Cherreads

Chapter 58 - AKIŞ VE RİTİM

Gecenin çökmesiyle birlikte Garnizon avlusu, bambaşka bir dünyaya dönüşmüştü. Gündüzün o sert, tozlu ve gürültülü talim sahası gitmiş; yerine gölgelerin uzadığı, rüzgarın ıslık çaldığı ve sessizliğin pusuda beklediği tekinsiz bir arena gelmişti.

Kael, avlunun tam ortasında duruyordu.

Gözleri, kalın, siyah bir bezle sıkıca bağlanmıştı. Kumaşın dokusu kaba ve sertti; kirpiklerine baskı yapıyor, dış dünyadan gelen en ufak bir ışık sızıntısını bile engelliyordu.

Karanlık. Mutlak, zifiri karanlık.

"Korkuyor musun?" diye sordu Halid'in sesi. Sesin nereden geldiğini kestirmek zordu. Rüzgar, kelimeleri avlunun taş duvarlarına çarptırıp dağıtıyordu.

"Hayır," dedi Kael. Ama yalan söylüyordu. Görememek, bir savaşçı için silahsız kalmaktan daha korkutucuydu. Denge algısı bozuluyor, mesafe kavramı yok oluyordu.

"Korkmalısın," dedi Halid. Sesi şimdi daha yakından, sağ tarafından geliyordu. "Gözler, insana sahte bir güven verir Kael. Gördüğünü sandığın şeye inanırsın. Ama gölgeler... gölgeler her zaman yalan söyler. Bir kılıcın parıltısını beklersen, karanlıktan gelen hançeri yersin."

Kael, ellerindeki Siyah Diş ve ikizinin kabzalarını sıktı. Kara Cevher (Nyx-Iron), gece soğuğunda bile ılıktı. Sanki Kael'in avuçlarındaki sıcaklığı emiyor, kendi iç ısısını koruyordu.

"Silahlarını hisset," dedi Halid. "Onlar sadece metal parçası değil. Onlar senin sinir uçlarının bir uzantısı. Onlar aç. Ve aç olan her şey, yemeğinin nerede olduğunu bilir."

Malik'in ayak sesleri duyuldu. Ağır, ritmik adımlar. Kael, arkadaşının nerede olduğunu tahmin etmeye çalıştı. Sol çaprazda mıydı? Yoksa sesi duvardan mı yankılanıyordu?

"Başla Malik," dedi Halid.

Kael gardını aldı. Ters tutuş. Kılıçların sırtı kollarına yaslı.

VUUUV.

Bir ses. Havayı yaran bir cisim.

Kael sesin geldiği yöne, sağına doğru hamle yaptı.

Geç kalmıştı.

TAK.

Küçük ama sert bir taş, Kael'in sol omzuna çarptı. Acı keskin ve ani oldu.

"Kulağınla duyduğunda çoktan vurulmuşsundur," dedi Halid, acımasızca. "Ses, ışıktan ve niyetten daha yavaştır."

Kael dişlerini sıktı. Omuzunu ovuşturmak istedi ama ellerini bırakmadı.

"Nasıl yapacağım?" diye hırladı Kael. "Görmüyorum!"

"Bakmayacaksın," dedi Halid. "Dinleyeceksin. Ama kulaklarınla değil. Sırtındaki o lanet olası Mühürle. Ve elindeki o aç metallerle."

Halid, Kael'in yanına geldi ve fısıldadı.

"Siyah Dişler, Tını (Mana) ve Kudret (Aura) ile beslenir. Hareket eden her cisim, etrafındaki havayı iter ve mikroskobik bir enerji izi bırakır. Özellikle de Malik gibi aurası taşan biri taş fırlattığında... o taş havada sadece fiziksel olarak değil, enerjisel olarak da bir sürtünme yaratır."

Halid geri çekildi.

"Kılıçlarına odaklan. Onlar birer mıknatıs. Havada yaklaşan metali veya taşı hissettiklerinde titreşecekler. O titreşimi bekle."

Kael derin bir nefes aldı. Gözlerini kapalı kumaşın ardında serbest bıraktı. Zihnindeki o karmaşık düşünceleri susturdu.

Sadece ellerine odaklandı. Kabzaların üzerindeki gümüş tellerin dokusuna. Metalin içindeki o donuk, aç nabza.

Sessizlik.

Sonra... Malik'in nefes alışını duydu.

Ve sonra, Malik'in kolunu savurduğunu hissetti.

Havadaki değişim.

Taş Kael'e doğru uçuyordu.

Kael'in sağ elindeki kılıç, aniden, çok hafif bir şekilde zonkladı. Kabzadan bileğine doğru, soğuk bir elektrik akımı gibi bir uyarı sinyali geçti.

Sağ taraf. Baş hizası.

Kael düşünmedi. Refleksleri, beyninden önce devreye girdi.

Sağ kolunu ters tutuşla yukarı kaldırdı ve olduğu yerde döndü.

ÇIT.

Kılıcın keskin ucu, havada uçan taşa temas etti. Taş ikiye ayrıldı ve parçaları Kael'in iki yanına düştü.

Kael duraksadı. Yaptığı şeye kendi bile inanamamıştı. Taşı görmemişti. Sadece... kılıcın o yöne gitmek istediğini hissetmişti.

"Şans," dedi Halid. "Tekrar."

Bu sefer iki taş birden geldi.

Biri göğsüne, biri bacağına.

Sol kılıç titredi: Aşağıda. Sağ kılıç titredi: Yukarıda.

Kael, Mantis Stili'nin o akışkan duruşuna geçti. Dizlerini kırdı. Sol kılıcıyla aşağıyı süpürdü, sağ kılıcıyla yukarıyı biçti.

ÇIT. TAK.

Birini kesti, diğeri ise kılıcın sırtına çarpıp sekti.

İkisi de isabet etmedi.

"Görüyor musun?" diye bağırdı Malik, heyecanla. "Kaptan! Bana bakmadan blokladın!"

Kael gülümsedi. Karanlığın içinde gülümsemek garip hissettiriyordu. Bu bir büyü değildi. Bu bir görüş değildi. Bu, başka bir şeydi.

Sırtındaki Kızıl Hüküm Mührü, omurgasına hafif, karıncalanan bir baskı uyguluyordu. Sanki Mühür, etrafındaki dünyayı tarıyor ve tehlike sinyallerini Kael'in sinir sistemine, oradan da kılıçlara iletiyordu. Kael bir alıcı, kılıçlar ise antendi.

"Hızlan Malik," dedi Kael. Sesi artık korku dolu değil, odaklanmış ve keskindi.

Malik bu sefer taş atmadı. Eline bir talim sopası aldı ve koşarak geldi.

Yere vuran ayak sesleri. Auranın yaklaşan sıcaklığı.

Kael için Malik artık karanlıkta bir "hiçlik" değildi. Kael, zifiri karanlığın içinde, Malik'in kütlesinin yarattığı o yoğun, kırmızımsı ısı dalgasını zihninde canlandırabiliyordu. Kılıçları, Malik yaklaştıkça daha şiddetli titreşiyor, adeta "Kes onu, besle bizi!" diye çığlık atıyordu.

Malik sopayı savurdu.

Kael eğildi. Sopanın rüzgarı saçlarını yaladı.

Kael, Malik'in arkasına geçti. Kılıçlarını kullanmadı. Sadece Malik'in sırtına hafifçe dokundu.

"Öldün," dedi Kael.

Malik durdu. Nefes nefese kalmıştı. "Bu... bu hile gibi. Gözlerin bağlıyken benden daha hızlısın."

Halid yavaşça alkışladı. Tek, yavaş vuruşlar.

"Hile değil," dedi Halid. "Adaptasyon. Gözlerin seni kandırıyordu Kael. Işık seni yavaşlatıyordu. Çünkü ışık varken beynin analiz etmeye çalışıyor. 'Bu Malik, bu sopa, şu hızla geliyor' diye hesap yapıyorsun. Ama karanlıkta... karanlıkta sadece niyet ve hareket vardır."

Halid yanına geldi ve Kael'in göz bağını çözdü.

Göz bağı düştüğünde, Kael istemsizce gözlerini kıstı. Avludaki meşalelerin cılız ışığı bile ona çok parlak geldi. Dünyası bir anlığına bulandı.

"Bu yetenek," dedi Halid, Kael'in gözlerinin içine bakarak. "Seni hayatta tutacak olan şeydir. Özellikle de sisin, dumanın veya büyülü karanlığın olduğu yerlerde. Düşman seni kör ettiğini sanacak. Ama sen, asıl o zaman görmeye başlayacaksın."

Kael, kılıçlarını kınına soktu. Metalin o aç titreşimi durdu, yerini soğuk bir uykuya bıraktı.

"Kılıçlar..." dedi Kael, ellerine bakarak. "Onlar konuşuyor Halid. Kelimelerle değil ama... istekleriyle."

"O sesi dinle," dedi Halid. "Ama asla itaat etme. Onlar senin köpeğin, sen onların değil. Tasmasını sıkı tut."

Halid arkasını döndü.

"Gidin uyuyun. Yarın... yarın metali test edeceğiz. Gerçek güçle."

Kael ve Malik, yatakhaneye doğru yürürken, Kael avuçlarını açıp kapattı. Hala o "görünmez dokunuşları" hissedebiliyordu.

Gece artık korkutucu değildi. Gece, onun oyun alanıydı. Ve Kael, bu dansta partnerini bulmuştu.

Karanlıkta dans etmek, aydınlıkta savaşmaktan çok daha samimiydi. Çünkü karanlıkta, kimse yalan söyleyemezdi.

More Chapters