Karanlığın içindeki o iki sönük, kırmızı ışık yanıp söndü.
Ardından, metalin metale sürtünmesinden doğan o tiz, kulak tırmalayıcı ses mağara duvarlarında yankılandı. Kapının ardındaki varlık, sadece orada durmuyordu; uyanıyordu. Ve bu uyanış, bir canlının uykudan kalkması gibi değil, paslı bir makinenin zorla çalıştırılması gibi sarsıntılıydı.
"Geri çekilin," dedi Halid. Sesi sakindi ama elini kılıcının kabzasından çekmemişti. "Bu bir nöbetçi değil. Bu bir duvar yıkıcı."
Devasa metal kapının eşiğinden dışarı adımını atan şey, Kael'in kabuslarında gördüğü canavarlara bile benzemiyordu. Çünkü canavarların bir doğası, bir ekolojisi olurdu. Bu şey ise doğaya hakaretti.
Boyu üç metreyi aşıyordu. Gövdesi, farklı insan ve hayvan cesetlerinden toplanmış kas yığınlarının, kaba demir plakalarla ve devasa dikiş iğneleriyle birbirine tutturulmasıyla oluşturulmuştu. Derisi, çürümeyi ve sertleşmeyi aynı anda yaşayan grimsi, kösele benzeri bir dokuydu. Sol kolunun yerinde devasa, hidrolik bir pistonla desteklenmiş paslı bir balyoz; sağ elinin yerinde ise etin içine gömülmüş, pençe şeklinde üçlü bir kanca vardı.
Ama en kötüsü kokusuydu. Formaldehit, yanık yağ ve bayat kan kokusu, Kael'in maskesini delip geçiyordu.
"Et Golemi," dedi Halid, tiksintiyle karışık bir takdirle. "Engerek'in başyapıtlarından biri. Acı hissetmez. Korku duymaz. Ve durmaz."
Golem, başını mekanik bir hareketle sağa yatırdı. Boynundaki pistonlar tısladı. Kael ve Malik'e odaklandı. Göğsünün ortasına yerleştirilmiş cam bir haznenin içinde, o lanetli mor sıvı fokurdayarak dönüyordu. Bu onun kalbiydi; Atık Tını ile çalışan simyasal bir motor.
"Malik!" diye bağırdı Kael. "Dağıl!"
Tam o anda Golem, cüssesinden beklenmeyecek bir hızla ileri fırladı.
Yer sarsıldı.
Malik, Yerkıran'ı (Savaş Çekici) savunma pozisyonuna getirmeye fırsat bulamadan, Golem'in balyoz kolu havayı yararak indi.
GÜM!
Malik, son saniyede kalkanını kaldırmayı başarmıştı. Ancak darbe o kadar ağırdı ki, Malik'in ayakları yerden kesildi. Devasa çocuk, bir bez bebek gibi geriye savruldu ve laboratuvarın taş duvarına çarptı.
"Malik!"
Kael, içgüdüsel olarak ileri atıldı. Kudretini (Aurasını) bacaklarına pompaladı.
Golem, Malik'i ezmek için ikinci adımını atarken, Kael araya girdi. Siyah Diş ve ikizi, ters tutuşta, birer gölge gibi parladı.
Kael, yaratığın diz kapağının arkasındaki yumuşak dokuyu hedefledi. Oraya bir kesik atıp tendonlarını koparmayı planlıyordu.
ŞLAK.
Kılıçlar ete gömüldü. Ama beklediği tepkiyi alamadı.
Kılıçlar kesmişti ama kan akmıyordu. Yaratığın bacakları o kadar yoğun bir kas kütlesi ve metal destekle doluydu ki, Kael'in kesiği sadece yüzeysel bir çizik gibi kaldı.
Golem, bacağındaki acıyı hissetmemiş gibi, gövdesini Kael'e çevirdi. Kanca şeklindeki sağ eliyle geniş, süpürücü bir hamle yaptı.
Kael, Mantis Stili'nin esnekliğiyle geriye doğru eğildi (Limbo). Kancalar burnunun ucundan, rüzgarı yüzünü yalayarak geçti.
"Sert!" diye bağırdı Kael, takla atarak güvenli bir mesafeye çekilirken. "Derisi çok sert! Ve kesikler kapanıyor!"
Halid, köşede kollarını kavuşturmuş izliyordu. "Tabii ki kapanır," dedi soğukça. "O şey canlı değil Kael. O bir et yığını. Kanatmaya çalışma. Parçalaman gerek."
Malik, yıkıldığı yerden doğruldu. Zırhının göğüs plakasında derin bir göçük vardı ama Demir Deri yeteneği kemiklerini korumuştu. Ağzından sızan kanı sildi ve öfkeyle kükredi.
"Bana. Vuramazsın!"
Malik, kalkanını sırtına attı ve Yerkıran'ı iki eliyle kavradı.
"Kaptan! Dikkatini dağıt! Kafasını ezeceğim!"
Kael başıyla onayladı.
Golem tekrar Malik'e yönelmişti. Kael, bu fırsatı kullandı. Yaratığın sırtına doğru koştu, laboratuvar masalarından birine basıp havaya sıçradı.
Havadayken, Siyah Diş'lere mikroskobik bir Tını (Mana) titreşimi gönderdi. Kılıçlar mor bir hareyle parladı.
"Buraya bak çirkin!"
Kael, Golem'in ensesine, o metal plakaların birleştiği noktaya çifte kılıç darbesi indirdi.
ÇANG!
Metal plakalar kıvılcımlar saçarak yamuldu ama kırılmadı. Ancak darbenin şoku, Golem'in sendelemesine yetti.
Yaratık, arkasındaki sineği ezmek istercesine dönmeye çalışırken, Malik hedefine ulaşmıştı.
Malik, tüm vücut ağırlığını, öfkesini ve Kudretini çekicin başına topladı. Çekici aşağıdan yukarıya, Golem'in çenesine doğru savurdu.
KÜÜT!
Ses, bir kayanın parçalanması gibiydi.
Golem'in başı sertçe geriye savruldu. Çenesindeki metal vidalar fırladı, dişleri döküldü. Yaratık birkaç adım geriledi, dengesini kaybetti.
"İşe yaradı!" diye bağırdı Malik.
Ama zafer çığlığı erken atılmıştı.
Golem düşmedi. Başını yavaşça düzeltti. Çenesi dağılmış, dili sarkmıştı ama gözlerindeki o kırmızı ışık sönmemişti. Aksine, daha parlak yanmaya başladı.
Göğsündeki mor sıvı dolu hazne, aniden fokurdayarak hızlandı. Yaratığın sırtındaki pistonlardan tıslayarak beyaz, asidik bir buhar fışkırdı.
"Aşırı Yükleme," dedi Halid, gözlerini kısarak. "Çekilin!"
Golem, metalik bir çığlık attı. Bu ses boğazından değil, göğsündeki mekanizmadan geliyordu. Vücudu kırmızı bir ısı yaymaya başladı. Hareketleri hızlandı. Az önceki hantal dev gitmiş, yerine öfkeli bir lokomotif gelmişti.
Yaratık, Kael'e doğru değil, doğrudan laboratuvarın taşıyıcı kolonlarından birine vurdu.
Tavan sarsıldı. Toz ve taş parçaları dökülmeye başladı.
"Bizi gömmeye çalışıyor!" dedi Kael.
Golem, bu sefer Kael'in üzerine atıldı. Hızı inanılmazdı. Kael, Aura Sezgisi sayesinde saldırıyı milisaniyeler önce hissetti ama kaçacak yeri yoktu.
Kılıçlarını çaprazlayıp blokladı.
Golemin kancalı eli, Kael'in kılıçlarına çarptı.
Kael, bir top mermisi gibi geriye uçtu. Laboratuvar tezgahlarını devirerek sürüklendi. Sırtı duvara çarptığında ciğerlerindeki hava tamamen boşaldı.
"Kaptan!" Malik koşmaya çalıştı ama Golem, sırtındaki buhar vanalarını açarak odayı yoğun, görüşü kapatan sıcak bir sise boğdu.
Kael, yerde yatarken başını kaldırdı. Görüşü bulanıktı. Sağ kolu uyuşmuştu.
Sislerin arasından, Golem'in ağır, metalik adımları yaklaşıyordu.
Güm... Güm... Güm...
Halid'in sesi sisin içinden geldi. Yardım etmiyordu. Yol gösteriyordu.
"Gücüyle savaşma. O bir makine. Her makinenin bir yakıt hattı, bir iletim merkezi vardır. Gözlerini kullan Anomali. Eti görme. Enerjiyi gör."
Kael, kanlı dudaklarını yaladı. Gözlerini kapattı ve derin bir nefes aldı.
Gözlerini tekrar açtığında, sol gözü (Mavi) sönüktü. Ama sağ gözündeki (Altın) iris, dikey bir yarık halini almış, parlıyordu.
Sisi görmedi. Golem'in korkunç yüzünü görmedi.
Gördüğü şey, yaratığın içindeki enerji akışıydı. Göğsündeki hazneden çıkan mor damarlar, vücuda yayılıyordu. Ama hepsi... hepsi tek bir noktada, ensesinin hemen altında, omurganın başladığı yerde birleşiyordu. Orada, küçük, yoğun ve titreşen bir düğüm vardı.
Bir implant. Bir kontrol çipi.
"Gördüm," diye fısıldadı Kael.
Ayağa kalktı. Bacakları titriyordu ama Siyah Diş elindeydi.
Golem sisin içinden çıktı, balyozunu kaldırdı.
Kael kaçmadı. Bekledi.
Balyoz inerken, Kael öne, yaratığın bacaklarının arasına doğru kaydı.
Yaratığın bacaklarının arasından geçerken, sağ kılıcını ters tutuşla yukarı sapladı ama deriyi delemedi.
Kayarak Malik'in yanına ulaştı.
"Malik," dedi Kael nefes nefese. "Beni fırlat."
Malik, sisin içinde Kael'i görünce şaşırdı ama sorgulamadı. "Nereye?"
"Sırtına," dedi Kael. "Ensesine. Orayı koparmam lazım."
Golem döndü. Öfkeyle üzerlerine geliyordu.
Malik, kalkanını yere koydu ve ellerini birleştirdi.
"Hazır ol!"
Kael koştu, Malik'in avuçlarına bastı.
Malik, tüm Kudretini kollarına vererek Kael'i havaya fırlattı.
Kael, bir ok gibi havaya yükseldi. Sisin üzerine çıktı. Golem'in başının hizasına geldiğinde, zaman yavaşladı.
Yaratığın ensesindeki o küçük, metalik kapağı gördü. Enerjinin merkezi.
Havada döndü. İki kılıcını da aşağıya, o noktaya hedefledi.
Bu bir kesiş olmayacaktı. Bu bir kazı çalışması olacaktı.
Kael, yerçekiminin ve düşüşün verdiği tüm ivmeyle Golem'in sırtına indi.
