Cherreads

Chapter 204 - ZÜPPELER VE SESSİZ OTORİTE

Solgard Akademisi'nin ana giriş kapısı, mimari bir gösterişin zirvesiydi. Devasa mermer sütunlar, üzerine işlenmiş koruma rünleri sayesinde sabah güneşi altında parıldıyor; kapının kemerindeki altın varaklı kabartmalar, imparatorluğun gücünü ve zenginliğini haykırıyordu. Ancak Kael Vael'thra ve Malik Kessir için bu kapı, bir eğitim yuvasının girişi değil, süslü bir sirkin bilet gişesi gibiydi.

İki "Gazi", kapıya giden geniş, beyaz taşlı yolda ilerlerken, etraflarındaki dünya ile aralarındaki uyumsuzluk, göze batan bir leke gibi netleşiyordu.

Diğer öğrenciler; renkli ipek cübbeler, parlatılmış törensel zırhlar ve büyüyle şekillendirilmiş saçlarla birer tavus kuşu gibi süzülüyorlardı. Havada ağır bir parfüm, gül suyu ve ozon kokusu vardı. Bu koku, Kuzey'in o dürüst, metalik kan ve buz kokusundan sonra Kael'in midesini bulandırıyordu.

"Burası..." diye mırıldandı Malik, devasa omuzlarını silkerek. "...burası çok yumuşak Kaptan. Bastığım taşlar bile parlatılmış. Kayıp düşmemizi mi istiyorlar?"

Kael, pelerininin yakasını düzeltti. Siyah Diş 'in kabzası, sol kalçasında sessiz bir tehdit gibi duruyordu.

"Düşmemizi değil," dedi Kael, gözlerini kalabalığın üzerinde gezdirerek. "Hayran kalmamızı istiyorlar. Göz boyama Malik. Savaşta mermer zemin yoktur. Çamur vardır. Ama onlar bunu bilmiyor."

Tam o sırada, önlerindeki kalabalık dalgalandı ve ikiye ayrıldı.

Yolun ortasında, Akademi'nin girişini kapatacak şekilde duran bir grup belirdi. Grubun merkezinde, omuzlarına attığı, kenarları samur kürküyle çevrili kırmızı kadife pelerini ve elindeki gümüş işlemeli asasıyla Kaen Morlis duruyordu.

Kaen, bir Baron'un oğluydu. Yetenekli bir Ateş Büyücüsü (Tını Kullanıcısı) olduğu söylenirdi ama Kael'in gözünde o sadece "Dolu bir silahla oynayan şımarık bir çocuk"tu.

Kaen, Kael ve Malik'i gördüğünde yüzüne abartılı, tiyatral bir tiksinti ifadesi yerleştirdi. Yanındaki yancıları –bir grup soylu züppe– kıkırdamaya başladı.

"Durun bakalım," dedi Kaen, sesini yükselterek. Sesi, meydandaki herkesin duyabileceği kadar gür ve yapmacıktı. "Rüzgarın yönü mü değişti? Yoksa burnuma gelen bu koku, ahır kokusu mu?"

Kaen, elindeki asayı hafifçe salladı. Asanın ucunda, tehditkar olması amaçlanan ama Kael için sadece bir "Çakmak Taşı" kıvılcımı kadar değeri olan küçük bir alev topu belirdi.

"Köylüler ve demirciler arka kapıdan girer," dedi Kaen, alevi Malik'e doğru tutarak. "Burası elitlerin kapısı. O pis botlarınızla mermerlerimizi kirletmeyin."

Meydan sessizleşti. Öğrenciler, yaklaşan çatışmayı izlemek için durdu. Herkes, bu iki "Vahşi"nin, Akademi'nin en popüler ve güçlü soylularından biri karşısında ne yapacağını merak ediyordu.

Malik, dişlerini sıktı. Omuz kasları gerildi. Yerkıran 'ın sapına uzanmak istedi.

Ancak Kael, sol elini hafifçe kaldırarak Malik'i durdurdu.

"Sakin ol Duvar," dedi Kael. Sesi alçaktı ama Malik duydu. "Enerjini harcama. Sinek vızıltısı için balyoz kaldırılmaz."

Kael, Kaen'e doğru yürümeye başladı.

Bu yürüyüş, bir meydan okuma yürüyüşü değildi. Bir düello daveti değildi. Bu, bir Yırtıcı 'nın, avının alanına girerken sergilediği o doğal, kendinden emin ve korkutucu derecede sakin yürüyüştü.

Kael'in adımları hızlanmadı. Yavaşlamadı da.

Kaen, Kael'in durmasını bekliyordu. Normal sosyal protokoller bunu gerektirirdi. Biri size hakaret ederse durur ve cevap verirsiniz. Ya da korkar ve geri çekilirsiniz.

Ama Kael durmadı.

Kaen'in "Güvenli Alanı"nı (3 metre) ihlal etti. Kaen'in "Kişisel Alanı"nı (1 metre) ihlal etti. Ve Kaen'in "Mahrem Alanı"na (Intimate Zone - 45 cm altı) pervasızca girdi.

Kael, Kaen'in burnunun dibine kadar girdiğinde, aralarında sadece bir nefeslik mesafe kalmıştı.

Kaen, bu beklenmedik yakınlık karşısında dondu. İçgüdüsel olarak büyü yapmak, elindeki alev topunu büyütmek istedi. Zihni, Tını (Mana) kanallarını açmaya çalıştı.

Ancak yapamadı.

Çünkü Kael'in vücudundan yayılan yoğun, boğucu ve fiziksel ısı – Kudret (Aura) – Kaen'in biyolojik alarm sistemini devreye sokmuştu.

Kael'in karnındaki Aura Çekirdeği , bir fırın gibi yanıyordu. Vücut ısısı normalin üzerindeydi. Kaen, Kael'in teninden yayılan bu kuru, metalik sıcaklığı yüzünde hissettiğinde, beyninin ilkel kısmı (amigdala) "Yanacaksın!" sinyali verdi.

Büyü yapmak için gereken odaklanma (konsantrasyon), bu saf biyolojik korku karşısında dağıldı. Kaen'in asasının ucundaki alev, titreyerek söndü.

Puff.

Kael, sönen aleve bakmadı bile. Gözleri (Biri buz mavisi, diğeri dikey yarıklı altın), Kaen'in titreyen gözbebeklerine kilitlenmişti.

Kaen nefes alamıyordu. Kael'in varlığı, üzerindeki pahalı ipeklere, soylu unvanına ve arkasındaki o görkemli kapıya rağmen, onu eziyordu. Kael'in gözlerinde gördüğü şey, bir öğrencinin bakışı değildi. Bir kasabın, keseceği hayvanın damarını ararkenki o duygusuz, profesyonel bakışıydı.

Kael, sağ elini yavaşça kaldırdı.

Kaen irkildi, gözlerini kıstı. Bir tokat bekliyordu. Ya da bir yumruk.

Ama Kael vurmadı.

Elini, Kaen'in yakasına götürdü. Kaen'in pelerinini tutan, som gümüşten yapılmış, üzerinde Morlis hanesinin arması olan o pahalı, narin broşa dokundu.

"Çok gürültülüsün Kaen," dedi Kael. Sesi fısıltıdan halliceydi ama Kaen'in kulaklarında bir gök gürültüsü gibi yankılandı. "Nefesin, kalp atışın, kelimelerin... Hepsi çok gürültülü."

Kael, başparmağı ve işaret parmağıyla gümüş broşun iğnesini tuttu.

Bu bir büyü değildi. Kael, Tını kullanmıyordu. Sadece parmak uçlarına minik bir Kudret (Aura) dalgası gönderdi.

GIIIRÇ.

Metalik bir inilti duyuldu.

Kael, o sertleştirilmiş gümüş iğneyi, sanki bir hamur parçasıymış gibi yavaşça, nazikçe büktü. İğne, "L" şeklini aldı.

Kaen'in gözleri, göğsünün üzerinde bükülen metale takılı kaldı. O iğneyi bükmek için gereken parmak gücü... O mesafeden, bilek desteği almadan bunu yapmak... Bu insan işi değildi.

Kael, yamulan broşu nazikçe okşadı.

"Av sahasında," dedi Kael, dudaklarının kenarında belli belirsiz, karanlık bir tebessümle. "Gürültü yapan, ilk ölür. Avcı onu duymazdan gelemez. Susturmak zorunda kalır."

Kael, yüzünü Kaen'e biraz daha yaklaştırdı.

"Dua et ki burası okul olsun Kaen. Ve dua et ki... ben bugün avlanmaya çıkmamış olayım."

Kael, elini çekti.

Sonra, sanki Kaen orada yokmuş, sadece yolunun üzerindeki bir engelmiş gibi, omzunu hafifçe Kaen'in omzuna sürterek yanından geçti.

Kaen, bu hafif temasla birlikte sendeledi. Bacaklarının bağı çözülmüştü. Yere düşmemek için yanındaki arkadaşına tutunmak zorunda kaldı. Rengi kireç gibiydi. Alnında soğuk ter damlaları birikmişti.

Malik, Kael'in arkasından gelirken, Kaen'in yanından geçerken duraksadı.

Devasa cüssesiyle Kaen'in üzerine bir gölge düşürdü. Malik, yerdeki sönmüş asa izine baktı, sonra Kaen'e.

"Kaptan haklı," dedi Malik, derin sesiyle. "Ateşin sönmüş. Bir dahaki sefere... kibrit kullan."

Malik de geçti.

Meydandaki sessizlik, Kael ve Malik kapıdan içeri girene kadar bozulmadı.

Arkadaki soylu öğrenciler, az önce ne olduğuna anlam veremiyorlardı. Büyü yapılmamıştı. Kavga edilmemişti. Kael sadece yürümüş, konuşmuş ve gitmişti.

Ama Kaen Morlis, göğsündeki o yamuk gümüş iğneye bakarken gerçeği biliyordu.

O iğne, Kael'in parmaklarının ne kadar kolayca kemik kırabileceğinin bir simülasyonuydu.

"O..." diye fısıldadı Kaen, sesi titreyerek. "O... normal değil."

Akademi'nin koridorlarına girdiklerinde, Malik derin bir nefes aldı ve sırıttı.

"Kaptan," dedi Malik. "Broşu neden büktün? Parasını alabilirdik. İyi gümüştü."

Kael, omuz silkti. Yüzündeki o ölümcül ciddiyet bir anlığına dağıldı, yerini o kara mizahın getirdiği hafifliğe bıraktı.

"Simetri takıntım var Malik," dedi Kael. "Çocuğun egosu o kadar yamuktu ki, broşun düz durması gözümü rahatsız etti. Sadece... uyumlu hale getirdim."

Malik kahkaha attı. Sesi koridorlarda yankılandı.

"Uyumlu hale getirmek mi? Kaptan, sen az önce çocuğu hadım etmedin, ruhunu büktün."

"Aynı şey," dedi Kael, önündeki uzun koridora bakarak.

Gözleri, ilerideki dersliklere, kütüphanelere ve o "güvenli" dünyaya dikilmişti.

"Sadece hiyerarşiyi belirledim Malik. Burası bir okul olabilir. Ama besin zinciri her yerde aynıdır. En tepede sessiz olanlar durur. En altta ise..." Kael, dışarıdaki gürültülü kalabalığı işaret etti. "...bağıranlar."

Kael Vael'thra, Solgard Akademisi'ne bir öğrenci olarak değil, kendi kurallarını koyan bir "Yasa Koyucu" olarak girmişti.

Ve ilk ders, kapıda verilmişti.

More Chapters