Cherreads

Chapter 52 - DEMİRCİNİN İNADI

Kessir Orm'un atölyesi, mistik bir tapınak değil, işleyen devasa bir fabrikanın kalbi gibiydi. İçerisi yoğun bir is, metal tozu ve yanık yağ kokuyordu.

Kael ve Malik içeri girdiğinde, Kessir Usta örsün başında değil, tezgahın üzerinde duran devasa bir dişli mekanizmasını yağlıyordu. Halid, dükkanın en karanlık köşesinde, bir sandalye çekmiş, sessizce oturuyordu.

"Dükkan kapalı," dedi Kessir, başını kaldırmadan. Sesi, paslı bir menteşe gibi gıcırtılıydı. "Malik, o dişliyi düşürürsen seni atölyeye gömerim."

Malik irkildi, elini tezgahtan çekti. "Baba... Kael geldi. Bir şey göstermek istiyor."

Kessir elindeki yağlı bezi bıraktı. Kael'e döndü. Bakışları, çocuğun üzerindeki yorgunluğu ve gözlerindeki o değişmiş, sert ifadeyi taradı.

"Gecenin bu saatinde buradaysan," dedi Kessir, "ya başın beladadır ya da bir şey kırmışsındır. Hangisi?"

Kael cevap vermedi. Sırt çantasını bir tezgahın üzerine bıraktı. İçinden, siyah kumaşa sarılı o ağır kütleyi çıkardı ve kumaşı açtı.

Nyx-Demiri (Kara Cevher).

Metal, atölyenin loş ışığında mat, pürüzlü ve son derece yoğun görünüyordu. Mistik bir parıltısı veya uğursuz bir dumanı yoktu. Sadece... oraya ait değilmiş gibi duran, ışığı yutan, yoğun bir kütleydi.

Kessir, metali görünce korkmadı. Geri çekilmedi. Sadece derin, bıkkın bir nefes verdi ve elini alnına götürdü.

"Bunu nereden buldun?" diye sordu Kessir. Sesi artık kızgın değil, yorgundu.

"Halid verdi," dedi Kael.

Kessir, köşedeki Halid'e ters bir bakış attı. "Tabii ki o verdi. Başka kim bir çocuğun eline Yıldız Cürufu tutuşturur ki?"

Kessir tezgaha yaklaştı. Metale dokunmadı, sadece eğilip yüzeyindeki gözenekleri inceledi.

"Bunu işlememi istiyorsun," dedi Kessir, bir soru değil, bir tespit cümlesiydi.

"Evet," dedi Kael. "Bana bir silah lazım Usta. Sıradan çelik elimde bükülüyor."

Kessir güldü. Kısa, alaycı bir kahkaha.

"Evlat," dedi Kessir, eline bir çekiç alıp Kara Cevher'e hafifçe vurdu. TOK. Ses çıkmadı. Metal, darbeyi emdi. Titreşim bile yaratmadı.

"Bu gördüğün şey lanetli falan değil. Sadece... açgözlü. Bu metalin termal iletkenliği sıfırdır. Isıyı iletmez, yutar. Ocağımı en yüksek dereceye getirsem bile bu şey ısınmaz. Sadece kömürümü bitirir ve ocağımı çatlatır. Bunu dövemem çünkü bunu ısıtamam."

Kessir, Kael'in gözlerinin içine baktı.

"Bu bir demirci işi değil. Bu bir mühendislik hatası. Bunu işleyebilmem için bir volkanın ağzına inmemiz gerekir. Ya da..." Kessir duraksadı, Halid'e baktı. "...bana saf, yoğunlaştırılmış bir enerji kaynağı vermeniz gerekir. Ki o da bende yok."

"Ben varım," dedi Kael.

Kessir kaşlarını çattı. "Sen mi?"

Kael bir adım öne çıktı. Cebinden, dün gece zindanda kırılan o paslı kılıcın kabzasını çıkardı ve Kessir'in önüne attı.

"Sıradan metal, benim gücümü taşıyamıyor Usta. İçimdeki... basınç, demiri büküyor. Ama bu metal..." Kael elini Kara Cevher'in üzerine koydu. Metal, Kael'in dokunuşuyla hafifçe, çok hafifçe titreşti. "...bu metal aç. Isıyı emiyor dedin. Enerjiyi emiyor dedin. Benim de boşaltmam gereken fazla bir enerjim var."

Kessir'in bakışları ciddileşti. Zanaatkar gözleriyle Kael'i bir çocuk olarak değil, bir malzeme olarak tartmaya başladı.

"Kendini mi öneriyorsun?" diye sordu Kessir. "Ocağın körüğü mü olacaksın?"

"Soğutma suyu ve yakıt olacağım," dedi Kael. "Sen metali döverken, ben ona kendi kanımı ve kendi auramı (Kudretimi) vereceğim. Metal senin ocağındaki ateşi değil, benim içimdeki ateşi yiyecek."

Kessir, sakalını sıvazladı. "Bu teorik olarak mümkün. Eğer auran yeterince yoğunsa, metalin moleküler bağlarını gevşetebilir. Ama..."

Kessir, Kael'in bileklerini tuttu. Çocuğun nabzını, damarlarındaki o anormal akışı hissetti.

"...ama bu seni kurutur evlat. Bu metalin doyma noktası yoktur. Bir an bile tereddüt edersen, metal sadece auranı değil, Hayati Zerrelerini (yaşam enerjini) de çeker. Bir silah sahibi olayım derken, posaya dönüşürsün."

"Risk benim," dedi Kael. Sesi netti. "Dün gece silahsız kaldığımda neler olduğunu gördüm. Bir daha o çaresizliği yaşamaktansa, bu masada kurumayı tercih ederim."

Kessir, Kael'in gözlerindeki o soğuk kararlılığı gördü. Bu, bir heves değildi. Bu, bir gereklilikti. Ve Kessir, zor malzemeleri seven bir ustaydı.

"Pekala," dedi Kessir. Gömleğinin kollarını sıvadı. "Lanet olsun, yapalım. Ama ritüel falan yok. Dua yok. Sadece fizik ve ter."

Malik'e döndü.

"Körüklerin başına geç Malik. Ve o kolu koparana kadar asıl. Ocağın ısısı asla düşmeyecek. Düşerse metal donar ve hepimiz patlarız."

Sonra Kael'e döndü.

"Gömleğini çıkar ve şu masaya otur. Bir kase getirin. Ve bir bıçak. Kanın bu metal için 'akı' (flux) görevi görecek. Oksitlenmeyi önleyecek tek şey senin o tuhaf kanın."

Halid, gölgelerin içinden memnuniyetle gülümsedi. Kessir korkmamış, sadece bir usta gibi sorunu analiz etmiş ve çözümü kabul etmişti.

Kael gömleğini çıkardı. Zindandaki morluklar ve sırtındaki Mühür, atölyenin loş ışığında ortaya çıktı.

Kessir, Mühür'e bakıp ıslık çaldı. "Sırtında taşıdığın o şey... bir baraj kapağına benziyor. Umarım sızdırmaz."

"Sızdırırsa," dedi Kael, eline aldığı bıçakla avcunu çizerken, "o zaman yeni bir atölye aramak zorunda kalırsın."

Kael'in kanı, kara metalin üzerine damladı.

CISS.

Metal, kanı buharlaştırmadı. İçti. Ve o mat siyah yüzeyin altında, ilk kez donuk, kızıl bir damar attı.

"Başlıyoruz," dedi Kessir, en ağır çekicini eline alarak. "Metalin dilini konuşma vakti."

Atölye, mistik bir ayinle değil, çekicin örse vurduğu o saf, ritmik ve acımasız endüstriyel gürültüyle doldu.

More Chapters