Bugün yeni bir gün, yeniden doğuşumun ilk günü. İlk defa başka bir yere yolculuk yapıyorum. İçim kıpır kıpır sanki uçacak gibiyim fakat beklemeliyim biliyorum. Ah, umarım bu yolculuk bana yeni bir neşe ve umut getirir. Annem kapıdan seslendi.
"Derya neredesin hadi çabuk aşağıya in!"
"Tamam anne geliyorum."
Annem beni beklemeyecek gibi, sanki kendisi seyahat ediyor ne bu heyecan? Bavuluma son olarak da güneş kremimi ve gloss'umu koyuyorum. Evet, bitti. Kapıyı açtım. Çarpan rüzgar kumral saçlarımı havada süzerken derin bir "oh" çektim. İlk defa nefes alıyor gibiydim. Annem arabaya iki bavulumu da yerleştirmişti. Tatlı bir tebessümle el salladım.
"Kızım nerede kaldın, çabuk gecikiyoruz."
"Geldim ya, valla bu acelen nedir anlamadım."
"Uçağı kaçırırsan iki saat ağlayacaksın. Stresim ondan."
"Anne daha iki buçuk saat var. Nasıl kaçırabiliriz ki?"
"Belli olmaz yolda neler olacağı. Sen anneye bir de cevap mı veriyorsun hadi, hadi."
"Tamam..."
Ön koltuğa bindim. İçimde garip bir his vardı. Hiç bir şeyi unutmadığımdan emindim ama neden böyle acıyordu ki kalbim. O anda aklıma denizanası defterim geldi.
"Anne!"
"Efendim."
"Denizanası defterim vardı. Nerede biliyor musun?"
"Odandaydı."
"NE! ODAMDA MIYDI."
Annem bir anda arabayı istop ettirdi. Yüreğim ağzıma geliyordu. Derin, derin nefes alarak "Anne..." dedim. Bakışları çok sertti, biraz tırstım.
"Derya neden bağırıyorsun. Bir şey oldu zannettim. Of!"
"Denizanası defterimi evde unuttum galiba."
"Ah be kızım söyleseydin ya."
"Söyledim ya anne. Evde dedin."
"Unutacağını bildiğim için senden önce davrandım. Ön torpidoya bak."
Ön torpidoyu açtım. Denizanası defterim oradaydı. Sayfaları inceledim. Yaptığım bütün planlamalar bu defterin içindeydi.
"Nerede, nerede?" "Evet, buldum."
Sesli bir şekilde okumaya başladım.
"İlk harekatımız..."
Cümlem yarım kaldı. Anneme baktım. Bir açıklama borçluydum.
"Kusura bakma anne, sanırım sana açıklama yapmayı unuttum."
"Sanırım?" dedi alaycı bir şekilde.
"Bu defter benim için çok önemli, tüm seyahat ve planlamalarım içerisinde, biliyorsun."
"Biliyorum tabii ki bende o yüzden koydum ya."
"Sağol anne."
Annem gülümsedi. Arabanın radyosundan "Pérez Prado Sway" şarkısını açtı. Arabayı çalıştırdı. Bende defterime not aldığım tüm sehahatleri sesli bir şekilde okumaya başladım. Arabada geçirdiğim o yarım saat çok güzeldi. Pencereden dışarı sarkıp hızlanan ağaçları izlemek, rüzgara kapılmak ve derin bir nefes almak. Ah, işte o yaşıyorum hissi. Yarım saat sonra havalimanına ulaştık. Annem iki bavulumu da almaya çalışırken durdurdum.
"Anne ne yapıyorsun? Bir yerini inciteceksin birini bana ver."
"Bana bir şey olmaz."
"Anne lütfen."
"İnatçı kız. Hadi al."
Bir tane bavulumu bana uzattı. Okyanus mavisi bavulumla havalimanının içine doğru ilerledik. Güvenlikten sapasağlam geçtikten sonra check-in yaptırmaya geldi. Uzunca bir sıra bekledikten sonra sandalyesinde oturan orta yaşlardaki kadın pasaportumu sordu. Çantamın içini heyecanla açtım. O anda "Keşke önceden alsaydım." diye düşünürken pasaportu yere düşürdüm.
"Pardon bir dakika." dedim heyecanlı bir şekilde. Kadın sıkılmış gibi görünüyordu. Aldırmadan, yerdeki pasaportumu aldım.
"Hah, işte pasaportum ve kimliğim."
Görevli kadın gerekli belgeleri incelerken yandaki siyah bandın üzerini göstererek "Bavulunuzu koyabilirsiniz." dedi. Heyecanlıydım. Ekim ayağıma dolaşacak gibiydi. "Peki, tamam." dedim. "Ah cidden peki mi dedin..." diye düşünürken İki bavulumu da siyah bandın üzerine yerleştirdim.
"Vizeniz de tamam. Bu da biniş kartınız. Görevlilere teslim edeceksiniz unutmayın. İyi uçuşlar dilerim." dedi yüzüne istemsiz bir gülümseme takınarak. Pasaportumu, kimliğimi ve biniş kartımı elimde tutarak anneme doğru ilerledim. Heyecanlıydım. Biraz alık gibi görünüyordum ama orası ayrı bir konu. Annemin ellerini tuttum ve biniş kartımı gösterdim.
"İşte burada."
"Derya sakin ol biraz, sen benden daha heyecanlı görünüyorsun bak."
"Ama anne seyahat ediyorum hemde tam 8 gün 9 gece."
"Biliyorum, ah acaba seni göndermesem mi? Ne yapacağım acaba ben 8 gün 9 gece boyunca."
"Haha... Anne lütfen yapma."
"Hadi çok beklemede birazdan kalkacak uçağın."
"Nasıl yani saat kaç ki?"
"13.00"
"Ne 13.00 mı? Uçağım yarım saat sonra kalkacak. İki saat nasıl da hızlı geçti böyle."
"Sana dedim ben. Hızlı geçer diye ama işte." annem sözlerine devam etti. "Vedalaşalım da öyle uç yeni yolculuklara." annemin gözleri yaşardı. Sanki ilk defa uçuyordum aslında ilk defa bu kadar uzun uçuyorum orası ayrı da. Yine de beni de boğazlarımı düğüm, düğüm etmesi hiç hoş olmadı.
"Anne yapma ağlayacaksın ikimizi de."
Gülümsedi.
"Hadi sağlıklı git, sağlıklı son güzel kızım. Bu yolculukta önemli olan kendini keşfetmek ve öğrendiğin yeni bilgilerle yeni bir sen yaratmak." annem sözlerine devam etti. "Varınca aramayı unutma."
"Tamam." dedim uzaktan. Görevlilere kartımı uzattım, son bir kez daha arkama baktıktan sonra bekleme salonuna alındım. Demir sandalyelerin birine oturuverdim. İlk uçuş Yunanistan. "Beni bekle Yunanistan!" diye geçiriverdim içinden. Bağırmak için etraf hiç müsait değildi. Uçağa alınacak bölgede insanlar doluşmuştu bile. Nede olsa herkes uçağa alınacak bu kadar aceleci olmamalıyım diye düşündüğüm için biraz bekledim. Tam karşımda oturan yaşlı bir kadın sürekli bana bakıyordu. Rahatsız olmaya başlamıştım. Yaşlı kadına da niye bakıyorsun diyemediğim için öylece birbirimize bakıyorduk. İçimden "Moralimi hiç bir şey bozamaz." diye söylerken herkes içeriye yavaş yavaş alındığını fark ettiğim anda ayağa fırladım. Sıraya girdim. Biniş kartımı gösterdim. Ardından uçağın başında bekleyen görevlilere selam verdikten sonra yerine oturdum.
"7F." "7F..." "İşte burada. Oley pencere kenarı!" sanırım biraz fazla bağırmıştım. Ne yapayım ilk defa pencere kenarına oturacaktım. Daha doğrusu bir defa yurtiçinde anneannemlere giderken de pencere kenarı denk gelmişti ama bu başka, yurtdışına uçarken ilk defa pencere kenarına denk geliyordum. Herneyse yerini baya bir sevmiştim. Biraz önceki yaşlı kadını tekrardan fark ettim. Aslında yaşlı gibi görünmüyordu maşallah benden bile genç görünüyordu. Yaşlı kadın yavaşça bana doğru yaklaşmaya başladı, sadece bana bakıyordu. Tedirgin olmuştum. Ardından yanımdaki koltuğa oturuverdi. Bir anda yüzüm düştü ya da şok olmuştum. Bilemiyorum iki duyguyu da aynı anda yaşamak bana iyi gelmedi galiba. Yaşlı kadın tebessümle bana baktı. Aynı şekilde karşılık verdim. Çok tatlı birine benziyordu ama işin aslı bana sürekli bakması korkutuyordu. Yaşlı teyze bir anda;
"Μωρό μου" dedi.
Tanımadığım bu teyze yunanlıydı. Yunanca bilmediğim için üzülürken tedirgin bir şekilde
"I'm sorry, I don't understand..." (Özür dilerim, anlamıyorum.) dedim. Kadın gülümsedi.
"Τι όμορφο, τι όμορφο!"
"Imm... I'm sorry, I'm really don't understand." (Özür dilerim, gerçekten sizi anlamıyorum.)
Ben tekrarlamaktan utandım ama kadın beni utandırmaktan utanmamıştı. Aksine yüzü daha da çok gülmeye başladı. Ah, bu dil sorunu ne büyük bir ceza diye düşündüm.
"I'm know little girl. My name is Angeliki. Nice to meet you." (Biliyorum, küçük kız benim adım Angeliki. Tanıştığımıza memnun oldum.)
"Oh! I didn't know you knew English..." (Oh! İngilizce bildiğinizi bilmiyordum.)
"I know, because I didn't let on that I knew." (Biliyorum, çünkü bildiğimi belli etmedim.)
Tam olarak şu anda neler yaşanıyor diye düşünürken uçak havaya kalkmaya başladı. Nefesimi kısa bir saniye tuttum. Gökyüzüne doğru baktım. İşte o görüntü. Uzaklaşıyordum. Yeni bir yolculuk beni bekliyordu. Yaklaşık 2 saat sürecek bu uçak yolculuğunun sıkıcı olacağından endişe ediyordum fakat yanımdaki meraklı teyzeyle konuşmak iyi geliyordu. Uçağın kaptanı;
"Ladies and gentlemen, this is your captain speaking. Welcome aboard our aircraft.
Our flight to Athens will take approximately 2 hours. Please keep your seat belts fastened and switch all mobile devices to flight mode.
Sit back and enjoy the flight. Thank you."
(Bayanlar ve baylar, kaptanınız konuşuyor. Uçağımıza hoşgeldiniz. Atina'ya olan uçuşumuz yaklaşık 2 saat sürecektir. Lütfen emniyet kemerlerinizi takılı tutunuz ve tüm mobil cihazlarınızı uçuş moduna alınız. Arkanıza yaslanın ve uçuşun keyfini çıkarın. Teşekkür ederiz.)
Ah, o anda kalbim uçuşa geçmişti. Yaklaşık bir saat sonra telefonumun saatine bakmak için telefonumu açtım. Hostes kadın gezerken çaktırmadan telefonuma bakıyor, saati kontrol ediyordum.
Saat 14.30
Bir buçuk saat sonra Atina'da olacaktım. Duygularımı tercüme edemeden yanımda oturan meraklı teyze sorular sormaya başladı.
"Where are you from?You look like a Greek."
(Nerelisin, Yunanlılara benziyorsun.)
"No. I'm from Türkiye."
(Hayır. Turkiyeliyim.)
"Ohh! I understand, my mistake. You must have come to travel to Athens."
(Ohh, anlıyorum, benim hatam. Atina'ya seyahat için gelmiş olmalısın.)
"Yes, It will be my first trip, so I'm excited."
(Evet, ilk seyahatim, çok heyecanlıyım.)
duraksadım. Yaşlı kadının bu güzel sohbetine ayak uydurmak istedim ve sözümü;
"Actually, I'm heading to the Island of Crete." (Aslında, Girit adasına gideceğim.) diye tamamladım. O sırada pilot ineceğimizin talimatını verdi. İşte macera şimdi başlıyor dedim. Uçak yavaşça inerken derin bir nefes aldım. Gökyüzü güzel görünüyordu. Son bir kez daha baktım. Telefonumu çıkardım ve birkaç fotoğraf çektim. Gökyüzünün bu manzarasını bir daha ne zaman görecektim ki? Birkaç dakika sonra hostes kadın biraz sonra çıkabileceğimizin talimatını verdi. Heyecandan unutmuştum, yaşlı kadın kendini tanıtmıştı. Ben heyecandan unuttuğumu fark ettim. Kadına döndüm.
"I'm sorry. I didn't get a chance to introduce myself. I'm Derya. Nice to meet you. Your conversation was very enjoyable."
(Özür dilerim. Kendimi tanıtma fırsatım olmadı. Ben Derya. Tanıştığımıza memnun oldum. Sohbetiniz çok keyifliydi.)
İnsanlar yavaş yavaş çıkmaya başlamıştı. İşte o an maceramın başladığını anladım.
