Cherreads

Chapter 68 - SİNİR MERKEZİ

Kael, yerçekiminin o acımasız ve kaçınılmaz davetine uyarak aşağı düşerken, dünya bulanık bir renk cümbüşüne dönüştü.

Aşağıda, sislerin arasında debelenen o devasa et ve metal yığını, Et Golemi, sırtındaki sineği ezmek için kollarını geriye doğru bükmeye çalışıyordu. Mekanik eklemler gıcırdıyor, pistonlar tıslıyordu.

Kael'in zihni tamamen sessizleşti. Analiz Refleksi, zamanı yavaşlatmadı; sadece gereksiz detayları sildi. Golemin kokusunu, Malik'in bağırışını, laboratuvarın gürültüsünü eledi. Geriye sadece tek bir hedef kaldı: Ensedeki o titreşen, mor damarlı düğüm noktası.

Şimdi.

Kael, düşüşün ivmesini kılıçlarına aktardı. Siyah Diş ve ikizini, ters tutuşla aşağıya, bir buz kazması gibi sapladı.

ÇAT!

Kılıçlar, Golemin ensesindeki kalın, köseleleşmiş deriyi ve altındaki metal plakayı delip geçti.

Ancak durmadı. Kael, vücut ağırlığını ve Kudretini (Aurasını) bileklerine yükleyerek kılıçları daha derine, o enerji merkezine doğru itti.

Golem, insan kulağının duyamayacağı frekansta, mekanik bir çığlık attı.

Sırtındaki buhar vanaları aniden patladı.

TISSSS!

Kızgın, asidik bir buhar sütunu Kael'in yüzüne ve göğsüne vurdu. Deri zırhı anında büzüştü. Kael'in yanakları ve boynu, kaynar suyla haşlanmış gibi yandı.

Acı, sinir uçlarını dağladı.

Normalde bir insan bu acıyla geriye sıçrar, silahını bırakırdı. Ama Kael'in sırtındaki Kızıl Hüküm Mührü, bu hayati tehdidi algıladığı an devreye girdi.

Mühür, Kael'in içindeki yasaklı Tını'yı (Manayı) kullanmadı. Çünkü bunu yaparsa Kael'in bedeni iflas ederdi. Bunun yerine, Kael'in karnındaki Aura Çekirdeği'nden, o biyolojik yaşam deposundan vahşi bir enerji çekti.

Kael, midresinde korkunç bir açlık ve çekilme hissetti. Vücudundaki yağ ve şeker depoları saniyeler içinde yakıldı. Bu enerji, boynundaki yanıklara yönlendirildi. Deri, gözle görülür bir hızla kabuk bağladı ve hissizleşti.

Kael bırakmadı.

"Kesil!" diye hırıldadı.

Kılıçları birbirine doğru makaslama hareketiyle kapattı.

KIRÇ.

Metalik implant, Kara Cevher'in keskinliği ve baskısı altında parçalandı.

Golemin içindeki o mor ışık ağı, bir anda söndü.

Devasa yaratık, ipleri kesilmiş bir kukla gibi aniden dondu. Kollar havada asılı kaldı. Sonra, tonlarca ağırlığındaki beden, yerçekimine yenik düştü.

GÜM.

Golem yüzüstü yere kapaklandı. Kael, çarpışmanın etkisiyle yaratığın sırtından yuvarlandı ve ıslak taş zemine düştü.

Birkaç saniye boyunca laboratuvarda sadece pistonlardan sızan son buharın tıslama sesi duyuldu.

"Kaptan!"

Malik'in ağır adımları zemini titretti. Devasa çocuk, kalkanını bir kenara atıp Kael'in yanına çöktü.

"İyi misin? Yüzün... yüzün duman tütüyor!"

Kael, elini yanağına götürdü. Derisi sertleşmiş, gerilmişti ama acı azalmıştı. Mührün "Acil Durum Onarımı" işe yaramıştı ama bedeli ağırdı. Kael, sanki günlerce yemek yememiş gibi titriyordu.

"İyiyim," dedi Kael, Malik'in yardımıyla doğrulurken. Baş dönmesini bastırmaya çalıştı. "Sadece... çok açım."

Halid, gölgelerin içinden çıktı ve devrilmiş Golemin baş ucuna yürüdü. Yaratığın ensesindeki o parçalanmış, kıvılcımlar saçan yuvaya baktı.

"Temiz iş," dedi Halid. Sesi duygusuzdu ama gözleri Kael'in boynundaki taze iyileşme izlerine takıldı. "Vücudun kendini yiyerek hayatta kaldı. Mührün seni koruyor Anomali. Ama bu krediyi fazla kullanma. Bir gün yiyecek bir şey bulamazsa, organlarını yemeye başlar."

Halid, kılıcının ucuyla Golemin ensesindeki parçalanmış cihazı kanırttı ve dışarı fırlattı.

Yere düşen şey, üzeri rünlerle kaplı, avuç içi kadar bir metal kutuydu. İçinden sızan mor sıvı, taşa değdiği yerde tıslıyordu.

"Bu bir Rün Sürücüsü," dedi Halid, metali inceleyerek. "Bunu uzaktan kontrol ediyorlardı. Bu yaratık bağımsız değildi. Birisi... muhtemelen bu duvarın arkasındaki birisi, onu üzerimize sürdü."

Halid, laboratuvarın en dibindeki, Golemin koruduğu o devasa, çift kanatlı demir kapıyı işaret etti. Kapının üzerinde kilit yoktu. Sadece, tam ortasında, insan elinin sığabileceği büyüklükte, içi iğnelerle dolu bir oyuk vardı.

"Kan Kilidi," dedi Kael, kapıya yaklaşarak. "Engerek... buraya sadece kendi kanını taşıyanların veya..."

"...veya kurbanların girmesini istiyor," diye tamamladı Halid.

Malik, Yerkıran'ı kavradı. "Kıralım mı?"

"Hayır," dedi Halid. "Bu kapı fiziksel değil, simyasal olarak mühürlü. Eğer zorlarsan, içerideki mekanizma tüm odayı zehirli gaza boğar veya tavanı üzerimize çökertir. Anahtar, biyolojidir."

Kael, yerdeki metal kutudan sızan mor sıvıya baktı. Sonra Golemin cesedine.

"Onların kanı..." dedi Kael. "Bu yaratıkların kanı, Engerek'in formülüyle değiştirilmiş. Belki de anahtar budur."

Kael, Siyah Diş'in ucunu Golemin sızan yarasına daldırdı. Kılıcın ucu o mor, yapışkan sıvıyla kaplandı.

Sonra kapıya yürüdü.

"Çekilin," dedi.

Kael, kılıcın ucunu kapıdaki o iğneli oyuğa soktu.

Sıvı, oyuğun içine aktı.

Bir an sessizlik oldu.

Sonra, kapının içinden derin, mide bulandırıcı bir gluk sesi geldi. Sanki devasa bir canavar yutkunmuştu.

Kapının üzerindeki paslı rünler, hastalıklı bir yeşil renkte parladı.

KLİK. TRAK. GÜM.

Ağır metal kanatlar, asırlık bir uykudan uyanır gibi sarsılarak iki yana açıldı.

İçeriden gelen hava, laboratuvarın geri kalanındaki kimyasal kokudan farklıydı. Bu hava soğuktu. Sterildi. Ve garip bir şekilde... taze çiçek kokuyordu.

Ama bu, bir bahar bahçesinin kokusu değildi. Bu, cenaze çiçeklerinin o ağır, bayıltıcı kokusuydu.

"Dikkatli olun," dedi Halid, kılıcını öne uzatarak. "Güzel koku, en tehlikeli zehirdir."

İçeriye adım attılar.

Burası bir laboratuvar değildi.

Burası, bir çalışma ofisiydi. Duvarlar kitaplarla doluydu. Yerde pahalı halılar vardı. Odanın ortasında, maun ağacından yapılmış geniş bir masa ve arkasında, sırtı onlara dönük, yüksek arkalıklı bir deri koltuk duruyordu.

Şöminede ateş çıtırdıyordu.

Ve koltukta oturan kişi, elindeki kadehi yavaşça çeviriyordu.

"Misafirlerim biraz gürültülü," dedi koltuktaki kişi. Sesi kadifemsi, yumuşak ama o yumuşaklığın altında jilet gibi keskin bir tını vardı. "Evcil hayvanımı kırdınız."

Koltuk yavaşça döndü.

Kael'in nefesi boğazında düğümlendi.

Karşılarında oturan adam, bir canavara benzemiyordu. Yüzü çürümüş değildi. Solgard Akademisi'nin soylu hocalarına benziyordu. Temiz, şık, bakımlı.

Tek bir farkla.

Adamın gözleri... Göz bebekleri dikey birer çizgi halindeydi. Bir yılanın gözleri gibi.

Ve masasının üzerinde, Kael'in rüyalarında gördüğü, annesinin notlarında geçen o sembol duruyordu.

Sarmal Yılan.

"Hoş geldiniz çocuklar," dedi Engerek (Veya onun suretini giymiş olan adam). "Ve sen... Çölün Gölgesi. Seni bekliyordum."

Halid gülümsedi. Ama bu gülümseme, bir kurdun dişlerini göstermesiydi.

"Beklemek iyidir," dedi Halid. "Ölümü daha anlamlı kılar."

More Chapters