Cherreads

Chapter 75 - İKİZ DİŞ: AYRIŞMA

Öğle güneşinin altında Garnizon avlusu, üzerine erimiş kurşun dökülmüş gibi titriyordu. Ancak Kael Vael'thra'nın alnından süzülen terler sıcaktan değil, beyninin içinde kopan sessiz fırtınadan kaynaklanıyordu.

Kael, elindeki iki eğitim kılıcıyla (bokken) bir kukla gibi sarsak hareketler yapıyordu. Halid'in karşısında gardını almıştı ama duruşunda o eski, keskin "Anomali" havası yoktu. Daha çok, kendi uzuvlarıyla kavga eden bir sarhoşu andırıyordu.

"Saldır," dedi Halid. Sesi bıkkın ve sertti.

Kael, sağ elindeki kılıçla bir saplama hamlesi yaptı. Zihni sadece bu saldırıya odaklanmıştı. Ancak sağ kolu ileri atılırken, sol kolu da istemsizce, sanki görünmez bir iple sağa bağlanmış gibi öne fırladı.

Savunması tamamen açılmıştı.

ŞLAK.

Halid'in elindeki ince söğüt dalı, Kael'in savunmasız kalan sol kaburgasında patladı.

Kael acıyla inledi ve geri çekildi. Kaburgasındaki sızı, Ruh Kanalları (sinirleri) boyunca yayıldı.

"Yine aynısını yaptın," dedi Halid, elindeki dalı havada vızıldatarak. "Sağ elin vururken, sol elin de vurmak istiyor. Sağ elin kaçarken, sol elin de kaçıyor. Sen iki kılıç taşıyan bir savaşçı değilsin Kael. Sen, elindeki aynayla dövüşen bir aptalsın."

Kael, öfkeyle kılıçları yere attı. Toz bulutu havalandı.

"Beynim dinlemiyor!" diye bağırdı. Sesi çatallıydı. "Sol elimi tutmaya çalışıyorum ama sağ elim hareket ettiğinde o da kasılıyor. Sanki içimdeki teller birbirine dolanmış gibi."

"Çünkü zihnin tek parça," dedi Halid, Kael'in yanına yürüyerek. Parmağıyla Kael'in alnının ortasına sertçe vurdu. "Burada tek bir komutan var ve o komutan, iki orduya aynı anda aynı emri veriyor: 'Vur' ya da 'Dur'. Ama çift kılıç, bir ordu değil, bir ittifaktır."

Halid, yere çömeldi ve kumlu zemini eliyle düzeltti.

"Otur," diye emretti. "Kılıçları unut. Ellerini kullanacağız."

Kael, nefesini düzenlemeye çalışarak Halid'in karşısına oturdu. Bacakları hala "Demir Kök" antrenmanlarının yorgunluğuyla sızlıyordu.

"Sol elinle," dedi Halid, "kumun üzerine bir daire çiz. Sürekli, kesintisiz bir daire."

Kael sol işaret parmağını kuma daldırdı ve dairesel hareketler yapmaya başladı. Basitti.

"Şimdi," dedi Halid, gözlerini Kael'in gözlerine dikerek. "Sağ elinle bir kare çiz. Köşeli, keskin, duraksayan bir kare."

Kael sağ elini kaldırdı.

Sol eli dönmeye devam ederken, sağ eliyle ilk çizgiyi çekti.

Ve kaos başladı.

Sağ eli kareyi çizmeye başladığı an, sol eli daireyi bozup kareye benzer köşeli hareketler yapmaya başladı. Kael düzeltmeye çalıştı. Bu sefer sağ eli yuvarlaklaşmaya başladı.

İki el, birbirini sabote ediyordu.

Kael durdu. Kumun üzerinde şekilsiz, anlamsız çizgiler vardı.

"Yapamıyorum," dedi Kael, dişlerini sıkarak. "Bu imkansız. Beyin aynı anda iki farklı ritmi tutamaz."

"Tutar," dedi Halid. "Ama önce beynini kırman gerek."

Gölge Komutan, Kael'in bileklerini yakaladı.

"Kael, senin sorunun gücü merkezde toplaman. Kudretini (Auranı) göğsünde biriktirip kollarına dağıtıyorsun. Bu yüzden kolların aynı kaynaktan beslenen iki nehir gibi aynı yöne akıyor."

Halid, Kael'in sol omzuna dokundu.

"Sol tarafını düşünme. Sol tarafını... hissetme. Onu bir Duvar olarak hayal et. Ağır, yavaş, döngüsel. Tıpkı Malik gibi."

Sonra sağ omzuna dokundu.

"Sağ tarafın ise bir Mızrak. Hızlı, delici, agresif. Tıpkı bir yılan gibi."

Halid geri çekildi. "Tekrar. Yapana kadar buradan kalkmayacaksın. Su yok. Yemek yok. Sadece daire ve kare."

Sonraki iki saat, Kael için fiziksel işkenceden daha beter bir zihinsel ızdıraba dönüştü.

Daire. Kare. Daire. Kare.

Beyninin içi karıncalanıyordu. İç Örgüsü (sinir sistemi), bu asimetrik talebi karşılamakta zorlanıyor, şakaklarında zonklayan bir ağrı yaratıyordu. Alnından süzülen terler kuma damlıyor, şekilleri bozuyordu.

Yüzüncü deneme. İki yüzüncü deneme.

Kael'in zihni bulanıklaştı. Artık düşünmüyordu. Sadece parmak uçlarındaki kuma odaklanmıştı.

Ve o an, bir kırılma yaşandı.

Kael, zihnindeki o tekil "Ben" algısını bıraktı. Kendini ortadan ikiye böldü.

Sol tarafını, karnındaki Aura Çekirdeği'nin derin, yoğun ve ağır katmanına bağladı. Orayı soğuttu. Orayı yavaşlattı.

Sağ tarafını ise, yüzeydeki o kıvılcımlı, patlayıcı enerjiye bağladı.

Sol el, yavaşça dönmeye devam etti. Kusursuz bir daire.

Sağ el, aniden durdu, yana gitti, durdu, aşağı indi. Keskin bir kare.

Elleri artık birbirini takip etmiyordu. Biri vals yaparken diğeri marş yürüyordu.

"Güzel," dedi Halid'in sesi. Uzaktan geliyormuş gibiydi.

Kael durmadı. Hızlandırdı. Sol eliyle daire çizerken, sağ eliyle üçgen çizdi. Sonra sağ eliyle adını yazarken sol eliyle ritim tuttu.

Zihinsel pranga kırılmıştı.

Kael derin bir nefes vererek ellerini kumdan çekti. Baş dönmesiyle sarsıldı. Beyninin iki yarısı sanki birbirinden ayrılmış ve tekrar birleşmiş gibiydi.

"Garip..." dedi Kael, şakaklarını ovarak. "Sanki... içimde iki kişi var."

"Savaşta her zaman iki kişi olmalısın," dedi Halid, Siyah Diş ve ikizini Kael'e fırlatarak. Kael kılıçları havada yakaladı.

"Şimdi," dedi Halid. "Kuma çizdiğini çeliğe dök."

Halid, avlunun kenarında duran Malik'e işaret etti. Malik, elinde kalkanıyla hazır bekliyordu.

"Malik sana saldıracak," dedi Halid. "Sol elinle onu durduracaksın. Sağ elinle onu öldüreceksin. Eğer sağ elin savunmaya geçerse... bu gece yemek yok."

Kael ayağa kalktı. Kılıçları elinde tarttı.

Artık onları "bir çift" olarak görmüyordu.

Sol elindeki kılıca odaklandı. Ona zihninde "Yin" demedi, "Duvar" dedi. O kılıca, Kudretini yoğunlaştırarak ağırlık verdi. Kılıç ağırlaştı, sanki bir kalkanmış gibi hissettirdi.

Sağ elindeki kılıca ise "Ateş" dedi. Ona patlayıcı, hafif ve keskin bir enerji yükledi. Kılıç elinde titremeye, ileri atılmak için sabırsızlanmaya başladı.

Malik kükreyerek üzerine geldi.

Devasa çocuk, kalkanıyla Kael'i ezmek için bir koçbaşı gibi yüklendi.

Eski Kael, iki kılıcıyla birden blok yapmaya çalışır ve ezilirdi.

Ama bu sefer...

Kael'in sol kolu, Malik'in darbesini karşılamak için ağır, dairesel bir hareketle kalktı. Kılıcın sırtını koluna yaslayarak Malik'in kalkanına çarptı ve darbeyi yana kaydırdı.

ÇANG.

Aynı salise içinde...

Kael'in sağ kolu, sol tarafının savunmada olduğu gerçeğinden tamamen bağımsız, sanki başka birinin koluymuş gibi ileri fırladı.

VIZZ.

Sağ kılıcın ucu, Malik'in boynunun hemen yanında, havada durdu.

Malik donakaldı. Kalkanı hala Kael'in sol kılıcına baskı uyguluyordu ama boynundaki soğuk metali hissedebiliyordu.

"Nasıl..." dedi Malik, gözleri şaşkınlıkla büyüyerek. "Savunma yaparken nasıl saldırabildin? Gücün bölünmedi mi?"

Kael geri çekildi ve kılıçları indirdi.

"Bölünmedi," dedi Kael. Gözlerinde (biri mavi, diğeri altın) garip, odaklanmış bir parıltı vardı. "Ayrıştı. Sol tarafım seni misafir etti Malik. Sağ tarafım ise... hesabı kesti."

Halid, gölgelerin içinden yavaşça alkışladı.

"İkiz Diş Stili: Ayrışma," dedi Halid. "Artık robot değilsin Kael. Artık akışkansın. Bir nehir hem taşı sürükleyip hem de kıyıyı dövebilir. Sen de öylesin."

Kael, ellerine baktı.

Zihinsel yorgunluk korkunçtu. Beynini bu şekilde ikiye bölmek, Hayati Zerrelerini (beyin hücrelerini) normalden çok daha hızlı tüketiyordu. Midesi kazındı.

"Kafamın içi," dedi Kael, "arı kovanı gibi."

"Zamanla susacaklar," dedi Halid. "Şimdilik... o gürültünün tadını çıkar. Çünkü bu gürültü, hayatta kalacağının sesidir."

Kael o gün, sadece kılıç kullanmayı değil; kendi zihnini bir kuklacı gibi yönetmeyi öğrendi.

Solu Kalkan, sağı Kılıç. Biri Toprak, diğeri Rüzgar.

Ve bu ayrışma, onu tek parça halinde tutacak olan tek şeydi.

More Chapters