Cherreads

Chapter 66 - KANLI NOTLAR VE MOR ÖZ

"Arıtma Bölümü"ne giden ağır kapının önünde durdular. Malik'in "Duvar" olduğu, Kael'in ise gölgelerin içinden bir neşter gibi kesip geçtiği o kısa ama vahşi arbede sona ermişti. Tüneldeki ve giriş salonundaki o yoğun ölüm sessizliği geri dönmüştü ama bu sessizlik huzurlu değil, bekleyen bir avcının nefesini tutması kadar gergindi.

Kael, Siyah Diş ve ikizini silkeledi. Kılıçların üzerindeki o yapışkan, morumsu sıvıyı temizlemeye çalışmadı; Kara Cevher (Nyx-Iron), metale değen o yozlaşmış Tınıyı (Manayı) çoktan emmiş, geriye sadece kuru bir kül tabakası bırakmıştı.

"Bekleyin," dedi Halid. Sesi alçaktı ama yankılanan tünelde bir emir gibi çınladı. "İçeri dalmadan önce, buranın mimarını anlamamız gerek."

Halid, salonun köşesindeki, diğer tezgahlara göre daha düzenli, üzerinde tozlanmamış parşömenlerin ve garip aletlerin durduğu, koyu renkli ahşaptan yapılmış geniş bir çalışma masasına yöneldi. Bu masa, etraftaki vahşetin ortasında rahatsız edici derecede medeni ve düzenli duruyordu. Bir kasabın değil, bir akademisyenin masası gibiydi.

Kael ve Malik, Halid'in peşinden gittiler. Kael'in sırtındaki Kızıl Hüküm Mührü, masanın üzerindeki nesnelere yaklaştıkça hafifçe sızlıyor, omurgasına soğuk bir uyarı sinyali gönderiyordu.

"Burası," dedi Halid, eldivenli parmağıyla masanın üzerindeki bir parşömeni işaret ederek. "Engerek'in zihni."

Kael masaya eğildi. Parşömenlerin üzerinde karmaşık şemalar, insan anatomisinin detaylı çizimleri ve anlaşılmaz rün dizilimleri vardı. Ama çizimler normal değildi. İnsan uzuvlarının yerine metal parçalar çizilmiş, Ruh Kanalları (sinir sistemleri) zorla yönlendirilmiş, Hayati Zerrelerin (hücrelerin) nasıl parçalanıp yeniden birleştirileceğine dair formüller not edilmişti.

"Bunlar..." diye fısıldadı Kael, midesindeki bulantıyı bastırarak. "Bunlar tedavi notları değil. Bunlar... montaj şemaları."

"Kukla yapımı," dedi Halid, bir kağıdı kenara itip altındaki deri kaplı defteri alarak. Defterin kapağında, o tanıdık sarmal yılan sembolü vardı. "İnsan iradesini kırıp, bedeni sadece bir silah olarak kullanmanın formülleri."

Halid defteri açtı. Sayfalar kan ve mürekkeple lekelenmişti.

"Okuyun," dedi Halid. "Düşmanınızı tanıyın."

Kael, sayfadaki notlara baktı. Yazı stili keskin, köşeli ve hırslıydı.

Denek 412: Tını reddi yüksek. Damarlar patladı. Atık kanalına gönderildi. Denek 415: Kudret akışı stabil. Kas dokusu metal ile birleşti. İtaat seviyesi düşük. Beyin lobuna doğrudan rün çivisi çakılması öneriliyor. Hedef: Acı yok. Korku yok. Sadece emir.

Malik, okudukları karşısında yüzünü buruşturdu. "Bu adam... bu adam insan değil Kaptan. İnsanları birer demir parçası gibi görüyor."

"Daha kötüsü," dedi Kael, gözleri sayfanın altındaki bir nota takılırken. "Bunu sadece zevk için yapmıyor. Bir sipariş listesi var."

Kael, defterin arasından çıkan, üzerinde Solgard'ın bazı soylu hanelerinin mühürlerine benzeyen (ama tahrif edilmiş) bir sipariş listesini çıkardı.

"Korumalar," dedi Kael. "Zenginlere... sorgulamayan, rüşvet yemeyen, uyumayan korumalar satıyor. Bu laboratuvar bir fabrika."

Halid, masanın çekmecelerinden birini zorlayarak açtı. Çekmecenin içinde, kadife bir yastığın üzerine yerleştirilmiş, parmak kalınlığında, kristal bir tüp duruyordu.

Tüpün içindeki sıvı, odadaki meşale ışığını bile yutacak kadar yoğun, parlak bir mor renkteydi. Sıvı, tüpün içinde kendi kendine hareket ediyor, girdaplar oluşturuyordu.

"Bu..." Kael'in nefesi kesildi. Sırtındaki Mühür, bu nesneyi gördüğü an vahşi bir açlıkla kasıldı. İçindeki Tını (Mana) okyanusu, dışarıdaki bu yoğun kaynağa ulaşmak için kükredi.

" Sıvılaştırılmış Mana Özü (Liquified Mana Essence)," dedi Halid, tüpü dikkatlice alarak. "Ama saf değil. 'Atık Tını' ve 'Kudret' ile karıştırılmış, son derece dengesiz ve patlayıcı bir yakıt. Engerek, yarattığı o etten golemleri bununla besliyor."

Halid tüpü Kael'e uzattı.

"Al bunu."

Kael tereddüt etti. "Benim için tehlikeli değil mi? Mührüm... onu istiyor."

"İsteyecek tabii," dedi Halid. "Çünkü o saf enerji. Ama bu senin içmek için değil Kael. Bu, bir silah. Eğer sıkışırsak, eğer o demir kapının ardındaki şey gücümüzü aşarsa... bu tüpü kırıp serbest bırakman gerekebilir. O zaman sadece bir patlama olmaz; o bölgedeki tüm mana dengesi çöker."

Kael, titreyen eliyle tüpü aldı. Cam soğuktu ama içindeki sıvı sanki eline kalp atışı gibi vuruyordu. Onu belindeki, simya malzemeleri için ayrılmış güvenli keseye koydu.

"Ganimet," dedi Malik, masanın kenarındaki bir kutuyu açarak. İçinde, öldürülen deneklerin üzerinden çıkmış, muhtemelen kaçırılmadan önceki hayatlarına ait birkaç parça gümüş ve altın takı vardı. "Bunları ne yapacağız?"

"Bırak," dedi Halid sertçe. "O lanetli metal sana ağırlık yapar. Biz buraya hırsızlık için gelmedik. Temizlik için geldik."

Malik kutuyu hemen bıraktı.

O sırada, odanın diğer ucundaki, üzerinde "Birincil Test Sahası" yazan devasa, çelik kapının ardından ağır, ritmik bir ses geldi.

GÜM... GÜM... TISSS...

Bu bir ayak sesiydi. Ama insan adımı değildi. Tonlarca ağırlığındaki bir metalin taşa vurma sesiydi. Ve her adımdan sonra, bir buhar tahliye sesi geliyordu.

Kael ve Malik, silahlarına sarıldılar.

"Notlar bitti," dedi Halid, kılıcını çekerek. "Teori dersi sona erdi. Şimdi pratik sınav başlıyor."

Halid, çelik kapıyı işaret etti.

"İçerideki şey... o notlarda okuduğunuz 'başarılı' sonuçlardan biri. Etin metalle, büyünün delilikle birleştiği o son nokta. Hazır olun."

Kael, Siyah Diş'in kabzasını sıktı. Kese içindeki mor öz, kalbinin üzerinde bir yük gibi duruyordu. Midesindeki bulantı geçmiş, yerini o soğuk, tanıdık savaş odaklanmasına bırakmıştı.

"Hazırız," dedi Kael.

Halid, kapının kilidine tek bir, kesin tekme attı.

ÇANG!

Mekanizma kırıldı. Kapı, gıcırdayarak içeriye, karanlığa doğru açıldı.

İçeriden gelen koku, çürük et ve makine yağı karışımıydı. Ve karanlığın içinde, iki tane sönük, kırmızı ışık yandı. Gözler.

Sınav başlamıştı.

More Chapters