Cherreads

Chapter 62 - TİTREYEN MAĞARA VE MOR İZLER

Vadinin kuzey ucuna, sarp kayalıkların birleşerek doğal bir boğaz oluşturduğu o dar geçide vardıklarında, rüzgarın sesi değişmişti. Açık arazideki hüzünlü ıslık, yerini ritmik, boğuk bir hırıltıya bırakmıştı.

Karşılarındaki devasa kaya kütlesinin dibinde, karanlık bir yara gibi açılmış olan mağara girişi duruyordu.

"Nefes alıyor," dedi Malik, Yerkıran'ı (Savaş Çekici) göğsüne siper ederek. Maskesinin altından gelen sesi gergindi. "Mağara... nefes alıyor."

Haklıydı. Mağaranın ağzından dışarıya, düzenli aralıklarla sıcak, nemli ve metalik bir hava kütlesi püskürüyor; ardından vakum etkisiyle dışarıdaki soğuk sisi içine çekiyordu. Bu bir rüzgar akımı değildi. Bu, yeraltında yatan devasa bir ciğerin soluk alıp verişiydi.

Halid elini kaldırdı ve durdular.

Gölge Komutan, mağaranın girişindeki balçık zemine eğildi. Eldivenli parmağıyla, çamurun üzerindeki garip, fosforlu bir sıvı birikintisini inceledi. Sıvı, gri çamurun üzerinde canlı, hastalıklı bir mor renkte parlıyordu ve etrafındaki toprağı hafifçe tıslatarak yakıyordu.

"Bu kan değil," dedi Halid, ayağa kalkarak. Kael ve Malik'e döndü. "Ve bu doğal bir çürüme de değil. Kokuyu alıyor musunuz?"

Kael maskesini hafifçe araladı. Çürük yumurta ve kükürt kokusunun altında, genzi yakan, çok daha keskin, kimyasal bir koku vardı.

"Ozon," dedi Kael. "Ve... yanık bakır."

"Aether-Asidi," diye düzeltti Halid. Sesi buz gibiydi. "Doğal Tını (Mana), havayla temas ettiğinde bu rengi almaz veya bu kokuyu yaymaz. Bu, simyasal olarak işlenmiş, zorla mutasyona uğratılmış bir kanın atığı."

Halid, parmağındaki mor lekeyi bir bezle sildi. Bez, asitle temas etmiş gibi karardı ve duman tütmeye başladı.

"Solgard'da bu tür yasaklı simyayı, bu 'Mor Formülü' kullanan tek bir fraksiyon var," dedi Halid, gözlerini mağaranın karanlığına dikerek. "Engerek. Burası sadece bir çöplük değil. Burası bir atölye."

Kael, elini belindeki Siyah Diş'in kabzasına götürdü. Metal, avcunun içinde titriyordu. Bu, bir tehlike uyarısı titreşimi değildi. Bu, Kara Cevher (Nyx-Iron) doğasının, içerideki o yoğun, yapay enerjiye verdiği açlık tepkisiydi.

"İçerideki şey..." diye fısıldadı Kael. "Normal bir canavar değil. Enerjisi... bozuk. Kesik kesik."

"Çünkü canlı değiller," dedi Halid. "Ya da tam olarak ölü de değiller. Maskelerinizi sıkılaştırın. İçerideki hava zehirli olacak."

Üç gölge, o nefes alan karanlığın, Engerek'in deney sahasının içine adım attı.

--------------------------------------------------------------------------------

Mağaranın içi, dışarıdaki gri alacakaranlıktan bile daha karanlıktı. Duvarlardaki nemli kayaların üzerinde biten mantarlar ve tavandan sarkan sümüksü likenler, hastalıklı, soluk yeşil bir biyolüminesans yayıyordu. Bu ışık, önlerini görmekten ziyade, gölgeleri daha korkunç şekillere sokmaya yarıyordu.

Zemin kaygandı. Her adımda botlarının altından vıcık sesleri geliyordu.

Kael, sağ gözündeki altın hareyi odakladı. Aura Sezgisi (Mührün Radar Özelliği) devreye girdi. Görsel dünya flu bir yeşile bürünürken, enerji dünyası öne çıktı.

Ancak gördüğü şey, onu duraksattı.

İleride, tünelin genişlediği bir galeride, onlarca soluk ısı kaynağı vardı. Ama bu kaynaklar, dışarıdaki Ghoullar gibi tamamen "soğuk" veya canavarlar gibi "vahşi" değildi. Bu auralar... titriyordu. Acı çekiyor gibiydiler. Kesik, düzensiz ve insani bir ritimle atıyorlardı.

Tam o sırada, karanlığın içinden bir ses geldi.

...lütfen...

Bu bir kelime değildi. Bir iniltiydi. İnsan gırtlağından çıkmış ama hayvan hırıltısıyla bozulmuş, metalik bir yankıydı.

Malik dondu. "Biri yardım mı istiyor?"

"Sakın," dedi Halid sertçe. Kılıcını çekmedi ama eli kabzasındaydı. "O bir insan sesi değil Malik. O bir 'Kayıt'. Beyinleri erimiş, sadece son hatıralarını sayıklayan et yığınları."

Gölgenin içinden ilk figür çıktı.

Kael'in midesi kasıldı. Engerek'in ne yaptığını şimdi çok daha net anlıyordu.

Karşısındaki yaratık, dört ayak üzerinde duran çıplak bir insandı. Ama derisi o kadar soluktu ki, altındaki morarmış damarlar harita gibi görünüyordu. Sırt omurgası deforme olmuş, dışarı fırlamış kemiklerle dikenli bir hal almıştı. En kötüsü ise sırtına ve kollarına, etin içine gömülmüş paslı metal tüplerin saplanmış olmasıydı. Bu tüplerden az önceki o mor sıvı damlıyordu.

Gözleri yoktu; göz çukurları dikilmişti. Ağzı ise... ağzı kulaklarına kadar yırtılmış ve metal zımbalarla tutturulmuştu.

"Aç..." dedi yaratık. Sesi, zımbalı dudaklarının arasından tıslayarak çıktı. "Çok... soğuk..."

Arkasından başkaları da çıktı. Beş, on, on beş tane. Hepsi deforme olmuş, hepsi yarı insan yarı hurda yığınına dönmüş.

"Bunlar..." dedi Malik, çekicini sıkarken elleri titriyordu. "Bunlar bizim insanlarımız mı?"

"Eskiden," dedi Halid. "Şimdi sadece 'Soluk Yüzler'. Engerek'in deneylerinde başarısız olan, atık manayla beslenen denekler. Onlara yapabileceğiniz en büyük iyileştirme, ölümlerini hızlandırmaktır."

Yaratıklar, metal sesini ve taze Kudret (Aura) kokusunu alınca çıldırdı. O acı çeken iniltiler, bir anda tiz, yırtıcı çığlıklara dönüştü. Sürü, üzerlerine dalga gibi gelmeye başladı.

"Malik! Duvar ol!" diye bağırdı Kael.

Malik, tereddüdünü bir kenara itti. Devasa kalkanını önüne alıp tünelin ortasına, en dar yerine yerleşti. Ayaklarını yere vurdu ve Kudretini bacaklarına pompaladı.

GÜM.

Malik bir kayaya dönüştü.

İlk dalga Malik'in kalkanına çarptı.

ÇAT!

Yaratıkların pençeleri, dişleri ve deforme olmuş kemikleri Malik'in demirle güçlendirilmiş meşe kalkanına vurdu. Malik milim kıpırdamadı ama yüzü gerildi. Bu yaratıklar dışarıdaki Ghoullardan çok daha güçlüydü. Kasları, yapay simyayla ve o mor sıvıyla şişirilmişti.

"Kaptan!" diye bağırdı Malik, kalkanın üzerinden bir pençe savurarak. "İtiyorlar! Çok ağır!"

Kael harekete geçti.

Siyah Diş ve ikizini çekti.

Duvara koştu. Botlarının tabanına Kudret yükleyerek dikey duvarda üç adım attı ve Malik'in kalkanının üzerinden, yaratık sürüsünün ortasına atladı.

Havadayken zaman yavaşladı. Aşağıdaki yüzlere baktı. Deforme olmuş, acı çeken, deliliğin sınırındaki o yüzlere. Bir zamanlar fırıncı, çiftçi, belki de kayıp bir çocuktular. Şimdi ise Engerek'in atıklarıydılar.

Merhamet, dedi Kael içinden. Hızlı ve acısız.

Nabız Stili (Pulse Style).

Yere inmeden hemen önce, kılıçlarına giden Tını vanasını mikroskobik düzeyde açtı. Kılıçlar mor bir hareyle parladı ve hafifledi.

Kael, dönerek yere indi.

VIZZZT.

Siyah Dişler, et ve kemiği tereyağı gibi kesti.

Kael'in etrafındaki üç yaratık, ne olduğunu anlamadan yere yığıldı. Kılıçlar o kadar keskindi ki, yaralar bir saniye sonra açıldı ve o mor, asidik kan fışkırdı. Kael, kanın zırhına değdiği yerlerin tısladığını duydu.

Ama durmadılar. Arkadan gelenler, ölülerin üzerine basarak saldırdı.

Bir tanesi Kael'in sırtına atladı. Pençeleri Kael'in zırhını tırmaladı. Yaratığın ağzından akan asidik salya omuzluğuna damladı ve deriyi yakmaya başladı.

"Bırak!"

Kael, Ters Tutuş'a geçti. Sağ elindeki kılıcı koltuğunun altından geriye doğru sapladı.

Kılıç, yaratığın gövdesini delip geçti. Kael, kılıca hafif bir Tını titreşimi gönderdi.

Patla.

Kılıcın ucundaki enerji, yaratığın içindeki o dengesiz simyasal yapıyı tetikledi. Yaratığın iç organları şok dalgasıyla parçalandı. Yaratık gevşedi ve düştü.

"Sol kanat!" diye uyardı Halid. Gölge Komutan savaşa girmiyordu. Sadece izliyor ve yönetiyordu. Bu onların sınavıydı.

Kael sola baktı. Malik'in kalkanının yanından sızan iki yaratık, Malik'in savunmasız bacaklarına saldırıyordu.

Kael, olduğu yerde fırladı. Ama koşarak değil; kayarak yapılan bir hareketle.

Malik'in yanına vardı. Sol kılıcıyla (Ağır Mod - Aura Yüklü) birinci yaratığın kafasını ezdi, sağ kılıcıyla (Keskin Mod - Tını Yüklü) ikincisinin boynunu aldı.

"Sağ ol Kaptan," dedi Malik, nefes nefese.

"Dağılmayalım," dedi Kael. Sırtını Malik'in sırtına verdi. "Çemberi koru."

Yaratıkların sayısı azalmıyordu. Tünelin derinliklerinden daha fazlası geliyordu. Ve o sırada, Kael'in burnuna, o çürük kokusunun arasından daha keskin, daha metalik bir koku geldi.

Barut ve yanık et kokusu.

"Dikkat et!" diye bağırdı Kael.

Yaratık sürüsünün arkasından, parlayan mor damarlarla kaplı, diğerlerinden daha büyük, şişmiş bir "Soluk Yüz" öne çıktı. Göğsü, içeriden gelen bir ışıkla parlıyordu.

"Patlayacak!" dedi Halid. Sesi sakindi ama uyarıcıydı. "Bombacı. Engerek'in favori oyuncağı. İçindeki mana dengesiz."

Yaratık çığlık atarak üzerlerine koştu.

Malik kalkanını kaldırdı ama mesafe çok yakındı. Patlarsa şok dalgası Malik'in kalkanını geçip ciğerlerini ezebilirdi.

Kael'in saniyesi vardı. Kaçamazdı. Malik'i bırakamazdı.

Kael, elindeki Siyah Diş'e baktı. Kara Cevher, büyüyü ve enerjiyi emebilirdi.

"Ye onu," diye fısıldadı metale.

Kael ileri atıldı.

Bombacı yaratık tam patlamak üzereyken, Kael kılıcını yaratığın parlayan göğsüne, o enerji çekirdeğine sapladı.

Normalde bu intihar olurdu. Ama Siyah Diş, Kael'in elinde bir paratoner gibi davrandı.

Kılıç yaratığa girdiği an, patlamaya hazırlanan o yoğun, kararsız manayı emmeye başladı. Yaratığın göğsündeki mor ışık, kılıcın siyah namlusu tarafından yutuldu. Işık, kılıcın içinde siyahlaştı.

Yaratık patlayamadı. Sadece sönük bir balon gibi büzüldü ve Kael'in kılıcının ucunda can verdi. Kael kılıcı geri çektiğinde, namlu emdiği enerjiyle titriyor, Kael'in koluna karıncalanma yayıyordu.

"Doydun mu?" dedi Kael kılıcına.

Sürünün geri kalanı, liderlerinin (veya bombalarının) bu kadar kolay sönümlendiğini görünce duraksadı. O ilkel beyinlerinde korku filizlendi.

"Şimdi!" dedi Malik.

Malik, kalkanıyla hücuma kalktı (Shield Charge). Duraksayan yaratıkları ezip geçti. Kael de onun arkasından, kalanları temizleyerek ilerledi.

Son yaratık da düştüğünde, tünel sessizliğe gömüldü. Sadece su damlalarının sesi ve Malik'in ağır nefesleri duyuluyordu.

Kael, yerdeki cesetlere baktı. Çoğunun sırtında Engerek'in sembolü olan o sarmal yılan damgası, kızgın demirle dağlanmıştı.

"Onları kurtarmadık," dedi Kael, kılıçlarını silmeden. Kanı kılıçlar içmişti zaten. "Sadece acılarına son verdik."

Halid, tünelin gölgesinden çıktı. Kael'in omuzuna elini koydu ve yerdeki bir cesedin sırtındaki damgayı işaret etti.

"Görüyor musun?" dedi Halid. "Bu damga... Bu sadece bir mülkiyet işareti değil. Bu bir 'Yönlendirme Rünü'. Bu yaratıklar buraya terk edilmemiş. Buraya nöbetçi olarak bırakılmışlar."

Halid, tünelin sonundaki, kayaların arasına gizlenmiş ağır metal kapıyı gösterdi. Kapının üzerinde de aynı sarmal yılan sembolü vardı.

"Engerek burada," dedi Halid. "Ya da en azından, onun kirli sırlarından biri burada. Ve biz, davetsiz misafiriz."

Kael, kapıya yürüdü. İçindeki Mühür, kapının ardındaki o yoğun, yapay enerjiyi hissedince daha da sertleşti. Siyah Dişler, kınında değil, elinde kalmak istiyordu.

"Kıralım," dedi Kael.

Malik, Yerkıran'ı kaldırdı.

GÜM.

Metal kapı, menteşelerinden sökülüp içeriye, karanlığa doğru devrildi. İçeriden gelen koku, çürük et değil, sterilize edilmiş metal, soğuk büyü ve formol kokusuydu.

Laboratuvara giriyorlardı.

More Chapters