DİNG!
DİNG!
DİNG!
-Ha ne ara teneffüs bitti.. daha düzgün konuşamadık bile.. Yuji gece müsait misin?
"Yok ya.. uykum var uyumak istiyorum."
-Yuji beni reddetti.. çok değişmişsin.
-Ş-şey.. b-ben en iyisi sınıfa gideyim.. size iyi eğlenceler..
"Görüşürüz.*
"Eh bende yavaştan kalkayım derse gideyim."
-Yuji. O Lune. Bir F seviye. Ve pısırığın teki. Aranızda bir şey yok değil mi?
"Ha. Bu nereden çıktı. Bir şey yok."
-Ah.. anladım..
Yüzünde bir gülümseme oluştu.. tuhaf..
"Görüşürüz."
-Görüşürüz.
Koridorlar çok sıkıcı.. neyse. Şu sınıf benimkiydi sanırım.
-Yuji burası!
"Ah sağ ol Lune."
Sıram sert.. ama sanırım. Uyunur be.
…
-y…
-uy…
Ah.. bu ses ne.. neden bu kadar boğuk..
AH! LAN BUNE.
"NOLUYO LAN?"
-Derste uyumak yasak.
"BANA NİYE VURDUNUZ!?"
-Ölü gibi uyuyorsun da ondan.
…
-Ve haddini bil. Öğretmenin ile konuşuyorsun.
"Özür dilerim.. hocam başım ağrıyor.. istirahat edebilir miyim?"
-Baş belasısın.. iyi. Kaybol.
"Teşekkür ederim."
Sakince sıramdan kalktım. Yatakhaneye gittim. Yürürken tabela da görmüştüm. Tch.. bu beden. Çok zayıf.. biraz dinlenmeliyim..
Odaya girdim.. cebimde anahtar vardı. 257 yazıyordu. Sayıyı bulup girdim. İçerisi çok sade. Bir yatak bir masa bir de dolap var.. neyse yeterli sanırım. Biraz uyusam..
…
Ah… noldu lan. Yataktayım.. uyudum mu ben.. bu kadar çabuk mu bitiyor bu beden.. saat.. gece yarısı olmuş..
Yatakhane odası, diğer öğrencilerin düzenli ve huzurlu nefes sesleriyle doluydu. İnsanlar... ne kadar da savunmasız uyuyorlar.
Birisi gelip boğazlarını kesse, ruhları bedenlerinden ayrılana kadar haberleri olmayacak.
Yatağımda doğruldum. Bu beden... hala çok hantal. Bugün yemekhanede o Tank bozuntusuna yaptığım şey sadece küçük bir numaraydı. Ama gerçek bir savaşta, bu çelimsiz kollar kılıç savururken kırılır, bu ciğerler on saniyelik bir deparın ardından iflas eder.
"Bu iş böyle yürümez"
Sessizce yatağımdan kalktım. Odanın köşesindeki banyoya girdim ve kapıyı kilitledim.
Soğuk fayansların üzerine bağdaş kurup oturdum. Karanlıkta sadece gözlerim parlıyordu.
Manamı serbest bıraktım. Bir bataklık gibi ağır, ama bir kor gibi sıcaktı.
"Hücresel Re-konstrüksiyon: Başlat"
Önce kas liflerimi hedef aldım. Bir şifacının yapması gerekenin tam tersini yaptım. Kaslarımı iyileştirmek yerine, onları mikroskobik düzeyde parçalamaya başladım.
Acı bir anda beynime bir balyoz gibi vurdu. Dişlerimi birbirine öyle sert bastırdım ki, neredeyse çatlayacaklardı. Ter damlaları şimdiden alnımdan süzülmeye başlamıştı.
"Acı sadece bir yanılsamadır... Ben Akuma'yım. Ben asırların efendisiyim. Bu et parçası bana itaat edecek"
Parçaladığım kas liflerini, şifa enerjimle normalden on kat daha yoğun ve sert bir yapıda yeniden ördüm. Lifler birbirine geçerken vücudumdan hafif çatırtılar geliyordu. Kemik yoğunluğumu artırmak için iliğimdeki kalsiyumu manipüle ettim. Kemiklerim genişliyor, sertleşiyor ve daha dayanıklı bir hal alıyordu.
Bu bir şifacı için imkansızdı. Ama ben sistemi değil, biyolojiyi kullanıyordum.
Görüşüm bulanıklaştı. Kalbim göğüs kafesimi parçalamak ister gibi atıyordu.
"Biraz daha... dayan"
Tam o sırada kapının arkasından bir ses geldi. Hafif bir tıkırtı ve ardından kısık bir fısıltı.
-Yuji? Orada mısın?
Lune. Sesi titriyordu.
Kaslarımı kasmayı bıraktım. Mana akışını aniden kestiğim için iç organlarımda bir baskı hissettim. Ağzıma gelen kan tadını geri yuttum. Üstümdeki tişört sırılsıklam olmuştu ve tenimden hafif bir buhar yükseliyordu.
Kapıya yaklaştım, kilidi açmadan seslendim.
"Uyuyamadım Lune. Sadece yüzümü yıkıyorum"*
-Ama... çok tuhaf sesler geliyordu. Sanki... bir şeyler kırılıyormuş gibi. İyi olduğuna emin misin?
Kapıyı hafifçe araladım. Lune, üzerinde geniş bir pijama takımıyla orada duruyordu. Gözleri karanlıkta kocaman açılmıştı. Elinde bir su bardağı vardı.
-Yüzün... çok solgun. Ve vücudun... neden bu kadar sıcak? Adeta yanıyorsun!
Elini alnıma koymak için uzattı. Bileğini havada yakaladım. Parmaklarım, onun buz gibi tenine değdiğinde sıcaklığım aradaki farkı daha da belli etti.
"Ben iyiyim. Sadece antrenman yapıyordum. Şifacıların da kondisyona ihtiyacı var, değil mi?"
Lune bileğini yavaşça çekti. Gözleri, tişörtümün altından belirginleşmeye başlayan ve normal bir F seviyede asla olmaması gereken o sert kas hatlarına kaydı.
-Sen... sen çok değiştin Yuji. Kazadan sonra... bakışların bile farklı. Bazen senin sen olmadığını düşünüyorum.
Gülümsedim. Ama bu, Yuji'nin o pısırık gülümsemesi değildi. Karanlık ve alaycıydı.
"Belki de haklısın Lune. Belki de eski Yuji o arabanın altında öldü"
Lune bir adım geri attı. Korku mu yoksa şaşkınlık mı olduğunu anlayamadığım bir ifadeyle bana baktı.
-Eğer bir yardıma ihtiyacın olursa... yani, biz arkadaşız. Bana söyleyebilirsin. Takashi Hoca bugün senin için 'tuhaf' dedi ama bence sen... sen sadece çok yalnızsın.
"Yalnızlık benim eski dostumdur. Git uyu Lune. Yarın uzun bir gün olacak"
Lune başını öne eğdi ve yavaş adımlarla kendi yatağına doğru ilerledi.
-Yarın.. güç değerlendirme sınavı var.. dikkat et kendine lütfen.
Kapıyı tekrar kapattım. Aynadaki aksime baktım. Gözlerimdeki o kırmızı parıltı bir anlığına belirdi ve kayboldu. Bedenimdeki sancı hala devam ediyordu ama kendimi hiç bu kadar canlı hissetmemiştim.
"Henüz bitmedi. Yarın o 'Güç Değerlendirme' sınavında sistemin canına okuyacağız"
