Cherreads

Chapter 4 - BÖLÜM 4 — KARANLIĞIN İÇİNDE

Lavinia

Akşam saatleri ilerledikçe restoranın içindeki hareketlilik yavaş yavaş sönmeye başlamıştı. Gün boyu süren yoğunluk yerini ağır bir yorgunluğa bırakırken, ışıklar daha loş hale getirildi, masalar birer birer boşaldı. Kristal bardakların sesi artık daha seyrek duyuluyor, çalışanlar kapanış hazırlıklarını sessizce tamamlıyordu.

Günün son siparişlerini teslim ettikten sonra tezgâhın arkasında birkaç saniye durdum. Omuzlarım hafifçe düşmüştü; bedenimdeki yorgunluk artık gizlenemeyecek kadar belirgindi.

Adrian ve beraberindeki kalabalık saatler önce gitmişti ama onun varlığı hâlâ hissediliyordu. Ne zaman boşluk bulsam zihnim istemsizce o ana, o bakışlara dönüyordu. Bu durum beni sinirlendiriyordu çünkü kontrolümü kaybetmekten nefret ederim.

Kapanış saati geldiğinde restoran tamamen boşalmıştı. Son kontroller yapıldı, ışıklar kapatıldı ve kapılar kilitlendi. Çantamı omzuma aldım, saçlarımı gevşettim ve dışarı çıktım. Los Angeles gecesi kendine has bir şekilde canlıydı ama restoranın bulunduğu arka sokak daha sessizdi. Sokak lambalarının sarı ışığı asfaltın üzerine yayılıyor, uzaktan geçen arabaların sesi yankı gibi geliyordu.

Otoparka doğru yürürken topuklarımın sesi beton zeminde net bir şekilde duyuluyordu. Her şey normaldi ama içimdeki huzursuzluk yine oradaydı. Sabahki rüyanın etkisi geçmemişti sanki. Adımlarımı biraz yavaşlattım, etrafıma baktım. Arabamı birkaç sıra ileride gördüm.

Tam anahtarımı çıkarmak için çantama uzandığım anda arkamda bir hareket hissettim.

Refleksle döndüm.

Ama geç kaldım.

Bir adam kolumu sertçe yakaladı. Hızla geri çekilmeye çalıştım ama aynı anda iki kişi daha etrafımı sardı. Birkaç saniye içinde etrafım sarıldı.

Beş kişi.

Hepsi koyu renk takım elbiseli, düzenli ve dikkatliydi. Sokak serserilerine benzemiyorlardı. Daha profesyonel, daha planlıydılar.

Bakışlarım sertleşti.

"Bırak."

Sesim düşük ama kesin çıktı.

Ortadaki adam hafifçe gülümsedi.

"Bay Richard Arven seni görmek istiyor."

Bu isim içime soğuk bir bıçak gibi saplandı.

Babam.

Yüzümdeki ifade değişmedi ama gözlerim daha fazla sertleşti.

"Onunla bir işim yok."

Adam bir adım daha yaklaştı.

"Ama onun seninle var."

Kolumu kurtarmaya çalıştım.

"Beni zorla götüremezsiniz."

Adamın sesi bu kez daha sertti.

"Bunu test etmeye gerek yok."

O an beklemedim. Aniden hareket ettim, bileğimi tutan adama sertçe karşılık verdim, diğerine dirseğimle vurdum. Kısa bir anlık boşluk yarattım. Ama bu yeterli olmadı.

Çünkü bu adamlar hazırlıklıydı.

Bir tanesi arkamdan kolumu kilitledi, diğeri omzunu bastırdı. Dişlerimi sıktım, mücadeleyi bırakmadım ama sayı fazlaydı. Ve kolum gerçekten acıdı.

"Bırakın beni!"

Bu kez sesim yükseldi.

Ama otopark boştu.

Ve sessizlik…

Kimseyi çağırmıyorum.

İşte o anda karanlığı yaran güçlü far ışıkları otoparkın girişinden içeri süzüldü. Işık doğrudan üzerlerine vurunca adamlar istemsizce duraksadı. Gözlerimi kısarak ışığın geldiği yöne baktım.

Siyah bir araç yavaşça yaklaşıyordu.

Araba durdu.

Motor sesi kesildi.

Kapı açıldı.

Adrian Vale arabadan indiğinde ortamın havası bir anda değişti. Bu değişim ani ve sertti; az önce kontrolü elinde tutan o beş adamın duruşu bile fark edilir şekilde gerildi.

İçlerinden biri istemsizce geri adım attı.

Adrian ağır ama kendinden emin adımlarla yaklaştı. Gri gözleri önce bana, sonra adamlara kaydı. Yüzünde hiçbir duygu yoktu.

Ama o sessizlik…

Tedirgin ediciydi.

Bir süre kimse konuşmadı.

Sonra Adrian durdu.

"Onu bırakın."

Sesi yüksek değildi.

Ama tartışmaya açık da değildi.

Adamlar birbirine baktı. İçlerinden biri öne çıktı ama bakışları artık eskisi kadar kararlı değildi.

"Bu, Richard Arven'ın emri."

Adrian'ın bakışları değişmedi.

"Benim söylediğim daha önemli."

Bu cümle sakin bir şekilde söylendi ama etkisi ağırdı. Adamın boğazı düğümlendi. Kararsızlık yüzüne yansımıştı.

Adrian bir adım daha yaklaştı.

Bu küçük hareket bile yeterli oldu.

Çünkü bu adamlar onun kim olduğunu biliyordu.

Onun ne yaptığını…

Neler yapabileceğini…

Ve neleri hiç düşünmeden yapacağını.

"Lafımı tekrarlamaktan hoşlanmam," dedi.

Bu kez sesinde en ufak bir sabır yoktu.

Beni tutan eller bir anda gevşedi. Adamlar yavaşça geri çekildi. Hiçbiri Adrian'ın gözlerinin içine bakamıyordu artık.

İçlerinden biri dişlerini sıkarak konuştu.

"Bu burada bitmez."

Adrian'ın cevabı gecikmedi.

"Zaten başlamadı."

Bu söz, açık bir tehditti.

Ama bağırmadan, zorlamadan…

Sadece söylenerek.

Adamlar daha fazla uzatmadı. Geri çekildiler, sonra hızlı adımlarla otoparktan çıktılar. Arkalarında sadece ağır bir sessizlik bıraktılar.

Birkaç saniye olduğum yerde kaldım. Nefesim hâlâ düzensizdi ama kendimi toparlamaya çalıştım. Ellerim hafif titriyordu ama bunu bastırmaya çalıştım.

Adrian bana doğru yaklaştı.

"Yaralandın mı?"

Başını hafifçe salladım

"Hayır."

Kısa bir sessizlik oldu. Gözlerimi ondan ayırmadan konuştum.

"Burada ne işin vardı?"

Adrian'ın cevabı basitti.

"Geçiyordum."

Bu cevabın ne kadar doğru olduğu belirsiz tabi.

Bir an sustum, sonra kaşlarımı hafif çattım.

"Onlar babamın adamlarıydı."

Adrian başını hafifçe eğdi.

"Biliyorum."

"Bu ilk değil," dedim daha düşük bir sesle. "Ama ilk kez bu kadar ileri gittiler."

Adrian birkaç saniye beni izledi. Sonra etrafına kısa bir bakış attı, sanki hâlâ bir tehdit var mı diye kontrol ediyordu.

"Artık yalnız dolaşma," dedi sakin bir şekilde.

Bu bir emir gibi değildi.

Ama hafife alınacak bir ton da değildi.

Tekrar kaşlarımı çattım.

"Buna alışkınım."

Adrian'ın bakışları kısa bir an sertleşti.

"Bu gece gördüğün şey alışkanlıkla çözülecek bir durum değil."

Cevap vermedim. Çünkü bunun doğru olduğunu biliyorum.

Kısa bir sessizlik oluştu. Gece daha da kararmış, otopark daha ıssız hale gelmişti.

Adrian cebinden anahtarını çıkarıp arabasının kapısını açtı, sonra başıyla hafifçe işaret etti.

"Seni bırakayım."

Biraz tereddüt ettim.

Ama bu kez içimdeki ses… itiraz etmedi.

More Chapters