Cherreads

Chapter 61 - GRİ VADİYE YOLCULUK: KÜLLERİN ALTINDAKİ DAMARLAR

Kael'in botunun tabanı, çürümüş bir meyveyi ezer gibi yumuşak ve ıslak zemine gömüldü.

Çıkan ses (Vlup), midenin bulanmasına yetecek kadar yapışkan ve canlıydı.

Solgard'ın surlarının hemen dibindeki o dik yokuştan aşağı indikçe, yukarıdaki "Altın Şehir"in ihtişamı yerini boğucu bir gri sise bırakmıştı. Burası, Gri Vadi'ydi. İmparatorluğun bağırsakları. Simyacıların başarısız deneylerini döktüğü, kanalizasyonların boşaldığı ve şehrin görmek istemediği her şeyin yığıldığı o lanetli çukur.

"Maskeni düzelt," dedi Halid'in sesi. Sisin içinden boğuk geliyordu ama emredici tonunu kaybetmemişti. "Buradaki hava sadece pis kokmaz. Buradaki havada 'Atık Tını' asılıdır. Ciğerlerine çekerken hissetmezsin ama gece olduğunda içeriden kan kusmaya başlarsın."

Kael, yüzündeki deri maskeyi sıkılaştırdı. Filtrenin içindeki kurutulmuş otların kokusu, dışarıdaki o keskin kükürt ve çürük et kokusunu bastırmaya çalışıyor ama yetersiz kalıyordu.

"Burası..." dedi Malik, devasa savaş çekicini omzunda dengelemeye çalışarak. Sesi maskenin altından hırıltılı çıktı. "...hareket ediyor Kaptan. Zemin hareket ediyor."

Kael aşağı baktı. Haklıydı.

Gri çamurun yüzeyi, sanki altından binlerce solucan geçiyormuş gibi hafifçe dalgalanıyordu. Bu doğal bir hareket değildi. Toprağa dökülen simyasal atıklar ve kontrolsüz Tını (Mana) kalıntıları, çamurun kimyasını bozmuş, ona yarı-canlı, hastalıklı bir hareketlilik kazandırmıştı.

"Basıp geçin," dedi Halid, duraksamadan ilerleyerek. Pelerini, yerdeki pisliğe değmemek için hafifçe havalanıyordu; Kudretini (Aurasını) rüzgar gibi kullanarak etrafında görünmez bir kalkan oluşturmuştu. "Onlar 'Çamur Sülükleri'. Zırhı delemeyecek kadar zayıflar ama durursanız botlarınızın dikişlerinden sızarlar."

Kael, Siyah Diş ve ikizinin kabzalarını kontrol etti. Kılıçlar kınlarındaydı ama huzursuzdular.

Kara Cevher (Nyx-Iron), havadaki bu yoğun, kirli ve sahipsiz enerjiyi hissediyordu. Kael'in belinde hafifçe titreşiyor, kınlarından çıkıp bu zehirli havayı "içmek" istiyorlardı. Kael, elini kabzaya koyup iradesiyle onlara "Bekle" emrini gönderdi.

"Sakin olun," diye fısıldadı kılıçlarına. "Henüz yemek vakti değil."

İlerledikçe, vadinin coğrafyası daha da grotesk bir hal almaya başladı.

Solgard'dan aşağıya inen devasa atık boruları, vadinin yamaçlarından şelaleler halinde dökülüyordu. Ama akan su berrak değildi; bazen neon yeşili, bazen pas rengi, bazen de zift karasıydı. Bu sular birleşip vadinin ortasında yavaş, tembel ve ölümcül bir nehir oluşturuyordu.

Nehrin kıyısında, garip şekilli mantarlar bitmişti. İnsan boyunda, şapkaları zonklayan mor damarlarla kaplı mantarlar.

"Dokunmayın," dedi Halid, Malik'in çekicinin ucuyla bir mantarı dürtmek üzere olduğunu görünce. "O mantarların içinde basınçlı asit var. Patlarsa yüzünü eritir. Buradaki her şey, hayatta kalmak için bir silaha dönüşmüştür."

Malik hemen geri çekildi. "Anlaşıldı Komutan. Sadece... yürüyoruz."

Yaklaşık bir saatlik yürüyüşten sonra, sis biraz aralandı ve vadinin derinliklerindeki o tekinsiz sessizlik bozuldu.

ÇIT... KRRRT...

Kemik kırılma sesi.

Halid aniden durdu. Elini kaldırdı.

Kael ve Malik, eğitimli birer av köpeği gibi oldukları yerde dondular.

Ses, sağ taraftaki devasa bir hurda yığınının arkasından geliyordu. Bu yığın, eski zırhlar, kırık arabalar ve yapı malzemelerinden oluşmuş yapay bir tepeydi.

"Analiz et," dedi Halid, Kael'e bakmadan.

Kael gözlerini kıstı. Sağ gözündeki altın iris dikey bir çizgi halini aldı. Aura Sezgisi (Mührün Radar Özelliği) devreye girdi.

Görsel dünyayı flu bir perdeye çekti. Enerji dünyasını öne çıkardı.

Hurda yığınının arkasında, soluk, titrek ve düzensiz üç tane ısı kaynağı vardı. Bu kaynaklar insan değildi; insanların aurası daha düzenli, daha sıcak olurdu. Bunların aurası soğuk, kesik kesik ve "yanlıştı".

"Üç hedef," dedi Kael fısıltıyla. "Auralları bozuk. İnsan formundalar ama... içlerinde Tını (Mana) yok. Sadece açlık var."

"Ghoullar," dedi Halid. "Ya da buradaki adıyla 'Atık Yiyiciler'. İnsanlıktan çıkmış, sadece çürük et ve atık mana ile beslenen zavallılar. Onları öldürmek merhamettir."

Halid çocuklara döndü.

"Ben karışmayacağım. Yolumuzu kesiyorlar. Temizleyin."

Kael ve Malik birbirlerine baktılar.

Bu bir talim değildi. Karşılarındaki şeyler, Kessir'in atölyesindeki kuklalar değildi. Canlıydılar. Ve muhtemelen bir zamanlar insandılar.

"Hazır mısın Koca Adam?" diye sordu Kael, maskesinin altından.

Malik, Yerkıran'ın (Savaş Çekicinin) sapını sıktı. Eklemleri beyazladı. "Hazırım Kaptan. Sen yolu aç, ben ezeyim."

Hurda yığınının arkasından çıktılar.

Manzara mide bulandırıcıydı.

Üç yaratık, ölü bir atın (muhtemelen yukarıdan atılmıştı) başında toplanmış, elleriyle eti parçalayıp yiyorlardı. Üzerlerinde yırtık pırtık paçavralar vardı. Derileri grileşmiş, saçları dökülmüştü. Gözleri... gözleri yoktu. Sadece beyaz, kataraktlı birer tabaka vardı.

Kael ve Malik'in ayak seslerini duyduklarında, üçü birden başlarını kaldırdı.

Ağızlarından hırıltılı, ıslak bir tıslama çıktı. Atıkla beslenmekten dişleri sivrilmiş ve kararmıştı.

"Taze et..." diye bir ses çıktı aralarından. Kelime gibi değildi, gırtlaktan gelen bir balgam sesiydi.

Kael, Siyah Diş ve ikizini çekti.

ŞLINNK.

Kılıçlar kınından çıktığı an, o sessiz, aç metal sesi vadide yankılandı.

Yaratıklar çığlık atarak üzerlerine koştu. Hızlıydılar. Beklenmedik derecede hızlı. Dört ayak üzerinde, birer örümcek gibi seğirterek geliyorlardı.

"Sol kanat!" diye bağırdı Kael.

Kael sola, Malik sağa açıldı.

İlk yaratık Kael'in üzerine atladı. Pençeleri, Kael'in yüzünü hedefliyordu.

Kael, panik yapmadı. Zaman algısı yavaşladı.

Yaratığın sıçrayış açısı, havadaki konumu, pençelerinin hızı... Hepsi zihninde bir matematik problemi gibi çözüldü.

Nabız Stili (Pulse Style).

Kael, kılıçlarına giden Tını vanasını milisaniyelik bir süre için açtı.

Kılıçlar hafifledi ve keskinleşti.

Kael, olduğu yerde döndü. Sol kılıcıyla yaratığın pençelerini savuşturdu (Parry), sağ kılıcıyla yaratığın boynunu kesti.

VIZZT.

Et kesme sesi gelmedi. Havanın yırtılma sesi geldi.

Yaratığın başı gövdesinden ayrıldı ve arkasındaki çamur birikintisine düştü. Gövdesi ise Kael'in yanına yığıldı. Kan akmadı; siyah, zift gibi bir sıvı fışkırdı.

Diğer tarafta Malik, üzerine gelen iki yaratıkla boğuşuyordu.

Biri Malik'in bacağına yapışmıştı, diğeri kalkanını tırmalıyordu.

"Bırak!" diye kükredi Malik.

Kudretini (Aurasını) bacaklarına ve kollarına pompaladı. Vücudu, "Demir Deri"nin etkisiyle sertleşti. Yaratığın dişleri, Malik'in bacağındaki zırhı ve sertleşmiş deriyi delemedi.

Malik, kalkanını sertçe öne iterek göğsündeki yaratığı savurdu. Ardından, bacağına yapışan yaratığı ensesinden tuttuğu gibi havaya kaldırdı ve yere çarptı.

Sonra Yerkıran indi.

GÜM!

Çamurlu zemin titredi. Yaratık, çekicin altında ezilerek yok oldu.

Savrulan üçüncü yaratık, tekrar toparlanıp Malik'in arkasından saldırmaya çalıştı.

Ama Kael oradaydı.

Kael, bir gölge gibi kayarak Malik'in arkasına geçti.

Ters tutuş. Mantis Stili.

Yaratık havada iken, Kael iki kılıcını makas gibi açtı ve kapattı.

ŞLAK.

Yaratık iki parça halinde Malik'in ayaklarının dibine düştü.

Sessizlik geri geldi. Sadece Kael ve Malik'in hızlı nefes alışverişleri duyuluyordu.

Halid, hurda yığınının tepesinden onları izliyordu. Alkışlamadı. Sadece başıyla, ileriyi işaret etti.

"Kötü değildi," dedi Halid, yanlarına inerek. "Ama yavaşsınız. Ve sen Kael... o kadar güç kullanmana gerek yoktu. Boynunu kesmen yeterdi, kafasını koparmana değil. Enerjini sakla."

Halid, yerdeki siyah kan birikintisine baktı. Sonra eğilip parmağıyla o siyah sıvıdan bir parça aldı ve kokladı.

Yüzü ciddileşti.

"Bu kan..." dedi Halid. "Sadece çürümüş değil. İçinde 'Simyasal Tetikleyiciler' var. Bu yaratıklar doğal yolla bu hale gelmemiş."

Kael, kılıçlarını temizlemeden kınına soktu. Metalin üzerindeki siyah kanı kılıçlar emmişti bile.

"Engerek mi?" diye sordu Kael.

"Muhtemelen," dedi Halid. Gözlerini vadinin daha derin, daha karanlık olan kuzey ucuna, kayalıkların arasından sızan mor bir buharın olduğu yere dikti.

"Denekler," dedi Halid. "Buraya sadece çöp atmıyorlar. Buraya 'hatalarını' atıyorlar. Ve o hatalar... orada birikiyor."

Halid, pelerinini düzeltti.

"Titreyen Mağara'ya (The Shivering Cave) gidiyoruz," dedi. "İzler orayı gösteriyor. Ve eğer şanslıysak... Engerek'in laboratuvarının arka kapısını bulacağız."

Kael, vadinin derinliklerine baktı. Midesindeki bulantı geçmişti. Yerini, sırtındaki Mührün (Kızıl Hüküm) tanıdık sızısı almıştı. Mühür, ilerideki o mor buharı hissediyor ve sahibini uyarıyordu: Orada bir şey var. Bizim gibi bir şey.

"Gidelim," dedi Kael.

Malik çekicini omzuna attı. "Umarım içerisi buradan daha iyi kokuyordur."

Halid önden yürüdü. "Kokmuyor. Çünkü içeride hava yok. Sadece zehir var."

Üç figür, hurda yığınlarının ve çürümüş mantarların arasından, o titreyen, nefes alan mağaranın ağzına doğru ilerlemeye başladılar.

Çocukluk oyunları bitmişti. Artık av sahasındaydılar. Ve avcı, onları bekliyordu.

More Chapters