Meruk; Izumi'ye kılıç tutmayı, savurmayı, savunmayı öğretti. Izumi'nin kılıca alışması bir saatten fazla sürmedi. Çok etkilenmiş değildi ancak hevesli olduğu kesindi.
Bir yandan da Enma, Shun'u basit dayanıklılık testlerine tâbi tutuyordu. Şınav, mekik, plano gibi egzersizleri abartı derecede fazla yapıyordu. Shun'un sert ve kaslı bedeninin ana kaynağı muhtemelen bunlardı.
Bir süre daha geçti ve Meruk sonunda Izumi'ye mana kullanmayı öğretmeye karar verdi.
"Mana nedir biliyor musun?" Meruk, Izumi'nin bilmediğinden emin olduğu bir soru yöneltti.
"Büyü gibi bir şey mi?" Izumi saf şekilde yanıt verdi. Yüzünde kesinlikle kararsız bir ifade vardı.
"Mana, insanın geliştirilebilir enerji kaynağıdır. Sen ona şekil ve biçim vererek tıpkı dediğin gibi büyü diye adlandırdığımız kavramı yaratırız." Meruk yeterli olacağını düşündüğü bir açıklama yaptı.
Izumi "Anlaşılan kaynağı tam olarak bilinmiyor." diye geçirdi içinden.
Meruk, Izuminin odaklanmasına yardımcı oldu. Diyaframında bulunan mana deposunu daha iyi hissedebilmesi için Izumi'nin gözlerini üzerinde kırmızı yazılar bulunan eski bir parşömen ile bağladı.
Izumi yüzünde bu parşömen varken bütün duyularından yoksun hissetti. Üzerinde oturduğu çimeni hissedemiyordu. Açık alandaki oksijenin kokusunu alamıyordu. Gözlerini açsa bile önünde parşömen yoktu sanki. Dili nemli veya kuru değildi, sanki yoktu. Etrafındaki insanların çatışmalarını, bağırmalarını veya konuşmalarını hiçbir şekilde duyamıyordu.
Izumi sanki ışıklardan uzak bir boşluğun içinde öylece yuvarlanıyordu. Ancak asla paniklemedi. Meruk bunları yaşayacağını önceden ona anlatmıştı.
Buna kara parşömen deniyordu. Günahkâr bozerleri yargılayabilmek adına öldürmek yerine etkisiz hale getiriyorlardı.
Çok uzak olmayan bir tarihe kadar yargı sistemi yokmuş ancak zamanında günahkar bir bozer, yapmadığı bir şey yüzünden öldürülünce; onun yakın arkadaşı kırmızı seviye bir başka bozer çoğu yere adeta kıyameti getirmiş!
Bunun üzerine yargı sistemi getirilme kararı alınmış ve günahkarlar da dahil herkes, bir cezadan önce sorgulanma ve yargılanma ile cezanın boyutuna karar verilmeye başlanmıştır.
...
Izumi o esnada odaklanmaya ve mana deposunu hissetmeye çalışmaya devam ediyordu. Bir kere hissedebilirse bir daha asla zorlanmayacaktı. Tıpkı bir insanın kulaklarını oynatmayı öğrenebilmesi için önce kulaklarını hissedebilmesi gerektiği gibi.
Izumi odaklanmaya devam etti. Sessizliğin içinde gömülü ve varlık kavramından uzak bir yerde ne kadardır durduğunu bilmiyordu. Çok uzun zaman geçmiş gibi ama aynı zamanda daha yani başlamış gibi hissediyordu. Sanki uykudaydı.
Ve devam etti. Odaklanmak, Izumi'nin içini başta tamamen huzur ile doldurmuştu. Fakat şimdi alışmıştı. Artık kesinlikle hiçbir şey hissetmiyordu.
Fakat bir anda bir şey oldu. Izumi'nin kalbi çarptı. Hayır, bu kalp değildi. İçinde bir şey deli gibi pompalanıyordu sanki. Ancak kalbinde değil, diyaframında. Bu yaşandıktan hemen sonra gözlerindeki parşömen söküldü ve ay ışığı altındaki Meruk gülümseyerek Izumi'ye bakıyordu.
"İyi iş! Ortalamanın üzerinde bir başarıydı bu." Meruk gülümseyerek Izumi'yi tebrik etti. Izumi şaşkınca etrafındaki boş araziye bakıyordu.
Bozerlerin çoğu ayrılmış sadece çok azı kalmıştı.
"Kaç saattir burdayım?" Parşömeni takarken güneş yeni yeni batıyordu fakat şuanda güneşten eser yoktu. Sanki gece yarısıydı.
"Biraz daha geç başarsaydın yedi saat olacaktı. İnsanlar genelde on saatten önce başaramazlar." Meruk her şeyden habersiz Izumi'nin endişesini almaya çalışıyordu.
"Anladım. Shun eve mi gitti?" Izumi etrafta Shun'u göremeyince sakinleşmiş sesi ve endişesi ile Meruk'a sordu.
"Yakınlardaki bir handa yemek yiyor olmalılar. Sen de açsın değil mi? Gel biz de gidelim." Meruk Izumi'ye karşı daha ilgili davranıyordu. Bu ortalamanın üstündeki başarısı yüzünden miydi? Izumi bunu sevmemiş değildi.
Ayağa kalkarken midesinde büyük bir ağrı hissetti. Gerçekten de acıkmıştı anlaşılan.
"H-hey noluyor bana?!"
Bedeninden yarı saydam beyaz renkli buhar gibi bir yapı durmaksızın sızıyordu. Izumi Meruk'a baktığı zaman onun sakin yüzünü gördü ve panik yapmadı.
"Mana deponu kullanmayı öğrendin fakat durduramıyorsun. Şuanda fiziksel olarak normal olduğundan daha güçlüsün." Meruk bir anda çimen arazinin biraz ilerisindeki ağaçlık alana doğru yürümeye başladı. Omzunun arkasından Izumi'ye onu takip etmesi için de kısa bir bakış attı.
Ağaçlık alana yeterince yaklaştıklarında Izumi içinin tamamen karanlık olduğunu farketti. Burası sonu olmayan bir ormandı!
"Yumruk at, hadi." Meruk, önlerinde duran ağacı işaret ederek Izumi'nin vurmasını istedi.
Izumi başta tereddüt etse de ağaca yumruk attı ve elinde hiçbir acı hissetmedi. Biraz daha net baktığı zaman ise ağaçta hiçbir sıradan yetişkinin tek yumrukta yapmayacağı seviyede bir göçük oluşmuştu.
"Şuanda manayı bir noktada toplayamıyorsun. Onu öğrendiğin zaman bu ağacı tek yumrukta yerinden sökebilirsin." Meruk gözlerini kısarak Izumi'nin içini güven ile doldurdu.
Izumi çok sevinmişti. Gerçekten çok sevinmişti. Hayatında ilk kez büyü yapmıyordu belki de ama ilk kez gerçekten değerli bir şey başardığını hissetti ve heyecan ile dolup taştı.
Ağaçlara, çimenlere hatta havaya bile acemice tekme ve yumruklar savururken birkaç metre uzaktaki Meruk onu gülerek izliyordu. Gri saçları ay ışığı altında hafif rüzgar ile dalgalanıyordu.
Izumi çok eğleniyordu. Hayatının en mutlu gününü yaşamış gibiydi. Aniden büyük bir yorgunluk zihnine vurdu ve bayılmak üzere gibi hissetti. Ona bakan Meruk'a doğrudan baktı ve gözlerini sevimli şekilde kıstı. Mor saçları ay ışığı altında hafif rüzgar dalgalanıyordu.
İki bozerin bakışları kesişti ve Izumi bayılmadan önce ona son bir şey söylemek istedi.
"Teşekkür ederim..."
———
Apesca İmparatorluğu İkinci Başkent Varenius.
Gece zifiri karanlıkta tepeye doğru gür siyah saçları ile cüsseli bir adam tırmanıyordu. Adımları sağlam, nefesi ağırdı. Kürkten yapılmış sıcak bir giysi ve sıkı botları ile tepedeki evlerden birine yaklaştı ve kapıyı tıklattı..
"Geldim~"
İçeriden tatlı ve bir o kadar zarif bir kadının sesi duyuldu. Kapı açıldı ve kadın karşısında ensesine kadar kaplayan siyah saçlara ve bir vampiri andıran kırmızı gözlere sahip, sakalları olan ancak yüz hatlarını kapatmayan bir adamı buldu.
"Hayatım hoş geldin. Üşümüşsün..." Kadın elini adamın yanağına nazikçe yerleştirdi.
"Ayı sonunda ava yakalanmış. Ormanın her yerinde kan izleri vardı." Adam elindeki baltayı masanın kenarına koydu. Üstündeki kürkü çıkarttı ve sandalyelerden birine oturdu.
Kadın onun için endişeleniyordu. Yaşadıkları tepede gezen bir ayı vardı ve çevreye tehlike saçıyordu.
Kadının dağınık kahverengi saçları ve yeşil gözleri oldukça çekici bir ışıltı yayıyordu.
İkisi Shun ve Shiki'nin ebeveynleriydiler.
Babası Kaizen ve annesi Hinari. Yıllarca beraber yaşamışlar ve çok iyi anlaşıyorlardı. Çocukları olduğu zaman ikisinin de birer bozer olduğunu gören babası bu şansı iyi değerlendirmek istedi.
Oğlunun güçlü ve yenilmez, kızının kuvvetli ve sözü geçen birer bozer olmalarını diledi. Onları şımarık olmayacak şekilde yetiştirdi ve elindekiler için her zaman şükretmeyi öğretti.
Başkentte yaşadıklarından ekonomik olarak iyi oldukları anlaşılıyordu. Kaizen oldukça güçlü bir avcıydı. Ne kadar güçlü ise o kadar çok kazanır. Hinari saygın ve güvenilir bir ticaretçiydi. İkisi kesinlikle mükemmel uyumluydular.
Shun ve Shiki sekiz yaşına geldiklerinde onları bir tanıdıkları olan bozer Enma'nın da bulunduğu üçüncü başkent Imperium'a gönderdiler.
Shun'un Enma'ya olan hayranlığı oldukça eskilere dayanıyordu. Shun bozer olduğu için dışlandı ve kendisini çok yalnız hissetti. Soluk mor gözlere sahip yaşıt bir çocuk ile tanışana kadar...
"Çocukların evrakları hazır mı? Neredeyse bir ay oldu." Kaizen doğal bir ses tonu ile karısına soru yöneltti. Shun ve Shiki'nin ana para ve yemek kaynağı bu şekilde karşılanıyordu.
"Evet, hazır fakat hava karardı. Yarın bir tüccardan ulaştırmasını isteriz." Hinari güven verici şekilde yanıt verdi ve gülümsedi.
Bunu duyan Kaizen küçük bir tebessüm ile karşılık veri ancak ardından ciddi bir ifade takındı.
"Tatlım?" Hinari birşey olup olmadığından emin olmak için Kaizen'in yanına yaklaştı.
"Bir adam gördüm. Şehir meydanında. Biraz tuhaf davranıyordu. İçimde kötü bir his var." Kaizen'in bahsetmeye çalıştığı şeyi Hinari anlamamıştı. Bu çok mu önemli bir şeydi?
"Bir daha görmezsin bile kafana takma. Öyle delilere sıklıkla rastlıyoruz." Hinari Kaizen'i alnından öptü ve "İşleri bitirdim ben yatağa geçiyorum." diye ekledi.
"Tamamdır hayatım geliyorum ben de." diye yanıtladı Kaizen. Ne kadar rahatlamış gibi yanıt verse de hala aklında gördüğü o adam vardı. Bunun sebebi ise gerçekten tuhaf davranmasıydı. Sanki, ölümden korkmuyordu. Bu çok tuhaftı.
*************************************************
