Suko günlerdir hiçbir şey yapmıyordu. Gücünü bastırmak bile sayılmazdı çünkü ortada bastırılan bir şey yoktu. Sanki gerçekten sıradan bir öğrenciydi. Ne aura, ne baskı, ne gariplik. Akademi ilk defa onun varlığını "normal" diye etiketledi.
Bu durum en çok sınıftaki bir kişinin dikkatini çekti.
Arka sıralardan bir kız.
Saçları koyu renkliydi, gözleri sürekli Suko'ya kayıyordu ama bakarken yakalanmamaya çalışıyordu. Diğerleri gibi "garip çocuk" gözüyle bakmıyordu. Daha çok… merakla.
Ders çıkışı herkes dağılırken kız bilerek yavaşladı. Suko da umursamazca koridora çıktı. Tam yanından geçerken kız konuştu:
"Şey… Suko değil mi adın?"
Suko durdu. Döndü. "Evet."
Kız biraz duraksadı. "Hiç ölçüm sonucu çıkmaması… garipti. Ama kötü anlamda değil."
Suko omuz silkti. "Benim için de sürprizdi."
Yalan değildi. Gerçekten umrunda değildi.
Kız gülümsedi. "Ben Lyria. Aynı sınıftayız ama sen hep yalnız duruyorsun."
Suko cevap vermedi. Bu sessizlik çoğu kişiyi rahatsız ederdi. Lyria'yı etmedi.
"İstersen beraber yemekhaneye gidebiliriz," dedi. "Zorunlu değil tabii."
Suko bir an düşündü. Gücü kapalıydı. Geleceği görmüyordu. Zamanla oynamıyordu. İlk defa gerçekten bir karar veriyordu.
"Olur," dedi.
Bu tek kelime, akademide görünmeyen bir şeyin yer değiştirmesine neden oldu. Kimse fark etmedi. Zaten fark edilmemesi gerekiyordu.
Yemekhanede sıraya girdiler. Lyria konuşuyordu, Suko dinliyordu. Garip olan şuydu: Normal bir sohbetti. Ne kader, ne evren, ne tanımsızlık.
Tam oturacaklarken Kaneki uzaktan baktı. İçine yine o tanıdık ama isimsiz his çöktü. Suko'ya bakarken başı hafifçe ağrıdı.
"Tanıyorum seni," diye mırıldandı kendi kendine. "Ama nereden…"
Suko bunu hissetti. Ama müdahale etmedi.
Çünkü ilk defa, hiçbir şeye karışmamak istiyordu.
Ve bu, şimdiye kadar yaptığı en tehlikeli şeydi.
