Cherreads

Chapter 55 - ÖZGÜRLÜĞÜN TADI VE SİYAH AKIŞ

Güneş, Solgard'ın kiremit çatılarını ısıtmaya başlamıştı. Garnizonun arka tarafındaki, yüksek duvarlarla çevrili talim avlusunda Kael ve Malik karşı karşıyaydı.

Kael, elindeki iki siyah kılıca, Siyah Diş ve ikizine bakıyordu.

Normalde, sabahları uyanmak Kael için bir işkenceydi. Sırtındaki Kızıl Hüküm Mührü, içindeki okyanusu (Tınıyı) tutmak için sürekli kasılır, omurgasına tonlarca ağırlık bindirir ve bitmeyen bir migren yaratırdı. Kael, hayatı boyunca suyun altında nefes almaya çalışan biri gibi yaşamıştı.

Ama şimdi... şimdi bu kabzaları tutuyordu.

Ve Kara Cevher (Nyx-Iron), doğası gereği açtı.

Kael parmaklarını kabzanın üzerindeki gümüş tellere doladığı an, bir mucize gerçekleşti.

Kılıçlar, Kael'in içindeki o fazla, sıkışmış, dışarı çıkmak için çığlık atan Tını'yı (Manayı) bir sünger gibi emmeye başladı.

FIIISSS.

Sanki bir buhar vanası açılmıştı.

Kael'in gözleri büyüdü. Başındaki zonklama anında kesildi. Omuzlarındaki görünmez ağırlık kalktı. Sırtındaki Mühür, ilk kez "sakinleşti" çünkü yükünü paylaşan bir ortak bulmuştu.

Kael derin, titremeyen bir nefes aldı. Ciğerlerine dolan hava hiç bu kadar tatlı gelmemişti.

"Kaptan?" dedi Malik, elinde kalın meşe kalkanıyla tereddütle durarak. "Garip bakıyorsun. İyi misin?"

Kael, kılıçlara baktı. Onlar fiziksel olarak ağırdı ama Kael'in Tınısıyla doldukları an, sanki yerçekimiyle bağlarını koparmış gibi hafiflemişlerdi.

"İyiyim Malik," dedi Kael. Sesi şaşkınlık doluydu. Kollarını havaya kaldırdı, kılıçlar tüy gibiydi. "Hatta... Hayatımda hiç bu kadar iyi hissetmemiştim."

Kael gülümsedi. Bu, zorlama bir gülümseme değildi. Saf, çocuksu bir rahatlamanın gülümsemesiydi.

"Hadi," dedi Kael. "Bana vur."

Malik omuz silkti. "Sen istedin."

Malik, devasa kütlesiyle ileri atıldı ve tahta talim balyozunu savurdu.

Normalde Kael bu darbeyi görmek için gözlerini kısar, kaçmak için kaslarını zorlardı.

Ama bu sefer... dünya yavaştı.

Kael'in zihni berraktı. İçindeki Tını, kılıçlara o kadar hızlı akıyordu ki, bu akış Kael'in reflekslerini de hızlandırmıştı.

Kael düşünmedi bile. Sadece aktı.

VUUUP.

Kael, bir gölge gibi Malik'in soluna kaydı. Hareketi o kadar hızlıydı ki, arkasında bulanık bir iz bıraktı.

Sağ elindeki Siyah Diş'i savurdu. Amacı sadece Malik'in kalkanına dokunmaktı.

ÇANG!

Metal meşeye çarptı.

Ama sonuç, Kael'in beklediği gibi hafif bir tıkırtı olmadı.

Kılıç, Kael'in içindeki okyanustan çektiği basıncı darbe anında boşalttı. Malik'in devasa meşe kalkanı, sanki bir kuşatma koçuyla vurulmuş gibi parçalandı. Malik, darbenin şokuyla üç metre geriye uçtu ve sırtüstü yere kapaklandı.

Avlu sessizliğe gömüldü.

Kael, elindeki kılıca şok içinde baktı. Kılıcın siyah namlusu, emdiği enerjiyle hafifçe mor bir hare yayıyordu.

"Ben..." Kael kekeledi. "Ben o kadar sert vurmadım."

Malik, inleyerek doğruldu. Kırık kalkanın parçalarına baktı.

"Kaptan," dedi Malik, gözleri fal taşı gibi açılarak. "Sen az önce... beni uçurdun. Sen. Beni."

Kael ellerine baktı. Yanma yoktu. Ağrı yoktu. Sadece damarlarında dolaşan o tatlı, serin akış vardı. Bu kılıçlar onu tüketmiyordu; onu özgürleştiriyordu.

"Devam et," dedi Halid'in sesi.

Gölge Komutan, köşeden onları izliyordu. Yüzünde nadir görülen bir tatmin ifadesi vardı.

"Durma Kael. Akışına izin ver. Vücudun ilk defa prangalarından kurtuldu. Koş."

Kael başını salladı. Ve koşmaya başladı.

Avlu etrafında tur atarken, sadece koşmuyor, adeta uçuyordu. Kılıçları havada savuruyor, hayali düşmanları kesiyordu. Her hareketi keskin, her vuruşu ölümcüldü. Yorulmuyordu. Kılıçlar emdikçe, Kael'in içindeki kaynak daha da coşkuyla besliyordu. Bu bir dövüş değil, bir danstı. Yıllardır kafeste tutulan bir kuşun ilk uçuşuydu.

Ancak... onuncu dakikada bir şey değişmeye başladı.

Kael durmak istemiyordu.

Zihni, o rahatlama hissine o kadar odaklanmıştı ki, etrafındaki dünyayı flu görmeye başlamıştı. Malik'in ona seslendiğini duymuyordu. Sadece kılıçların vınlamasını ve içindeki enerjinin boşalma hazzını duyuyordu.

Bir "sarhoşluk" haliydi bu. Güç sarhoşluğu.

Halid aniden önüne çıktı. Kendi kılıcını kınından çekmeden, Kael'in göğsüne sert bir tekme attı.

KÜT.

Kael yere yuvarlandı. Kılıçlar elinden fırladı.

Kılıçlarla teması kesildiği an...

GÜM.

O eski, tanıdık, korkunç basınç bir balyoz gibi Kael'in zihnine geri döndü. Mühür tekrar sıkıştı. Baş ağrısı geri geldi.

Kael, nefes nefese yerde kıvranırken, sanki derinlerden yüzeye çok hızlı çıkmış bir dalgıç gibi vurgun yediğini hissetti. Midesi bulandı.

"Neden?" diye hırladı Kael, başını tutarak. "Neden durdurdun? Harika gidiyordu!"

Halid, Kael'in tepesine dikildi.

"Çünkü körleştin," dedi Halid. Sesi sertti. "Malik sana üç kere 'dur' dedi. Duymadın. O kılıçları biraz daha savursaydın, arkadaşını da o hayali düşmanlardan biri sanıp doğrayacaktın."

Halid, yerdeki Siyah Diş'i aldı ve Kael'e uzattı.

"Bu kılıçlar senin ilacın Kael. Seni hafifletiyor, hızlandırıyor ve içindeki zehri emiyor. Bu muazzam bir avantaj. Şu an, aurası açık bir şövalyeden bile daha hızlısın."

Halid, Kael'in gözlerinin içine baktı.

"Ama bu bir uyuşturucu gibidir. O rahatlama hissine kapılırsan, savaş alanındaki taktiksel zekanı kaybedersin. Sadece sallayan, düşünmeyen, haz peşinde koşan vahşi bir hayvana dönüşürsün."

Kael, titreyen eliyle kılıcı geri aldı. Kabzayı tuttuğu an baş ağrısı tekrar geçti. O tatlı serinlik geri geldi.

Bu his... korkutucu derecede güzeldi.

"Uzun savaşlarda," dedi Halid, uyarıcı bir tonla. "Bu 'Trans' hali senin en büyük düşmanın olacak. Eğer akışı kesip kendine gelmezsen, etrafında dost düşman kim varsa zarar verirsin. Ve akışı kestiğin an..." Halid duraksadı. "...o ani ağırlık değişimi seni sersemletir. Düşman o anı bekler."

Kael ayağa kalktı. Kılıçları kınına soktu. Kınına girdikleri an bağlantı kesildi ve omuzlarına o eski, ağır yük geri bindi. Kael hafifçe sendeledi ama düşmedi.

"Anlaşıldı," dedi Kael. Dişlerini sıkarak o eski ağrısına, o tanıdık dostuna tekrar merhaba dedi. "Bu kılıçlar benim kaçışım değil. Onlar benim silahım. Ve silahı kontrol eden ben olmalıyım, kılıçlar değil."

Malik yanına geldi, omzuna vurdu. "Yine de... beni o kalkanla uçurman harikaydı Kaptan. Sadece... bir dahaki sefere bana vurma."

Kael, terli yüzünü sildi ve gülümsedi. Bu seferki gülümsemesi daha kendinden emin, daha "Avcı" gibiydi.

Artık biliyordu. O zayıf değildi. Sadece doğru aleti bulması gerekiyordu. Ve şimdi, elinde dünyayı kesebilecek dişleri vardı.

More Chapters