Cherreads

Chapter 71 - SERTLİĞİN KIRILMASI

Garnizonun taş avlusuna inen şafak, aydınlıktan ziyade gri bir buzul örtüsü gibiydi. Havadaki nem, insanın kirpiklerinde donuyor, alınan her nefes ciğerlerde binlerce mikroskobik cam kırığı gibi batıyordu.

Ancak Kael Vael'thra'nın hissettiği asıl soğukluk bu değildi.

Onun soğukluğu, kemik iliğine işlemiş bir hatıraydı. Dün gece Gri Vadi'de, o devasa Et Golemi'nin metal kaplı yumruğu üzerine inerken hissettiği o çaresiz "Durdurma" refleksi, kas hafızasına zehirli bir sarmaşık gibi dolanmıştı. Zihni "Ak" diyordu ama bedeni korkudan kaskatı kesilmiş bir halde "Don" emrini veriyordu.

*VUUUUP.*

Halid İbn Valyr'in elindeki dişbudak sopa, havayı yaran bir meteor gibi indi.

Kael, yaklaşan tehdidi gördü. **Analiz Refleksi**, sopanın açısını, hızını ve hedeflediği sol köprücük kemiğini milisaniyeler içinde hesapladı. Mantıklı olan kaçmaktı. Sıyırmaktı.

Ama korku mantıktan hızlıydı.

Kael'in omuzları kulaklarına doğru çekildi. Dirsekleri kilitlendi. Ellerindeki ağırlaştırılmış eğitim demirlerini birbirine çatıp, bir "X" bloku oluşturarak sopanın yolunu kesmeye çalıştı. Kendini bir kale duvarı sanıyordu.

*ÇAT!*

Ses, metalin ahşaba çarpma sesi değildi. Kuru bir dalın, üzerine basılan bir omurganın çıtırtısıydı.

Fizik kuralları merhamet göstermedi. Halid'in uyguladığı tonlarca ağırlık (Kudret), Kael'in o cılız, kilitlenmiş direncine çarptığında dağılmadı; Kael'in iskeletinden aşağı, toprağa akmak yerine bileklerinde patladı.

Kael'in ayakları yerden kesildi.

Geriye doğru fırlatılmış bir bez bebek gibi üç metre uçtu ve sırtını silah rafına çarparak durabildi. Ciğerlerindeki hava, acı bir hırıltıyla boşaldı.

Dünya karardı, sonra kırmızı noktalarla geri geldi.

"Kalk," dedi Halid. Sesi bağırmıyordu. Bir yargıcın idam kararını okuması kadar düz ve duygusuzdu.

Kael, titreyen elleriyle yerden destek almaya çalıştı. Bilekleri zonkluyordu. **Ruh Kanalları** (sinir uçları), darbenin şokuyla uyuşmuştu.

"Blokladım..." diye fısıldadı Kael, kanlı tükürüğünü yana atarak. "Onu... durdurdum."

"Durdurmadın," dedi Halid, ağır adımlarla üzerine yürüyerek. Gölgesi, Kael'in üzerine bir mezar taşı gibi düştü. "Sadece darbenin, kemiklerini kırmasına izin verdin."

Halid, avlunun diğer ucunda, kendi boyunda bir kütüğü kucaklamış, bacakları titreyerek squat yapan Malik'i işaret etti.

"Ona bak."

Malik, devasa sırt kasları gerilmiş halde, bir anıt gibi duruyordu.

"Malik bir dalgakırandır," dedi Halid. "Onun kemikleri seninkinden iki kat yoğun. Onun **Toprak Aurası**, darbeyi emer, dağıtır ve yutar. O bir örstür. Üzerine ne kadar vurursan vur, sadece çınlar."

Halid, sopasının ucunu Kael'in göğsüne, tam kalbinin üzerine dayadı ve hafifçe bastırdı.

"Ama sen... Sen bir örs değilsin Anomali. Sen, kendini duvar sanan ince bir cam kulesin. Golemle savaşırken korktun. Panikledin. Ve Malik'i taklit etmeye çalıştın. Sertliği sertlikle karşıladın."

Kael, sopayı itmek istedi ama kolları jöle gibiydi.

"Ne yapmalıydım?" diye hırladı. "Kaçmalı mıydım?"

"Kaçmak korkaklıktır," dedi Halid. Sopayı çekti. "Senin yapman gereken, kaçmak değil; 'Akmak'tı."

Halid, sopayı yere attı ve boş ellerle Kael'in karşısına geçti.

"Bana vur," dedi. "Tüm gücünle. O Golem'e vurduğun gibi. Beni öldürmek ister gibi."

Kael tereddüt etti. Ama Halid'in gözlerindeki o aşağılayıcı bakış, içindeki öfkeyi körükledi.

Ayağa kalktı. Karnındaki **Aura Çekirdeği**ni ateşledi. Bacaklarından aldığı gücü beline, oradan omzuna aktardı ve sağ yumruğunu Halid'in çenesine doğru, havayı yırtan bir hızla savurdu.

Bu darbe, bir taşı çatlatabilirdi.

Ancak yumruğu hedefe ulaşmadan hemen önce, Halid yok oldu.

Hayır, yok olmamıştı. Sadece... Kael'in gücünü reddetmemişti.

Halid, yumruğun geldiği yöne doğru hafifçe, neredeyse tembelce bir adım attı. Sol elinin tersiyle Kael'in bileğine dokundu. İtmedi. Çekmedi. Sadece Kael'in yumruğunun açısını iki santim değiştirdi.

O iki santim, felaketti.

Kael'in tüm momentumu, Halid'in yanından boşluğa aktı. Kendi gücüyle öne savruldu. Halid, o sırada sadece kendi ekseni etrafında döndü ve Kael'in sırtına hafifçe dokundu.

Kael, yüzüstü çamura kapaklandı.

"Gördün mü?" dedi Halid'in sesi, tepesinden. "Ben güç kullanmadım. Senin gücünü misafir ettim, ona bir kapı açtım ve arkamdan uğurladım."

Kael, yüzündeki çamuru silerek doğruldu. Bu bir dövüş tekniği değildi; bu bir fizik dersiydi.

"Bir nehir," dedi Halid, çömelerek Kael'in hizasına gelip, "önüne çıkan kayayla kavga etmez. Kayaya kafa atmaz. Etrafından dolaşır. Üzerinden akar. Kayaya sarılır ve yoluna devam eder. Sen su olmalısın Kael. Malik kaya olabilir. Ama sen... sen sel olmalısın."

Halid yerden Kael'in demir çubuklarını aldı ve ona fırlattı.

"Tekrar," dedi. "Ama bu sefer 'X-Blok' yok. Kilitlenmek yok. Silahlarımı durdurmaya çalışma. Onlara dokun, yönlerini değiştir ve akıp gitmelerine izin ver. Sertliğini kır Kael. Yoksa ben kemiklerini kıracağım."

Kael silahları kavradı. Derin bir nefes çekti. Mührünü, o içindeki kaotik okyanusu kilitledi. Sadece kaslarına, **Hayati Zerrelerine** odaklandı. Zihnindeki o "Durdur" emrini sildi. Yerine "Yönlendir" emrini yazdı.

*Sert olma. Taş değilim. Suyum.*

Halid saldırdı. Sopa, bu sefer Kael'in kafatasına doğru, yukarıdan aşağıya dikey bir kavisle, kemik kıran bir ıslıkla indi.

Eski Kael, kılıçlarını başının üzerinde çatıp darbeyi göğüslerdi.

Ama bu sefer...

Kael, dizlerini kırdı. Yere çökmüyordu; ağırlık merkezini düşürüyordu. Sol elindeki demiri kaldırdı ama sopanın önüne dikmedi. Sopanın yan yüzeyine, darbe açısına paralel, yumuşak bir açıyla dokundurdu.

Sürtünme sesi. *Vıııjjjt.*

Kael, sopanın gücünü kesmedi. Sopanın kayıp gitmesine izin verdi. Halid'in silahı, Kael'in sol omzunu sıyırıp, yönü değişerek boşa, toprağa düştü.

Ve o boşluk anında... O "akışın" yarattığı o milisaniyelik savunmasızlık anında...

Kael'in sağ elindeki diğer demir, Halid'in açıkta kalan göğsüne doğru, bir engereğin atılması gibi sessizce, ıslık çalmadan uzandı.

Durdu.

Demir çubuğun soğuk ucu, Halid'in gırtlağındaki deri zırha bir santim kala havada asılı kaldı.

Avluda rüzgarın sesi bile kesildi.

Malik, antrenmanını bırakmış, ağzı açık onlara bakıyordu.

Halid, gırtlağında duran demir çubuğa, sonra da Kael'in gözlerine baktı. O gözlerde (biri okyanus mavisi, diğeri dikey altın yarıklı) artık Golem'in yarattığı dehşet yoktu. Sadece akışın getirdiği o ölümcül, berrak sükunet vardı.

"Fena değil," dedi Halid, yavaşça geri çekilerek. Dudaklarının kenarında belli belirsiz, gururlu ama tehditkar bir kıvrılma vardı. "Suyu buldun. Akmayı öğrendin."

Halid sopasını indirdi.

"Ama unutma Anomali... su da bazen donar. Yarın... yarın o suyun nasıl donup, gerektiğinde bir buz mızrağına dönüştüğünü, yani **Demir Kök**'ü öğreneceksin. Şimdi git ve o bileklerine buz koy."

Kael silahları indirdi. Kolları artık ağrımıyordu. Çünkü savaşmamıştı. Dans etmişti.

Sertlik kırılmıştı. Kabuğun altından, çok daha tehlikeli, çok daha akışkan bir şey doğuyordu.

More Chapters