Garnizonun taş duvarlarına çarpan sabah rüzgarı, Kael'in kulaklarında ıslık çalıyordu. Ancak bu ses, kafasının içindeki gürültünün yanında bir fısıltı gibi kalırdı.
Kael, talim sahasının ortasında duruyordu. İki elinde de o mat, ışığı yutan Kara Cevher (Nyx-Iron) kılıçlar vardı.
Sırtındaki Kızıl Hüküm Mührü sakindi. Kılıçlar, Kael'in içindeki okyanustan sızan fazla basıncı emiyor, ona o bağımlılık yapıcı hafiflik hissini veriyordu. Ama Kael artık bu hafifliğin bir tuzak olduğunu biliyordu. Kollarındaki damarlar, dünkü yanıkların sızısıyla zonkluyordu.
"Gözlerini kapat," dedi Halid İbn Valyr.
Halid, elinde uzun, esnek bir söğüt dalı tutuyordu. Bu dal, bir kılıçtan daha tehlikeli olabilirdi; özellikle de bir ustanın elindeyse.
Kael gözlerini kapattı. Karanlıkta, kılıçların elindeki soğuk nabzını daha net hissediyordu. Onlar canlıydı. Onlar açtı. Ve Kael'in zihni, bu iki ayrı açlığı tek bir iradeyle yönetmeye çalışırken zorlanıyordu.
"Çift kılıç kullanmak," dedi Halid, sesi Kael'in etrafında dönerek, "iki kat hasar vermek demek değildir. Çoğu aptal böyle sanır. İki kılıcı aynı anda savurursan, sadece kollarını yorarsın ve göğsünü savunmasız bırakırsın."
ŞLAK!
Söğüt dalı, Kael'in sol omzuna indi. Kael dişlerini sıktı ama kıpırdamadı.
"Senin sorunun," diye devam etti Halid, "beyninin tek parça çalışması. Sağ elin vurduğunda, sol elin de vurmak istiyor. Sağ elin savunurken, sol elin de kasılıyor. Buna 'Ayna Refleksi' denir. Ve bu seni öldürür."
Halid durdu.
"Beynini böleceksin Kael. Sağ tarafın bir fırtına gibi saldırırken, sol tarafın bir dağ gibi duracak. Biri akacak, diğeri donacak. Buna 'Çapraz Akış' (Cross Flow) diyoruz."
Kael gözlerini açtı. "Bu... söylemesi kolay."
"Yapması da zorunlu," dedi Halid. Malik'e işaret etti.
Malik, elinde dünden kalan (tamir edilmiş) meşe kalkanı ve körelmiş bir talim gürzüyle öne çıktı.
"Hazır mısın Kaptan?" diye sordu Malik. Gözlerinde tereddüt yoktu, sadece dikkat vardı. Dünkü uçuş dersini unutmamıştı.
"Hazırım," dedi Kael.
"Saldır Malik," diye emretti Halid. "Merhamet yok. Kemiklerini kırmak için vur."
Malik kükredi ve devasa cüssesiyle ileri atıldı. Gürzünü yukarıdan aşağıya, Kael'in kafasını hedef alarak indirdi.
Kael'in içgüdüsü, iki kılıcı birden kaldırıp darbeyi "X" şeklinde bloklamaktı. Bu, filmlerde havalı duran ama gerçekte aptalca olan bir hareketti.
"HAYIR!" diye bağırdı Halid. "Bloklama! Akıt!"
Kael son anda refleksini değiştirdi.
Sağ elindeki kılıçtaki "Vanayı" kapattı. Sağ koluna Tını (Mana) göndermeyi kesti ve sadece Kudret (Aura) yükledi. Kılıç ağırlaştı, sertleşti.
Sol elindeki kılıçta ise vanayı açtı. Tını, sol kolundan akıp metale doldu. Kılıç tüy gibi hafifledi ve titreşmeye başladı.
ÇANG!
Malik'in gürzü, Kael'in sağ kılıcına çarptı. Kael, sağ kolundaki saf fiziksel güç ve kılıcın doğal ağırlığıyla darbeyi karşılamadı; kenara kaydırdı. Gürz, kıvılcımlar saçarak sağ yanından boşa düştü.
Aynı anda...
Kael'in sol eli, bir yılanın dili gibi ileri fırladı. Tınıyla beslenen kılıç, havayı yırtan o aç sesi çıkararak Malik'in savunmasız kalan koltuk altına yöneldi.
VUUUP.
Kılıç, Malik'in zırhına bir santim kala dondu.
Malik'in gözleri büyüdü. Ter damlası şakağından süzüldü. Eğer bu gerçek bir savaş olsaydı ve Kael durmasaydı, Malik'in kolu şimdi yerdeydi.
"Güzel," dedi Halid. Sesi nadiren bu kadar onaylayıcı çıkardı. "Ama yavaşsın. Düşünüyorsun. 'Sağ sert, sol hızlı' diye içinden sayıyorsun. Savaşta saymaya vaktin olmaz."
Kael geri çekildi. Nefes nefese kalmıştı. Fiziksel olarak yorgun değildi ama beyninin içi karıncalanıyordu. Sağ tarafını "kapatıp" sol tarafını "açmak", zihinsel bir jimnastik gerektiriyordu.
"Tekrar," dedi Halid.
Malik tekrar saldırdı. Bu sefer yatay bir vuruş.
Kael, sol kılıcıyla (Ağır Mod) darbeyi aşağı bastırdı, sağ kılıcıyla (Hızlı Mod) Malik'in boynuna hamle yaptı.
Başarılı.
Tekrar. Malik kalkanla itti. Kael sağ kılıcıyla (Ağır Mod) kalkanı karşıladı, sol kılıcıyla (Hızlı Mod) kalkanın etrafından dolaşıp Malik'in bacağına uzandı.
Başarılı.
Onuncu denemede, Kael'in ritmi bozuldu.
Beyni yoruldu. İki koluna da aynı anda Tını gönderdi.
İki kılıç da hafifledi.
Malik'in gürzü, Kael'in savunma yapması gereken kılıcına çarptı. Ama kılıç, Tınıyla dolduğu için fiziksel direncini kaybetmiş, "Hafif" moda geçmişti.
GÜM!
Gürz, Kael'in savunmasını kağıt gibi ezdi ve Kael'in göğüs zırhına çarptı.
Kael geriye uçtu, sırtüstü yere kapaklandı. Ciğerlerindeki hava boşaldı.
"Hata," dedi Halid, tepesinde dikilerek. "İki musluğu da açtın. Savunma yapacağın kılıca Tını verirsen, o kılıç darbeyi ememez. Sadece titrer. Savunma 'Ağır' olmalı Kael. Saldırı 'Hafif' olmalı."
Kael, göğsünü tutarak doğruldu. Kaburgaları sızlıyordu.
"Beynim..." dedi Kael, şakağını ovuşturarak. "Beynim yanıyor sanki. İki ayrı insanmışım gibi davranmamı istiyorsun."
"Öylesin zaten," dedi Halid. "Sen bir Anomalisin. İçinde iki farklı doğa savaşıyor. Drasly ve Aerya. Biri yıkım, biri yaşam. Biri Tını, biri Kudret. Kolların da öyle olacak."
Halid, Kael'e elini uzatmadı. Kael kendi kalktı.
"Kolların ısındı mı?" diye sordu Halid.
Kael kollarına baktı. Dünkü gibi duman tütmüyordu ama bileklerindeki damarlar hafifçe belirginleşmişti.
"Az," dedi Kael. "Nabız tekniği işe yarıyor. Sürekli akıtmadığım için yanma azaldı."
"Güzel," dedi Halid. "Şimdi zor kısmı."
Halid cebinden iki tane küçük, kırmızı boyalı taş çıkardı.
"Malik sana saldıracak. Sen onunla dövüşürken... ben bu taşları sana fırlatacağım. Arkandan. Yanından. Görmediğin yerlerden."
Kael'in gözleri (Biri mavi, diğeri altın) kısıldı. "Görmediğim şeyi nasıl durduracağım?"
"Hissederek," dedi Halid. "Sırtındaki Mühür, sadece bir kilit değil Kael. O bir duyu organı. Tını'yı hapsediyor ama aynı zamanda dışarıdaki Tını'yı da 'tadabiliyor'. Taşların havada yarattığı o mikroskobik titreşimi... o 'Rüzgarın Yırtılmasını' duyman lazım."
"Bu imkansız," dedi Malik. "Kaptan'ın arkasında gözü yok."
"Gözleri yok ama sırtında yaşayan bir parazit var," dedi Halid acımasızca. "Ona güvenmeyi öğren."
Halid geriye çekildi. Malik gardını aldı.
"Başla!"
Malik saldırdı. Kael, öğrendiği "Çapraz Akış" ile karşılık verdi. Sol ağır, sağ hızlı.
Tam ritmi tutturmuştu ki...
VIZZT.
Kael'in ensesindeki tüyler diken diken oldu. Bir ses değil, bir "basınç" hissetti. Sırtındaki Mühür, omurgasında soğuk bir gıdıklanma yarattı.
Kael düşünmedi. Refleksleri devreye girdi.
Malik'in kalkanını iterken, sağ elindeki kılıcı (Hızlı Mod) arkasına, kör noktasına doğru savurdu.
ÇIT.
Kılıcın ucu, havada uçan kırmızı taşa çarptı ve onu ikiye böldü.
Kael donakaldı. Malik donakaldı.
Halid, elinde kalan diğer taşı havaya atıp tuttu. Yüzünde o nadir, ürkütücü gülümseme vardı.
"İmkansız değilmiş," dedi Halid.
Kael, arkasına baktı. Yerde ikiye ayrılmış taş duruyordu.
"Ben..." dedi Kael. "Onu görmedim. Sadece... oradaydı. Sanki biri kulağıma fısıldadı."
"Kimse fısıldamadı," dedi Halid. "Sadece gürültüyü filtreledin. Ve 'Çapraz Akış'ı sadece kollarına değil, algına da uyguladın. Bir yanın önündeki düşmanla savaştı, diğer yanın dünyayı dinledi."
Kael, kılıçlarını kınına soktu. Kılıçlar yerine otururken çıkan o klik sesi, Kael'in zihnindeki bir parçanın da yerine oturduğunu hissettirdi.
Yorgundu. Kolları sızlıyordu. Ama artık eskisi gibi "eksik" hissetmiyordu. İki eli, iki kılıcı ve iki ayrı dünyası vardı. Ve şimdi... onları nasıl dans ettireceğini öğreniyordu.
"Bugünlük yeter," dedi Halid. "Yarın... gözlerin bağlı çalışacağız."
Kael ve Malik birbirlerine baktılar. İkisinin de yüzünde, cehennemden sağ çıkmış olmanın verdiği o yorgun ama gururlu tebessüm vardı.
Eve dönüş yolu artık o kadar karanlık görünmüyordu.
