Makuro, karşısındaki hayvan gibi auralı varlıktan tedirgin olarak geri adım atarak yavaş yavaş mesafeyi uzatır. Kendi kafasında düşünerek:
"Bu adam da kim? Resmen seni öldüreceğim diye bana bağırıyor. Bu auranın vücut bulmuş hali mi, yoksa? Bir insan? Hayır, bu insan değil. Bir varlık bu kadar güçlü olabilir mi? Resmen şuracıkta beni öldürmemesi için ona eğilip yalvaracağım. Ben, ben ölümden bile korkmam ki. Bu güç, bu his sanki daha önce yaşadım. Resmen beni çıldırtacak derecede olan bu aura neredeydi? Kimden? Di... Yoksa o sen miydin?"
Makuro'nun aklındaki düşünceleri, geçmişi biraz araştırınca ortaya çıkmaya başlıyor. Önceden, hatta çok önceden Makuro ve Kurogaminin Kara'yla olan ilk bağlantısına, yani kanı içtikleri ilk zamana gider.
Makuro'nun o anki korkusunun aynısını yaşadığını düşünür ve:
"Acaba?"
diyerek konuşmaya başlar. Ama ağzından çıkan her bir kelimeyi güzel seçmesi gerek. Yoksa burada onu bekleyen tek şey gözündeki canlanan ölümdür.
Makuro yavaş yavaş soluklanır. Korkusunu ne kadar belli etmek istemese de nefesini verirken gelen o titremeyi herkes anlayabilir. Herhangi bir yanlış hareket, bu zamana kadar yaptığı şeylerin sonuna gelmek demek olduğunu iyice kavrar ve titremesini dindirir.
Ve konuşmadan önce güç farkını analiz etmek ister. Yavaşça karşısındaki kişiye bakar ve gördüğü manzara karşısında tekrar titremeye başlar. Korkusundan mantıklı bir şekilde düşünemeyen Kaito, yanlışlıkla da olsa ağzından cümleler dökülmeye başlar.
"Bu, bu güç, bu aura... İmkânsız. Böyle bir şeyin olması mümkün olamaz. Daha biraz önce neredeyse benimle yakın olan bu güç, şimdiki zamana nasıl gelmiş olabilir?"
Makuro'nun gördüğü güç, sanki bir karınca ile filin yan yana gelmesinin tıpa tıp aynısıdır.
Makuro sözlerini söyledikten sonra:
"Olamaaaaz! Ne yaptım ben? Konuşmamam gerekirdi. Geldiğinden beri bu kadar güçlenebileceğini hiç aklım almıyor. Sanki arkadaşım gibi sabahtan sohbet ediyorum bir de."
der ve ağzını kapatır. Terlemeye başlar ve yavaş yavaş da bilinci bulanır, gözü kararır ve titremeye devam eder. Çünkü bu güç hâlâ artmaya devam ediyordur.
Bilinmeyen kişi sonunda ağzını tekrar açar:
"Hey hey, Makuro Bey, bu kadar da korkmayın. Siz çok güçlüsünüz. Benim gibi zavallı birinin sizi korkutmaya ne haddi olur? Evet, evet, siz güçsüz değilsiniz. Görüyorum ama daha çok toysunuz. Yeni dünyaya gelmiş bir bebek bile sizinle aynı şekilde toylukta. Sana kimse hayatta kalmayı öğretmedi mi? Yoksa gücünü bastırmak hoşuna mı gidiyor? Evet, farkındayım. Sizin yanınızda, sen Makuro Bey, bir taş suysan ben bir şelaleyim. Ama o bir taş su da şelaleden gelmektedir, bunu unutmayın. Vee bu arada size zarar vermek niyetinde değilim. Sadece geziniyordum ve sizin gibi fevkalade bir gücü görmeyeli uzun zaman oldu. Siz seçilmiş bir insansınız. İnsan olmana üzülme. İnsan olan Karalarda yeterince güç vardır, kullanmayı bilirseniz tabii."
Makuro'dan çıt çıkmıyor. Sadece kafasında düşünüyordur.
Olabilecek senaryoları...
Kaçmak, kaçmak, kaçmak...
Başka bir şey düşünebilir mi sence? Tabii ki de kaçmayı düşünecek. Bu güç farkında savaşmak bir seçenek değil, bir intihar girişiminden başka bir şey değildir.
Ama Makuro hâlâ ayakta, dimdik durarak sessizce onu izliyordur.
Bilinmeyen kişi korkunç bir gülümseme ile:
"Hoo, bu kadar güç farkına rağmen ayakta dimdik bana karşı duruyorsun. Seni sevdim, seni çok sevdim, Makuro Bey. Ama seni kolum yapmak istemiyorum. Gelişimini izlemek isterim. Sadece kendi başına. Baksana, benim kolum sadece emir uygular. Bana sürekli eğilir, konuşmaz. Ben robot sevmem. Ben benimle konuşacak güçlü bir insan isterim. Duyguları olan, hassas ve aşk dolu. Eğer gelişimi durursa, onu anında cehennem hayatı yaşatabilmek benim en büyük sevincimdir. Haahhaah! Anlayabiliyor musun beni, Makuro Bey?"
Makuro iyice titremeye başlar. Sanki dilini yutmuş gibi ses çıkarmıyor ve ölümünü bekliyor gibi iyice boğazı düğümlenir.
Bilinmeyen kişi tekrar konuşur:
"Makuro Bey, biraz abartmadınız mı? O kadar da korkunç değilim. Bu gizlenme uzmanlığınızı artık açıklamak ister misiniz? Beni öldürebileceğin tek yol bu olmadığını düşünüyorum. Bayağı zekisin de çünkü."
Makuro yavaşça sırıt arak güler:
"Hahah! Demek anladın. Oyunları sevdiğini düşündüm, yanılmamışım da. Bence oyunculuğum harikaydı zaten. Senin gücüne kıyasla olması gereken buydu. Bana senin kanını içtiğimi söylesen, hiç arkasını aramadan 'olabilir' diyerek kapatırdım. Sence de bu güç biraz fazla değil mi? Ne için kullanmayı düşünüyorsun?"
Bilinmeyen kişi:
"Hahaha! Demek o kadar güçlü olduğumu düşünüyorsun. Dediğim gibi, daha çok toysun. Bir şey görmeden emin olmamalısın. Kimin kanını içtiğin hakkında bir fikrim yok ama ben de içmek isterdim. Açıkçası seni kıskanıyorum, Makuro Bey. Aaa, pardon, bu arada kendimi tanıtmadım. Ben Jajckmine Sacikobow.
Mm, ismim bu yani. Diğer türlü ne işle meşgulüm, nasıl hayatım var, sormak istemezsin herhalde. Ben de söylemek istemem zaten. O yüzden buraları atlayalım ve senin ne istediğine gelelim. O beynin çok fazla dinlenmiyor gibi. Sürekli bir iş peşindesin."
Bir anda Makuro'nun yanına adım atarak gelir.
Makuro korkuyla geri çekilmeye çalışır ama Jajckmine Sacikobow onun omzundan tutar ve olduğu yerde durdurur.
"Benimle konuşurken yüz yüze olmanı isterim, Makuro Bey."
Makuro ne kadar geri çekilmeye çalışsa da onu tutan bu aura çok güçlüdür ve:
"Peki, ne yapmamı istiyorsun?"
diyerek aurasına boyun eğer ve yerinden kıpırdamaz.
Jajckmine Sacikobow:
"Dediğim gibi, çekirge 1 zıplar, 2 zıplar. Makuro, çok zıplama. Daha o güçte değilsin. Sen yaptığının farkında olmadığımızı sanma. Biz her şeyi göreniz."
Bu sözler Makuro'yu tekrar titremeye zorlar ama bu sefer içten ve panikle, gerçek korkuyla titrer.
Jajckmine Sacikobow'un sözleri, onun yaptığı planları, hareketlerini ve kaderin oyununu bildikleri iması, içine resmen bıçak gibi saplanır. Bu sözlerin ardından Makuro donakalır.
Jajckmine Sacikobow:
"Kendini çok büyük görme. Bana baksana, ben hiç kimseyim. Adım bile komik ama senden şu anki halinle çok üstünüm, Makuro Bey. Sana bu ilk uyarımız. Kaderi düzenlemek sana kalmış. Eğer yanlış yapmaya kalkışırsan seni her yerde bulurum. Annenin karnına tekrar girsen bile, Makuro Bey."
diyerek kulağına fısıldar.
Makuro'nun gözleri iyice büyür.
"Nasıl? Bunca zaman benim yaptığımı düşündüğüm şeyler sizin bir planınız mıydı, yoksa?"
O an Makuro orada ne kadar zavallı ve ne kadar güçsüz olduğunu anlar.
Ama bizim görmek istediğimiz Makuro bu değildir. Kaderi kendi yazan ve karışanı bile oyununa davet eden bir güçtür. Çoğu zaman da oyunculukta zirve yapmış bir Makuro.
Ahahhaahah.
Makuro, kulağına fısıldayan Jajckmine Sacikobow daha uzaklaşmadan gülümser.
Bunu fark eden Jajckmine Sacikobow da sırıt arak:
"Gün gelir, bizim ve senin kaderin çelişirse, Makuro, o zaman sana acımayacağımızı bil. Yoksa oyunu kuranı kendi kurallarıyla yeneriz. Kendine çok güvenme.
Ve bu arada, rütbelikten atıldın. Şu an boşta bir Karasın. İster çalış, ister güçlen. Zeka burada bir şey olsa da bazen hiçbir şeydir.
Ha, Shirei! Seni kahrolası köpek, neredesin? Gel buraya! Bu sersem Makuro'nun pisliğini toparla çabuk ve buradan uzaklaş. Seni sersem köpek, robot, pislik, ucube seni!"
Shirei:
"Tabii ki efendim. Nasıl isterseniz."
der ve yakındaki bütün görgü tanıklarını ailesi ile katlederek dağınıklığı toparlar ama Makuro'nun sanat eserini, ustası Jajckmine Sacikobow'un isteği üzerine malikaneye götürür.
Shirei gitmeden hemen önce Makuro'ya döner:
"Kütüphane hemen şurada. Sorun çıkartmadığınızdan emin olun, efendim."
der ve uzaklaşır.
Makuro sessizce Jajckmine Sacikobow ve Shirei'nin arkasından bakakalır. Sonra bir anda aklına gelir.
"He, evet, kütüphane. Diyorum sanırım düşündüğümden de büyük güçteler. Dravon'un anlattığı boşuna değilmiş. Hadi, bu da benden size kıyak olsun."
der ve Karanın ön gördüğü gibi, Dravon'un da bu işte olduğunu bizzat açıklar. Ne de olsa ölmüş biri, yoksa ölmedi mi?
Makuro zamanla kütüphanedeki kitapların hepsini okuyarak Karanın geçmişini ve güçlerini öğrenir. Hatta bir bilgi çok hoşuna gider ve yanlışlıkla dışından okumaya başlar.
"Haa, şimdi anladım. Neredeyse DNA'larımız aynı. Kan meselesi demek böyle imiş. Kaldıramayan insanlar içinse hastalıktan başka bir şey değil. Ne kadar ölümcül olsa da çoğu kişi bunu içmek için can atıyor gibi. Krallıkta da buna benzer kitaplar okumuştum. Bu insanlar neden sürekli bir güç arayışında? Sürekli satrançtaki şah olmak istiyorlar. Oysaki vezir ondan daha güçlü ve çok yönlü olmasına rağmen doyumsuzlar resmen, ha."
"Herhangi bir Kara."
"Şissssss! Sessiz olsana biraz, kardeşim. Biz de okumaya çalışıyoruz ya. Ne görgüsüz herif bunlar."
Makuro:
"Pardon, pardon."
diyerek sessiz okumaya devam eder.
Kara:
"Pardon tabii, pardonlar çıkalı ayılar çoğaldı yav. Şimdi gitcem, öldüreceğim seni, haberin yok."
Yanındaki diğer Kara ise:
"Yav siktir etsene. Baksana, yeni herhalde. Bilmiyordur. Şu sıralar askeri sıkıntıdan dolayı kimse kimseyi öldürmeme emri aldı, unuttun mu? Elini boşuna kana bulama."
der.
Makuro tekrar kafasını kaldırır ve içinden:
"Sanki Karalarda kan mı var, gerzekler? Hep topu içtiğiniz kan var, amk kansızları sizi."
