Cherreads

Chapter 64 - MALİK'İN DUVARI

"Arıtma Bölümü" yazan o ağır, paslanmış metal kapının ardındaki koridor, laboratuvarın ana salonuna benzemiyordu. Burası, bir geçiş noktasından ziyade, bir boğazı andırıyordu; dar, basık tavanlı ve duvarlarından sürekli olarak o yapışkan, morumsu sıvının sızdığı bir tünel.

Halid, meşalesini ileri uzattı. Işık, tünelin sadece birkaç metresini aydınlatabiliyordu. Gerisi, mutlak ve hırıltılı bir karanlıktı.

"Koku değişti," dedi Kael, maskesinin altından boğuk bir sesle. "Kimyasal koku azaldı. Çürük et kokusu arttı."

"Çünkü burası atık kanalı," dedi Halid. "Başarısız olanları, ölenleri veya kontrol edilemeyenleri buradan aşağı, vadinin derinliklerine süpürüyorlar. Ama bazen... bazıları gitmek istemiyor."

Tam o sırada, tünelin derinliklerinden gelen o "sürüklenme" sesi kesildi. Yerini, yüzlerce çıplak ayağın ıslak zemine vuruşundan çıkan o vıcık vıcık, tempolu sese bıraktı.

ŞLAP. ŞLAP. ŞLAP.

Hızlanıyorlardı.

Kael, Siyah Diş'i çekmek için elini beline attı ama duraksadı. Tünel o kadar dardı ki, çift kılıç kullanmak için kollarnı tam açarsa duvara çarpardı. Mantis Stili için bile alan çok kısıtlıydı.

"Çok dar," dedi Kael. "Manevra yapamam."

"Sen yapmayacaksın zaten," dedi Halid, geri çekilerek. Sırtını duvara yasladı. "Bu senin savaşın değil Kael. Bu, çekicin savaşı."

Malik öne çıktı.

Devasa cüssesi, tünelin genişliğini neredeyse tamamen kapatıyordu. Omuzları iki yan duvara sürtüyordu. Elindeki Yerkıran (Earthbreaker) savaş çekicini, bir saldırı silahı gibi havaya kaldırmadı. Sapını iki eliyle kavradı ve çekicin o küt, ağır demir başını göğüs hizasında, yatay bir barikat gibi tuttu.

"Gelin bakalım," diye hırıldadı Malik. Sesi derinlerden, göğüs kafesinin içinden gelen bir deprem gibiydi.

Karanlığın içinden ilk "Soluk Yüz" fırladı.

Bu, laboratuvardaki gibi hareketsiz duran veya tünel girişindeki gibi yavaş hareket eden bir ucube değildi. Açlıktan çıldırmış, dört ayak üzerinde koşan, ağzı kulaklarına kadar yırtılmış bir dehşetti.

Arkasında onlarcası vardı. Bir et ve kemik seline dönüşmüşlerdi.

"Tut!" diye bağırdı Kael.

İlk yaratık, Malik'in çekicinin sapına çarptı.

KÜT.

Malik milim kıpırdamadı.

Ama hemen arkasından ikincisi, üçüncüsü ve beşincisi geldi. Yaratıklar birbirlerinin üzerine basarak, bir dalga gibi Malik'in üzerine yığıldılar. Pençeler Malik'in zırhını tırmalıyor, dişler etini arıyordu.

Malik'in botları, kaygan zeminde geriye doğru kaymaya başladı. Sürtünme sesi tünelde yankılandı.

"Kudretini ver!" diye emretti Halid arkadan. "Sadece durma. Kaya ol."

Malik dişlerini sıktı. Alnındaki damarlar şişti.

Karnındaki Aura Çekirdeği'nden çektiği o yoğun, sıcak ve ağır enerjiyi, yani Kudretini (Aurasını) tüm derisine pompaladı.

Teknik: Demir Deri (Iron Skin).

Malik'in esmer teni, aniden grimsi, metalik bir ton aldı. Derisi sertleşti, gözenekleri kapandı. Yaratıklardan birinin sivri dişleri Malik'in korunmasız boynuna saplanmaya çalıştı ama dişler deriyi delemedi; sanki sertleştirilmiş kösele bir zırha çarpmış gibi kaydı.

"Burası..." diye kükredi Malik, üzerindeki beş yaratığın ağırlığına rağmen bir adım ileri atarak. "...kapalı!"

Malik, Yerkıran'ı göğsünden ileriye doğru, bir koçbaşı gibi itti (Shield Charge varyasyonu).

GÜM!

Önündeki et yığını geriye doğru savruldu. Kemik kırılma sesleri, tünelin akustiğinde iğrenç bir senfoni yarattı. En öndeki yaratıkların göğüs kafesleri, arkadan gelenlerin baskısı ve Malik'in itişi arasında preslenerek ezildi.

Ama bitmiyorlardı. Tünelin sonu görünmüyordu ve akın akın geliyorlardı.

Kael, Malik'in arkasında, elinde kılıçlarıyla bekliyordu. Arkadaşının omuzlarının üzerinden, yaratıkların ona ulaşmaya çalıştığını görüyordu.

"Malik, nefes al!" dedi Kael. Malik'in nefes alışverişinin düzensizleştiğini, Kudret kullanımının ciğerlerini zorladığını hissedebiliyordu.

"İyiyim Kaptan!" diye bağırdı Malik. Sesi boğuktu. "Ezilmelerine izin verme!"

Bir yaratık, Malik'in bacaklarının arasından sızmaya çalıştı.

Kael, Siyah Diş'i (Ters Tutuş) aşağı sapladı.

ŞLAK.

Yaratık, olduğu yere, Malik'in botlarının dibine çivilendi. Kael, kılıcı çevirdi ve yaratığın omurgasını ayırdı.

"Altın temiz," dedi Kael.

Malik, üzerindeki baskının arttığını hissetti. Yaratıklar artık sadece itmiyor, tırmanıyorlardı. Tünelin tavanından sarkanlar Malik'in başının üzerinden atlayıp arka tarafa, Kael ve Halid'e ulaşmaya çalışıyordu.

"Şimdi!" dedi Halid. "Duvarı yık Malik. Yolu aç."

Malik, derin bir nefes aldı. Ciğerlerine dolan o çürük havayı, saf bir öfkeye dönüştürdü.

Çekicin sapını bıraktı ve baş kısmını sağ eliyle kavradı.

"YERKIRAN!"

Malik, çekici savurmadı. Çekici olduğu yere, kendi ayaklarının dibine, tünelin zeminine vurdu.

Ancak bu vuruşa, Toprak Aurası'nın titreşimini yükledi.

GÜÜÜÜMMM.

Zemin dalgalandı.

Tünelin dar yapısı, şok dalgasını ileriye, yaratıkların üzerine yönlendirdi. Malik'in önündeki zemin, bir halı gibi silkelendi. Üzerindeki ve önündeki yaratıklar dengelerini kaybetti, havaya savruldu ve birbirlerine çarptı.

O bir saniyelik boşluk, Kael için yeterliydi.

"Çök!" diye bağırdı Kael.

Malik dizlerinin üzerine çöktü, başını eğdi.

Kael, Malik'in sırtına bastı, havaya sıçradı. Tünelin tavanına tutunamasa da, ivmesiyle yaratık sürüsünün üzerine, o "Soluk Yüzler"in ortasına daldı.

Artık dar alan sorunu yoktu. Çünkü yaratıklar yerdeydi, dengesizdi.

Kael, Siyah Diş ve ikizini bir pervanenin kanatları gibi çevirdi.

Nabız Stili: İkiz Kesik.

Siyah, mat çelik, etin içinde şarkı söyledi. Kael, yere inmeden üç yaratığın boynunu kesti. Yere indiğinde ise dönerek etrafındaki bacakları biçti.

Tünel, bir mezbahaya dönmüştü. Siyah ve mor kan duvarlara sıçradı.

Son yaratık da düştüğünde, Kael nefes nefese, kanlı kılıçlarıyla ayakta duruyordu. Arkasında Malik, dizlerinin üzerinden kalkıyor, çekicini omzuna yaslıyordu. Zırhı çizikler içindeydi, "Demir Deri"sinin etkisi geçtikçe boynundaki morluklar ortaya çıkıyordu ama ayaktaydı. Yıkılmamıştı.

Halid, tünelin temiz tarafında, botlarına tek bir damla kan bile sıçramamış halde yürüyerek yanlarına geldi.

"Bir duvar," dedi Halid, Malik'e bakarak. "Ve duvarın arkasındaki hançer." Kael'e baktı. "Kötü bir iş bölümü değildi."

Halid, yerdeki ceset yığınının üzerinden atlayarak tünelin sonundaki, daha öncekinden daha sağlam, üzerinde karmaşık kilit mekanizmaları olan çelik kapıya ulaştı.

"Burası atık kanalı değil," dedi Halid, kapıdaki sembolü incelerken. Sembol, Engerek'in yılanıydı ama bu sefer yılanın ağzında bir insan kafatası vardı. "Burası... 'Özütleme Odası'. Asıl iş burada yapılıyor."

Malik, yüzündeki teri sildi. "Daha fazla mı?"

"Hayır," dedi Kael, Mühründeki sızıyı bastırarak. "Daha kötüsü."

Kapının ardındaki enerji, dışarıdaki sürüden çok daha yoğun, çok daha tekil ve çok daha "yanlıştı".

"Hazır olun," dedi Halid, elini kılıcına götürerek. "İçerideki şey, bu akılsız et yığınlarına benzemiyor. O... düşünüyor."

More Chapters