sektirdi.

Normalde ÇAT diye bir ses çıkması gerekirdi.

Ama çıkan ses, metalin tahtaya çarpması değil; ıslak bir bezin sıkılması gibi tok, boğuk bir TOP sesiydi. Kael darbeyi karşılamamış, darbenin enerjisini emip yönünü değiştirmişti.

Halid geri çekildi. Gözleri kısıldı. Sopasının ucuna baktı.

Ahşapta derin bir çentik vardı. Ama Kael vurmamıştı bile. Sadece... oradan geçmişti.

"Yine," dedi Halid. Sesi memnuniyetsizdi. "Hâlâ duyuyorum. Omzun gıcırdıyor."

Kael pozisyonunu bozmadı. "Eklemlerim soğuk."

"Bana bahane üretme," dedi Halid, sopayı tekrar kaldırarak. "Isın."

Malik, kenarda oturmuş, elindeki matarayı unutmuş bir halde izliyordu. Kael'in hareketlerinde tuhaf bir "eksiklik" vardı. Kael hareket ediyordu, kılıç savuruyordu ama sesi gelmiyordu. Sanki sessiz bir film izliyor gibiydi.

Halid bu sefer daha hızlı saldırdı.

Sağdan, soldan, yukarıdan.

Kael, Demir Kök üzerinde sabit dururken, belden yukarısı rüzgarda sallanan bir yosun gibi dalgalanıyordu.

Sol kılıç (Savunma), Halid'in darbelerini karşılarken metalik bir ses çıkarmıyordu. Kael, kılıcın yassı yanını kullanarak darbeleri "kaydırıyordu".

Sağ kılıç (Saldırı) ise her boşlukta ileri atılıyor ama Halid'in gırtlağına bir santim kala duruyordu.

Ve her hamlede... Sessizlik.

Vızz yok. Hışş yok.

Kılıç havayı kesmiyor, havanın bir parçası oluyordu.

Son hamlede Kael, Halid'in sopasının altından eğildi, kendi ekseni etrafında döndü ve sağ kılıcını yatay bir şekilde savurdu.

Kılıç, Halid'in belindeki deri kemerin tokasını sıyırdı.

Metal tokadan incecik bir parça koptu ve yere düştü.

Çın.

Düşen parçanın sesi, kılıcın savrulma sesinden daha yüksekti.

Kael durdu. Nefes nefese değildi. Terlememişti bile. Çünkü sürtünme yoksa, direnç de yoktu. Direnç yoksa, enerji kaybı da yoktu.

Halid sopasını indirdi. Belindeki kesik tokaya baktı. Sonra Kael'e.

"Temiz," dedi Halid. Sesi kuruydu. Övgü yoktu, sadece onay vardı.

Halid, yerden kopan metal parçasını aldı ve parmaklarının arasında ezdi.

"Önceki vuruşlarında bağırıyordun Kael. Kılıcın 'Ben geliyorum' diye çığlık atıyordu. Havanın direncine kafa atıyordun. Şimdi..." Halid parçayı fırlattı. "...şimdi havaya rüşvet veriyorsun. Direnç bitti."

"Hızlı mıydı?" diye sordu Kael, kılıçları kınına sokmadan.

"Hızlı değildi," dedi Halid sertçe. "Verimliydi. Hız, kas gücüdür. Verimlilik, zekadır. Enerjini havayı dövmek için harcamadın, kesmek için sakladın."

Halid, Kael'in yanına yürüdü ve sertçe omzuna vurdu.

"Ses yoksa uyarı da yok. Düşman kılıcın sesini duyduğunda, başı çoktan yere düşmüş olmalı. İstediğim bu."

Malik, elinde matarayla yanlarına geldi. "Korkunçtu," dedi, gözleri büyümüş halde. "Kaptan... vurduğunu görmedim bile. Sadece... oradaydın."

"Çünkü gözün sese alışkın," dedi Halid, matarasını Malik'ten kapıp içerken. "Savaşta kulaklar gözlerden önce çalışır. Bir hışırtı, bir metal sesi... Beyin buna tepki verir. Kael az önce kulaklarını kör etti."

Halid, matarayı Kael'e uzattı.

"Bu teknik tamam. Sessiz Kesik (Silent Cut). Ama kibrine yenilme. Rüzgar arkandayken sessiz olmak kolaydır. Rüzgar sana karşı eserken de susabilirsen... o zaman olmuşsun demektir."

Kael matarayı aldı. Su ılıktı ama boğazındaki kuruluğu aldı.

"Yarın ne var?" diye sordu Kael.

Halid, gökyüzüne, kararan bulutlara baktı.

"Yarın..." dedi Halid, sinsi bir gülümsemeyle. "Yarın sana o sessizliği nasıl bozacağını öğreteceğim. Sessizlik iyidir. Ama bazen... düşmanının ödünü patlatmak için gürültü gerekir."

Halid, Malik'e döndü.

"Senin sıran koca oğlan. Kael sustu. Şimdi sen konuşacaksın. O çekici öyle bir vur ki, şehirdeki köpekler havlasın."

Kael kenara çekildi. Sırtını duvara yasladı.

Kolları sızlamıyordu. Mührü sakindi.

Kılıçları kınına soktu. KLİK.

Bu ses, bölümün bittiğini ilan eden tek net sesti. Kael artık havayla kavga etmiyordu. Havayı kullanıyordu.

Ve bu sessizlik, gürültüden çok daha tehlikeliydi.

More Chapters